Allah (ölenin ruhunu) ölüm anında, ölmeyenin ruhunu da uykusunda alır. Ölüme hükmettiği (eceli gelen) kişinin ruhunu tutar, uykuda olan kişinin ruhunu ise, muayyen bir vakte kadar (eceli gelinceye kadar, her sabah veya bir süre sonra) salıverir. (Böylece kişi uykusundan uyanır) Şüphe yok ki bunda iyi düşünecek bir topluluk için ibretler vardır.
(Bu ayetin: En'am suresinin 60 ile 61. ayetleri ile münasebeti vardır ki, o ayetlerde mealen, "Geceleyin sizi öldüren (öldürür gibi uyutan) gündüzün ne elde ettiğinizi bilen sizi o zaman (diriltircesine) uyandıran O'dur. Ta ki (böylece) muayyen olan bir ecelin (bir ömrün) hükmü tahakkuk etmiş olsun. Sonunda dönüşünüz ancak O'nadır. O size, (dünyada) neler yapmış olduğunuzu haber verecektir!.. O, kullarının üzerinde yegane galebe ve tasarruf sahibidir. Size bekçi (melek)ler yollar ve herhangi birinize ölüm geldi mi (O) elçilerimiz gerekeni yaparak onun ruhunu alırlar" buyurulmuştur.
Dikkat edilecek olursa Zümer ile En'am surelerinde aynı konudan bahs buyurulmaktadır... aralarındaki yegane fark, Zümer 42. de "ölüm", En'âm 60 ile 61. de ise "uyku" olayının evvel zikredilmiş olmasıdır. Bu ufak farka rağmen, genelde bu ayetlerin tümünde "Uyku ile ölüm" arasındaki münasebete işaret buyurulduğunu söyleyebiliriz.
Acaba "ölüm" ile "Uyku" arasında münasebet sağlayan özellik nedir?
Bu açıdan inceleme yaptığımız zaman, bunlar arasındaki ortak özelliğin 'şuur kaybı' olduğunu görüyoruz. Ancak şuur kaybı uykuda "geçici' ölümde ise" "kat'i" olmaktadır.
Bu arada "Şuur Kaybı"nın ne olduğunu da belirtmemiz gerekecektir ki, insan, "Ruh" ile "Beden" den müteşekkildir ve insan ancak, "Ben" dediği "Ego" sunu temsil eden "Ruh"unun, bedeni ile ilişkisi tam olduğu zaman şuur kazanır.
Uykuda ilkin ruh ile beden arasındaki münasebet gevşer, sonra da -uykunun derinleşmesi ile beraber- bu ilişki de kesilir. Bu kesilme ise ancak "Ruh"un bedeni terk edip, ruhlar alemine götürülmesi ile izah edilebilir ki, Allahu a'lem; Zümer 42 de “ölmeyenin ruhunu da uykusunda alır" buyurulması bu duruma işarettir.
Yukarda belirtiğimiz gibi, uykuda şuur kaybı geçicidir.. Nitekim kişi uyanırken biraz sersemlik gibi yarı şuur hali geçirse de bir müddet sonra tam şuurlu hale gelebilmektedir. Bu uyanış halini de ancak Ruh'un bedene dönüp, onunla tam bir ilişki kurması ile izah edebiliriz ki, Allahu a'lem; Zümer 42 de "ölmeyenin ruhunu da, muayyen vakte kadar salıverir" buyurulması da bu duruma işarettir.
Ölüm anında ise, şuur kaybı kat'i olacaktır. Çünkü, kişi için takdir buyurulan ecel (ömür) tükenmiştir, artık Ruh’un bedene dönmesi mümkün değildir. Nitekim bu duruma işaret ederek Zümer 42 de Allah (ölenin ruhunu) ölüm anında tutar" ve En'a m 61. de de "Nihayet herhangi birinize ölüm geldi mi, elçilerimiz gereğini yapar, onun ruhunu alırlar" buyurulmuştur.
Açıklamalarımıza son vermeden evvel iki konuda ek mütalaa sunmayı gerekli buluyoruz ki, bunlardan biri Zümer suresinde, ölenin ruhunun Allah Teala tarafından alındığı belirtildiği halde, En'am suresinde ruh'u kabzetmenin elçi meleklere isnâd buyurulmasıdır.
Fahreddin Razi bu konuda şu açıklamalarda bulunmaktadır "Gerçekte kişiyi öldüren ancak Allah Teala'dır. Şu kadar var ki, Allah Teala sebebler âleminde her türlü işi, meleklerden bir meleğe görev olarak vermiş, böylece ruhların alınmasına da ölüm meleğini memur kılmıştır ki o başkandır. Beraberinde tâbi'leri ve hizmetçileri vardır. Onun için o ayetlerde ruhu kabzetme onlara nisbet edilmiş burada da (Zümer 42 de de) gerçek olarak Allah Teala'ya nisbet buyurulmuştur" demektedir.
İkincisi ise bazı zihinlere, "Madem ki ölenin şuuru kaybolmuştur, o halde onun kabirde, dünya hayatında işlediği -amellerine göre-iyi veya kötü- karşılanması dolayısıyle kabir azabına maruz kalması- nasıl izah edilebilir? sorusunun gelmesidir.
Oysa ölen kişinin şuur kaybı -kabir ile değil- dünya hayatı ile ilgilidir ki, ölen kişinin dünya ile ilgisi kat'i olarak kesilmiştir... Artık o, geride bıraktığı kimselerle münasebet kuramamaktadır, fakat onun için yepyeni bir ahiret hayatı başlamıştır ki, "kabir" o ahiret hayatının başlangıcını teşkil etmektedir.
Cenab-ı Hak, dünya hayatında insanın egosunu teşkil eden ruh'a bedenle ilişki kurdurmak suretiyle bir şuur kazandırmıştır.. Bu ise O'nun takdir buyurduğu ve sadece dünya hayatında geçerli olan bir "Yaratılış kanunu" nun sonucudur, "determinizm-sebep sonuç zinciri" olarak nitelendirdiğimiz bu kuralın, ahiret hayatında da hükmünü sürdüreceğini beklememiz ise doğru değildir. Çünkü böyle bir düşünce O’nun eşsiz yaratma gücünü sınırlandırmak sayılır.
Allah Teala elbette ölülere, o âlemin şartlarına uygun bir şuur kazandırmaya kadirdir. Nitekim "İnsanlar uykudadırlar öldükleri zaman uyanacaklardır" buyurulmuştur)