close
close
Kelimenin Kök Hâli ve Türevleri
close

Zumer Sûresi 44. Ayet Meali

Türkçe Transcript
swap_vert close
Kul li(A)llâhi-şşefâ’atu cemî’â(an)(s) lehu mulku-ssemâvâti vel-ard(i)(s) śümme ileyhi turce’ûn(e)
Abdulbaki Gölpınarlı
swap_vert close
De ki: Bütün şefaat, Allah'ın; onundur göklerin ve yeryüzünün saltanatı ve tedbiri, sonra da dönüp onun tapısına gideceksiniz.
Abdullah-Ahmet Akgül
swap_vert close
De ki: "Şefaatin tümü Allah’ındır. (O’nun izni ve iradesi dışında kimse kimseye şefaatte bulunamayacaktır.) Göklerin ve yerin mülkü O’nundur. Sonra (hepiniz) O’na döndürüleceksiniz."
Abdullah Parlıyan
swap_vert close
De ki: “Şefaat hakkını verme yetkisi, yalnız Allah'a aittir. Gökler ve yer üzerindeki hakimiyet de yalnız O'nundur ve sonunda O'na döndürüleceksiniz.”
Ahmet Tekin
swap_vert close
“-Benzersiz-eşsiz sıfatlarla tek başına kudret ve tasarruf kullanmak, bütün şefaat edenler ve edilenler konusunda rıza gösterme, melekut aleminde ilgililerin tamamını yetkilendirme, aracısız kulluk ve ibadetlerin tümüne liyakat, her iş ve oluşta her türlü hayra vesile olmak yalnız Allah'a aittir. Çünkü göklerin, yerin mülkü ve hükümranlığı O'nun elindedir. Üstelik O'nun huzuruna götürülüp hesaba çekileceksiniz.” de.
Ahmet Varol
swap_vert close
De ki: "Şefaatin tümü Allah'ındır. [2] Göklerin ve yerin hükümranlığı O'nundur. Sonra O'na döndürülürsünüz.
2.Yani şefaat hakkı tamamen Allah`ın iznine bağlıdır.  
Ali Bulaç
swap_vert close
De ki: 'Şefaatin tümü Allah'ındır. Göklerin ve yerin mülkü O'nundur. Sonra O'na döndürüleceksiniz.'
Ali Fikri Yavuz
swap_vert close
De ki: “- Bütün şefaat Allah'ın kudretindedir. Göklerin ve yerin mülkü O'nundur. Sonra (ahirette) hep döndürülüb O'na götürüleceksiniz.”
Bahaeddin Sağlam
swap_vert close
De ki: “Bütün şefaat yetkisi Allah’ındır. Göklerin ve yerin mülkiyeti yalnızca O’nundur. En sonunda hepiniz O’na döneceksiniz.
Bayraktar Bayraklı
swap_vert close
De ki: “Bütün şefaat Allah'ındır. Göklerin ve yerin hükümranlığı O'nundur. Sonra O'na döndürüleceksiniz.”
Besim Atalay
swap_vert close
Diyesin ki: «Şefaatin hepsi Allahındır, göklerin, yerin mülkü de O'nun, O'na döneceksiniz!»
Cemal Külünkoğlu
swap_vert close
De ki: “Şefaat, tümden ve sadece Allah'ındır. Gökler ve yer üzerindeki otorite (yalnız) O'nundur ve sonunda yalnız O'na döndürüleceksiniz.”
Bkz. 2/123, 255, 6/51, 70, 10/3, 20/109 ve açıklaması, 34/23 ve dipnotu; 53/26  
Cemil Said
swap_vert close
Allâh’ın izni olmaksızın kimse şefa’at idemez semâvât ve arz hep ânındır. Hepiniz âna rücû’ ideceksiniz.
Diyanet İşleri (Eski)
swap_vert close
De ki: "Bütün şefaat Allah'ın iznine bağlıdır. Göklerin ve yerin hükümranlığı O'nundur. Sonra O'na döneceksiniz."
Diyanet İşleri (Yeni)
swap_vert close
De ki: “Şefaat tümüyle Allah’a aittir. Göklerin ve yerin hükümranlığı O’nundur. Sonra yalnız O’na döndürüleceksiniz.”
Kur'an Yolu (Diyanet İşleri)
swap_vert close
De ki: “Şefaat etme yetkisi bütünüyle Allah’a aittir; göklerin ve yerin hükümranlığı O’nun elindedir; sonunda kaçınılmaz olarak dönüp O’na varacaksınız.”
Diyanet Vakfı
swap_vert close
De ki: Bütün şefâat Allah'ındır. Göklerin ve yerin hükümranlığı O'nundur. Sonra O'na döndürüleceksiniz.
Edip Yüksel
swap_vert close
De ki, "Tüm şefaat ALLAH'a aittir." Göklerin ve yerin yönetimi O'na aittir. Sonra O'na döndürüleceksiniz.
Bak 2:48.  
Elmalılı Hamdi Yazır
swap_vert close
De ki: "Bütün şefaat Allah'ındır. Göklerin ve yerin mülkü O'nundur. Sonra hep döndürülüp O'na götürüleceksiniz."
Elmalılı Meali (Orijinal)
swap_vert close
De ki Allahındır o şefaat bütün, onundur mülkü Göklerin ve Yerin, sonra hep döndürülüp ona götürüleceksiniz
Emrah Demiryent
swap_vert close
De ki: “Bütün şefaat (yetkisi) Allah’ındır. (Şefaat sadece mü’mine hastır. Bir mü’minin başka bir mü’mine şefaat edebilmesi Allah’ın iznine bağlıdır. Kâfirler şefaat edemez, şefaate mazhar da olamazlar.) Göklerin ve yerin mülkü O’nundur. Sonra (hesap vermek üzere), O’ (nun manevi huzuru) na döndürüleceksiniz.
Erhan Aktaş
swap_vert close
De ki: “Şefaat etme tamamıyla Allah'ın elindedir.¹ Göklerin ve yerin egemenliği yalnızca O'na aittir. Sonra O'na döndürüleceksiniz.
1- Kur'an, “şefaat” anlayışını ve inancını kesin olarak reddetmektedir. Nebiler de dâhil hiç kimsenin şefaat etme hakkı yoktur. Allah'ın yanı sıra başkalarının şefaat edeceğine inanan bir kimse müşrik olur.  
Hasan Basri Çantay
swap_vert close
De ki: «Bütün şefaat (hakkı) Allahındır. Göklerin ve yerin mülk (-ü tasarrufu) onundur. Nihayet (hepiniz) ancak Ona döndürü (lüb götürü) leceksiniz».
Hayrat Neşriyat
swap_vert close
De ki: “Şefâat tamâmen Allah'a âiddir. Göklerin ve yerin mülkü, O'nundur. Sonra ancak O'na döndürüleceksiniz.”
İhsan Aktaş
swap_vert close
De ki: “Tümüyle şefaat yalnız Allah’a aittir. Gökler ve yerküre (kâinat) üzerindeki otorite onundur ve sonunda (amellerinizin hesabı görülmek üzere) yalnız ona döndürüleceksiniz.” *
(*) Bu ayet, ahiretteki “şefaat” anlayışını ve inancını kesin olarak reddetmektedir. Nebiler de dâhil ahirette hiç kimsenin şefaat etme hakkı yoktur. İzin verilen nebilerin ve müminlerin şefaati ise sadece dünyadadır, ahirette değil. Dünyada iken yüce Allah kimler için şefaate/dua, istiğfar ve bağışlanma talebinde bulunmak için/ izin vermişse, işte dünyada peygamberler ve müminler onlar için şefaatte /dua ve istiğfarda bulunabilirler. Ama bu izin de sadece muvahhid kimseler için geçerlidir. Örneğin: Hz. İbrahim kendi babası için dua ve istiğfarda, yani şefaatte bulunmak istiyor, ama babası muvahhid olmadığından yüce Allah Hz. İbrahim’e istiğfar/ şefaat izni vermiyor. Hz. Nuh’un kendi oğlu için ve Hz. peygamberin ölen münafıklar için istiğfarlarının/şefaatlerinin yüce Allah tarafından kabul olmayışı buna birer örnektir. Demek ki, peygamberlerin ve müminlerin şefaati/ dua ve istiğfarları dünyadadır, ahirette değil. Çünkü dünya hayatı, iman, ameli salih, kulluk, ibadet, dua ve istiğfar yeridir, bunların hasılatı ise ahirettedir. İşte tek başına Nisa- 85. ayet bile muvahiddler için izin verilen şefaatin yeri ahirette değil, dünyada olduğunu göstermektedir. İşte ilgili ayet: (Nisa -مَّن يَشْفَعْ شَفَاعَةً حَسَنَةً يَكُن لَّهُ نَصِيبٌ مِّنْهَا ۖ وَمَن يَشْفَعْ شَفَاعَةً سَيِّئَةً يَكُن لَّهُ كِفْلٌ مِّنْهَا ۗ الخ (85 ‘’Kim (dünyada) güzel bir şekilde (bir kimseye) şefaat (yardım) ederse (iyi bir iş için ona yardımcı veya aracı olursa), yapılan o güzel şeyden (işten) dolayı (sevaptan) ona bir pay olur. Kim de (dünyada) kötü bir şekilde (bir kimseye) şefaat (yardım) ederse (kötülük yapmasına sebep veya aracı olursa), o yardım ettiği kötülüğün sonucundan kendisinin de bir payı (vebali) olur. Allah ise, herşeyi gözetleyip kayıt altına alandır.’’ deniliyor. İşte bu nedenle bütün peygamberler dâhil insanların birbirlerine olan şefaatleri/maddi ve manevi yardımları ahirette değil, sadece dünyadadır. Bu şefaat maddi de olabilir, manevi de olabilir. Çünkü İnfitar- 19. ayette açık ve kesin bir şekilde, ‘’o gün hiçbir kimse başkasına fayda sağlayamayacağı’’ anlatılır. Ama yüce Allah’ın şefaati ise, yani yardımı hem dünyada hem de ahirette olur. İşte bunun şiari şöyledir: (الشفاعة في الدنيا وحصادها في الاخرة) ‘’şefaat/dua, rica, istiğfar vs. dünyadadır, onun hasadı/ürünü/ ise ahirettedir. (الله اعلم)  
İlyas Yorulmaz
swap_vert close
Deki “Bütün şefaat etme yetkisi Allah’a aittir. Göklerde ve yerde olanların tümü ona aittir ve O’na döndürüleceksiniz.”
İsmayıl Hakkı Baltacıoğlu
swap_vert close
De ki: "Kayırma yalnız Allah’a yaraşır. Yerlerin, göklerin hakanlığı Onundur. Sonunda sizler ancak Ona döndürüleceksiniz."
İsmail Hakkı İzmirli
swap_vert close
De ki bütün şefaat Allah/ın iznine bağlıdır. Göklerin, yerin mülkü O/nundur. Nihayet kıyamette O/na döneceksiniz.
İsmail Yakıt
swap_vert close
De ki: “Bütün şefaat Allah’a aittir. Göklerin ve yerin hükümranlığı/mülkü de O’na aittir. Sonra O’na geri döndürüleceksiniz.”
Kadri Çelik
swap_vert close
De ki: “Şefaatin tümü Allah'ındır. Göklerin ve yerin mülkü O'nundur. Sonra da O'na döndürüleceksiniz.”
Mahmut Kısa
swap_vert close
Bu konuda kesin hükmü bildirmek üzere de ki: “Şefaat etme hak ve yetkisi, bütünüyle ve yalnızca Allah’ın elindedir. O hâlde, hiç kimse Allah’ın izni olmadan kalkıp şefaat etmeye cüret edemez. Kimin, kimlere şefaat edeceğine yalnızca O karar verir. Öyle ya; göklerin ve yerin hükümranlığı yalnızca O’na aittir ve siz ey insanlar, eninde sonunda ölümü tadacak ve yaptıklarınızın hesabını vermek üzere, mutlaka O’nun huzuruna çıkarılacaksınız.Bakın; Kur’an’ı kendisine rehber edinmeyen insan nasıl doğru yoldan sapıyor:
Mahmut Özdemir
swap_vert close
De ki: “Şefaat topluca Allah’a aittir. Yer’in ve Gökler’in mülkü / yönetimi O’na aittir. Sonra O’na döndürülürsünüz”.
Mehmet Çakır
swap_vert close
De ki: "Şefaat olayı, Allah'ın tekelindedir." Göklerin ve yerin tek hakimi odur. Eninde sonunda ona döneceksiniz.
Mehmet Çoban
swap_vert close
“Bütün şefaat Allah’ındır. Göklerin yerin hükümranlığı O’nundur. Sonra O’na döndürüleceksiniz. Allah ne yapıp yapmadığınıza en güzel şahitlik edendir. Siz kendinize Allah’tan başka şahitler mi arıyorsunuz? Bilmiyor musunuz? Allah’ın şahitliği yalanlara dayanmaz!
Mehmet Okuyan
swap_vert close
De ki: “Şefaat tamamen ve yalnızca Allah’a aittir. [*] Göklerin ve yerin otoritesi yalnızca O’na aittir. Sonra da yalnızca O’na döndürüleceksiniz.”
Şefaatle ilgili Kur’an’daki bütün ayetler, bu ayet ışığında anlaşılmalıdır. Çünkü şefaat konusunda en belirleyici ve kapsamlı mesaj bu ayette yer almaktadır. Mahşerdeki şefaat konusunu Yüce Allah’tan bağımsız düşünmek asla doğru değildir.  
Mehmet Türk
swap_vert close
(Onlara): “Şefâatin tamamı¹ göklere ve yere hâkim olan, en sonunda kendisine döndürüleceğiniz, Allah’a aittir.” de.
1 Şefâatin tamamı Allah’a aittir. Onun izni olmaksızın huzurunda kimse şefâat edemez, şefâat izni verilenler de ancak onun rızası ile şefâat edebilirler. Bu sebeple de kendiliklerinden şefâat edebilirler düşüncesiyle peygamberler ve velilere tapınmamalı ancak Allah’a kul olunmalıdır. Çünkü O, istediğine istediği zaman şefâat ettirir. Şefâatin tamamı Allah’ın elinde olup şefâat edecekleri de şefâat edilecekleri de Allah belirleyecektir. Bunun bilgisi Allah’ın katında olduğuna ve kimsenin de Allah’ın ilmini kuşatamayacağına göre; bu dünyada kimse kimsenin şefâat hakkına sahip olacağını iddia edemez. Kimse de birileri için Allah şefâatinden mahrum etmesin gibi laflar söyleyemez. Konuyla ilgili olarak Bk. (Bakara: 255 ve dipnotu.)  
Muhammed Esed
swap_vert close
De ki: “Şefaat [hakkını verme yetkisi] yalnız Allah’a aittir: ⁴⁸ Gökler ve yer üzerindeki hakimiyet [yalnız] O’nundur ve sonunda yalnız O’na döndürüleceksiniz”.
48 Şefaat (şefâ‘at) meselesi için bkz. 10:3, not 7.  
Mustafa Çavdar
swap_vert close
De ki: – İyi bilin ki şefaat tamamıyla ve sadece Allah’a aittir, zira göklerin ve yerin hükümranlığı O’na aittir. Sonunda hepiniz hesap vermek üzere O’na döndürüleceksiniz. 2/254-255
Mustafa İslamoğlu
swap_vert close
De ki: “Şefaat yetkisi tamamıyla ve sadece Allah’a aittir:[⁴¹⁴⁶] Gökler ve yerin mutlak otoritesi (de) O’na aittir: sonunda sadece O’na döndürüleceksiniz.”
[4146] Krş: 34:23, not 41. Tüm şefaat âyetleri bu âyet ışığında anlaşılmalıdır. Bu âyet açık ve net olarak şefaati yalnızca Allah’a tahsis etmektedir. Bu durumda illâ istisna edatıyla gelen ve “ancak onun izin verdikleri müstesna” gibi bir karşılığı olan ibâreler bu âyetle çelişmeyecek bir biçimde anlaşılmak zorundadır (izahı için bkz: 74:48, not 39). Burada şöyle bir soru akla gelebilir: İstisna cümleciğiyle gelen âyetleri bu âyet ışığında anlamak yerine, bu âyeti onlar ışığında anlayamaz mıyız? Mesela burada, âyette olmayan bir parantez içi takdir kullanarak, âyeti “Şefaate (izin verme) yetkisi tamamıyla ve sadece Allah’a aittir” şeklinde anlayamaz mıyız? Bunun biri “asla, hayır” olan, diğeri de “evet” olan iki cevabı vardır: 1) Kur’an’da içinde “şefaat” geçen âyet sayısı 25’tir (2:48; 2:123; 2:254; 2:255; 4:85; 6:51; 6:70; 6:94; 7:53; 10:3; 10:18; 19:87; 20:109; 21:28; 26:100; 30:13; 32:4; 34:23; 36:23; 39:43; 39:44; 40:18; 43:86; 53:26; 74:48). Bunlardan 23 tanesinin belâgat çatısı “olumsuzlama” (nefy) üzerine kuruludur. Bu olumsuzlama lâ, mâ, men, leyse, lem, em ile yapılır. Geriye kalan ikisinden biri müşriklerin ağzından nakil (10:18), diğeri de şefaati tamamıyla Allah’a hasreden bu âyettir. Bu durumda 25’ten geriye kalan 2 âyet de delâleten menfi çatıya dahil olurlar. Bu olumsuz çatı garip değildir. Zira Kur’an şefaatten, şefaati isbat için söz etmez. Muhatapları inkâr ediyormuş da, Kur’an onları şefaate imana çağırıyor değildir. Durum tam aksinedir. İlk muhatapların, Allah’ın astları olarak (min dûnillah) daha başkalarına kulluk etme gerekçeleri, onların kendilerine şefaat edeceğine olan inançlarıdır. Bu hakikat, tam da bu sûrenin 3. âyetinde dile gelen hakikattir: “O’ndan başkalarını sığınacak otorite edinenler, ‘Biz bunlara sadece bizi Allah’a yaklaştırsınlar diye kulluk ediyoruz’ (derler)”. Kur’an şefaat konusundaki âyetleri menfî çatı üzerine kurarken, işte muhatapların bu sapık şefaat inançlarını hedef alıyordu. Bütün bunlardan dolayı, istisna cümleleriyle gelen âyetler bu âyet ışığında anlaşılmak zorundadır. 2) Tam bu noktada zorunlu olarak şu soru sorulacaktır: Peki, şu halde şefaati reddeden âyetlerin tümü de buradaki gibi mutlak red ve Allah’a tahsis ile gelmek yerine, bir kısmı neden istisna cümlesiyle geldi? Evet, 25’ten 8 tanesi istisna cümlesiyle gelmiştir. Üstelik bunlar standart kalıpta da değildirler. Özellikle Necm 26, Meryem 87 ve Zuhruf 86’da kullanılan üslûp, istisnayı dikkate almamızı gerektirir. Son bir soru: Hem tüm şefaatle ilgili âyetleri şefaati yalnız Allah’a has kılan bu âyet ışığında anlayacağız, hem de istisnayı dikkate alacağız: bu çelişki olmaz mı? Çelişki insanın zihnindedir, Kur’an’da çelişki olmaz. Bunun açıklaması şudur: İstisna cümlelerinde izin verilecek şey “şefaat” değil, “Allah’ın şefaatini takdim etme, bildirme” iznidir. Tıpkı elçilerin Allah’ın insanlığa gerçek şefaati olan vahyi iletmeleri gibi. Âhirette Allah’ın şefaati en büyük ödüldür. O ödülü takdim ve tevdi etme izni verilenler de ödüllendirilmiş olurlar. Ödülün elinden alındığı kimse ödülün sahibi değildir, ödülün sahibi Allah’tır. Allah birine ödül vererek, diğerine ödül verdirerek, ikisini de ödüllendirmektedir (Bkz: 74:48, not 39).  
Orhan Kuntman
swap_vert close
(Ey Muhammed) De ki: Bütün şefaat Allah'ındır, göklerin ve yerin mülk ve hükümranlığı O'nundur, sonunda hepiniz O'na döndürüleceksiniz.
Osman Fırat
swap_vert close
De ki: "Şefaat tümüyle Allah’a aittir. Göklerin ve yerin hükümranlığı O’nundur. Sonra yalnız O’na döndürüleceksiniz. "
Ömer Nasuhi Bilmen
swap_vert close
De ki: «Bütün şefaat, Allah içindir. Göklerin ve yerin mülkü O'nun içindir. Sonra O'na döndürüleceksinizdir.»
Suat Yıldırım
swap_vert close
De ki: “Şefaatin tamamı Allah'a aittir. Çünkü göklerin ve yerin mülk ve hâkimiyeti de O'nundur. Sonunda da O'nun huzuruna götürülecek, O'na hesap vereceksiniz. ”
Süleyman Ateş
swap_vert close
De ki: "Şefa'at tamamen Allah'ındır (yardım ve destek yalnız O'ndandır). Göklerin ve yerin mülkü O'nundur. Sonra O'na döndürüleceksiniz."
Süleyman Tevfik
swap_vert close
Di ki: "Şefâ'atin kâffesi Allâh Te'âlâ'yadır. Göklerin ve yerin mülki ve tasarrufı O'nundur ve cümleniz O'na rücû' idersiniz."
Süleymaniye Vakfı
swap_vert close
De ki “Şefaat yetkisi[*] tümüyle Allah’ın elindedir. Göklerin ve yerin hakimiyeti O’ndadır. Zaten sonunda tekrar yaratılıp O’nun huzuruna çıkarılacaksınız.”
[*] Şefaat kavramı için Bkz. Bakara 2/48 ve dipnotu  
Şaban Piriş
swap_vert close
De ki: Şefaatin hepsi Allah'ındır. Göklerin ve yerin hakimiyeti O'na aittir. Bir zaman sonra O'na döndürüleceksiniz.
Ümit Şimşek
swap_vert close
De ki: Şefaat tümüyle Allah'a aittir.(14) Göklerin ve yerin egemenliği Onundur. Sonunda Onun huzuruna döneceksiniz.
(14) 2:48’in açıklamasına bakınız.  
Yaşar Nuri Öztürk
swap_vert close
De ki: "Şefaat, tümden ve sadece Allah'ındır. Göklerin ve yerin mülkü/yönetimi O'nundur. Sonunda O'na döndürüleceksiniz."
Eski Anadolu Türkçesi
swap_vert close
eyit “Tañrı’nuñdur şafa'at dökeli. anuñdur gökler pādişāhlıġı daħı yirüñ. andan andın yaña döndürilesiz.”
Satıraltı Meal (1534)
swap_vert close
Eyit yā Muḥammed: Şefā‘at barça Allāhuñdur, anuñdur pādişahlıġı göklerüñ ve yirlerüñ daḫı. Andan ṣoñra rücū‘ñuz daḫı anuñ ḥażretinedür.
Bunyadov-Memmedeliyev
swap_vert close
De: “Bütün şəfaət yalnız Allaha məxsusdur. Göylərin və yerin hökmü Onun əlindədir. Sonra siz (qiyamət günü) Onun hüzuruna qaytarılacaqsınız!”
M. Pickthall (English)
swap_vert close
Say: Unto Allah belongeth all intercession. His is the Sovereignty of the heavens and the earth. And afterward unto Him ye will be brought back.
Yusuf Ali (English)
swap_vert close
Say: "To Allah belongs exclusively (the right to grant) intercession:(4311) to Him belongs the dominion of the heavens and the earth: In the End, it is to Him(4312) that ye shall be brought back."
4311 For Shafa'ah (Intercession, Advocacy) see 2:255; 10:3; 20:109, n. 2634; and 21:28 , n. 2688. It follows that no one can intercede with Allah, except (1) by Allah's permission, and (2) for those who have prepared themselves by penitence for Allah's acceptance. Even in earthly Courts, Advocacy is not permitted to anyone; the Advocate must be granted the position of Advocate before he can plead before the judge. Nor can it be supposed that a plea for forgiveness or mercy can be put forward except on grounds recognised by equity and justice. 4312 At all times, including our present life, all dominion belongs to Allah, At the End of the present plane of existence, we shall be placed before Allah for Judgement. Cf. 10:4.  
Muhammed Hüseyin (R.A.)
play_arrow bookmark save_alt more_vert
  • content_copyÂyeti Kopyala
  • linkLinki Kopyala
  • photo_cameraGörüntü Oluştur
  • videocamVideo Oluştur
قُلْ
de ki
لِلّٰهِ
Allah'a aittir
الشَّفَاعَةُ
şefâat
جَم۪يعاًۜ
tümüyle
لَهُ
O'nun- dur
مُلْكُ
mülkü
السَّمٰوَاتِ
göklerin
وَالْاَرْضِۜ
ve yerin
ثُمَّ
sonra
اِلَيْهِ
O'na
تُرْجَعُونَ
döndürülecek- siniz
De ki: "Şefâat tümüyle Allah'a aittir. Göklerin ve yerin mülkü (hakimiyet ve hükümranlığı) O'nundur. Sonra O'na döndürüleceksiniz."
قَالَ
Fiil-I
ق و ل
Dedi, buyurdu, söyledi
اَللَّه
Özel isim
ا ل ه
Allah
شَفَاعَةٌ
İsim
ش ف ع
Şefâat
جَمِيع
İsim
ج م ع
Bir araya gelenler, topyekün, cemaat,topluluk
لَهُ
Zamir
لَهُ
Onun, ona
مُلْك
İsim
م ل ك
Hükümranlık, mülk, hükümdarlık, hakimiyet, saltanat
سَمَٓاء
İsim
س م و
Gök, sema
اَرْض
İsim
ا ر ض
Yeryüzü, yer, arz, toprak, yurt
ثُمّ
Zarf
ثُمّ
Sonra
اِلٰى
Edat
اِلٰى
-e kadar, -a kadar, -e, -a
رَجَعَ
Fiil-I
ر ج ع
Döndü