Onlar bilmezler mi ki; Kuşkusuz “Allah dileyen (kâinatta geçerli tabii kanunlarını gözeterek, çalışıp çabalayan ve rızkı kazanmak için sebeplere sarılan) kimse için rızkı yayıp bir ölçüye göre takdir eder (verir). Şüphesiz bunda, inanan bir toplum için ayetler (mesajlar, dersler) vardır. *
(*) Şüphe yok ki Allah, her konuda olduğu gibi rızık konusunda da yasalar koymuştur. Bu yasaların başında, insan çabasının karşılıksız kalmayacağı (وأن ليس للانسان الا ما سعي)’’ Şüphesiz (gerek dünyada gerek ahirette) her insana kendi emeğinden başkası verilecek değildir/ herkes ancak emeğinin karşılığını alacaktır’’ şeklindeki ilâhî kuralı gelir (53: 39). Bir başka ayet, rızık konusunda ilk adımın insandan beklendiğini ifade eder (65: 3). Bu nedenle ayetin meali ‘’Elbet senin Rabbin dileyen (yani Rabbinin kâinatta geçerli tabii kanunlarını gözeterek, çalışıp çabalayan ve rızkı kazanmak için sebeplere sarılan) kimseler için rızkı yayıp bir ölçüye göre takdir eder/ verir’’ şeklinde olması Kur’an’ın bütünlük açısından daha doğru ve isabetlidir. Çünkü rızkın kaynağını yaratan ve rızkı veren Allah Teâlâ’dır. Kul, Allah’ın kâinatta geçerli tabii kanunlarını gözeterek, çalışır, çabalar, sebeplere sarılır ve rızkı kazanmak için tercihte bulunur. Allah da onun bu tercih ve çabasına göre rızkını yaratır. Rızkı kazanmak için gerekli girişimde bulunmak kuldan, rızkın kaynağını yaratmak ise Allah’tandır. Ayrıca rızkı dilemek, onun için çalışıp çabalamak kula ait, kulun rızkını yaratıp vermek ise Allah’a ait olduğunu Şûra sûresi 20. ayet bunun açık göstergesidir. Bu ayette göre hem dünya kazancını ve rızkını isteyen, hem de ahiret kazancını isteyen insanlardır, onların bu isteklerine karşılık veren ise yüce Allah’tır. Demek ki, dileyen, isteyen ve çabalayan kuldur, rızkı yaratan ve veren ise yüce Allah’tır.