close
close
Kelimenin Kök Hâli ve Türevleri
close

Zuhrûf Sûresi 86. Ayet Meali

Türkçe Transcript
swap_vert close
Velâ yemliku-lleżîne yed’ûne min dûnihi-şşefâ’ate illâ men şehide bilhakki vehum ya’lemûn(e)
Abdulbaki Gölpınarlı
swap_vert close
Ve ondan başkalarına tapanlar, şefaate nail olmazlar, ancak gerçeğe tanık olanlar müstesna ve onlar, gerçeği bilirler de.
Abdullah-Ahmet Akgül
swap_vert close
Bilerek (şuurlu hareketle) Hakka şahitlik (ve hayra rehberlik) edenler hariç; O’nun (Allah’ın) dışında yalvardıkları, kendilerine şefaatte bulunmaya malik olamayacaklardır. (Sadece bilinçle ve cesaretle insanları hayra çağıran ve Hakkı savunan mü’minlere ise şefaat izni çıkacaktır.)
Abdullah Parlıyan
swap_vert close
Allah'ı bırakıp ta, O'ndan başkasına tapanların taptıkları şeylerin hiç birisi, hiç kimseye şefaat etme gücüne sahip değillerdir. Ama hakka şehadet eden ve O'na inanan kimseler izin verildiği takdirde şefaat edebileceklerdir.
Ahmet Tekin
swap_vert close
Onların, Allah'ı bırakıp kulları durumundakilerden ümit bağladıkları, yalvardıkları varlıklar, şefaat hakkına sahip değildir. Ancak bilerek, hakkı, Kur'ân'ı, İslâm'ı bayraklaştıranlar, örnek önderler, örnek mü'minler şefaat edebilir.
Ahmet Varol
swap_vert close
O'ndan başka taptıkları şefaat yetkisine sahip değildirler. Ancak bilerek hakka şahitlik edenler müstesna.
Ali Bulaç
swap_vert close
O'nun dışında taptıkları şefaatte bulunmaya malik değildirler; ancak kendileri bilerek hakka şahidlik edenler başka.
Ali Fikri Yavuz
swap_vert close
O'ndan başka ibadet edib durdukları şeyler (putlar), şefaat da edemezler; ancak Hak'ka şehadet eden (dili ve kalbi ile “Lâ ilâhe illAllah diyen”) kimseler müstesna... onlar (Allah'ın Rableri olduğunu gerçek olarak) bilirler.
Bahaeddin Sağlam
swap_vert close
Allah’tan başka yalvardıkları zatlar, şefaat etmeye malik değiller. Hakka şahit olup da (Allah’ın mutlak hâkimiyetini) bilenler müstesna… (Hz. İsa ve melekler gibi.)
Bayraktar Bayraklı
swap_vert close
Allah'tan başka yalvardıklarının, şefaat etmeye güçleri yoktur. Ancak bilerek gerçeğe tanıklık edenler hariç.
Besim Atalay
swap_vert close
Ondan özge tapmış bulundukları, onlara hiç şefaat edemez, ancak hakla tanık olarak onu bilenler şefaat eder
Cemal Külünkoğlu
swap_vert close
Allah'tan başka yalvardıklarının (onlara) şefaat/yardım etmeye güçleri yetmez. Ancak bilerek Hakkın şahitleri olan (melekler Allah'ın razı olduğu kuluna şefaat/yardım) eder.
Bkz. Bkz.2/123, 255, 6/51, 70, 10/3, 20/109, 34/23 ve dipnotu, 53/26, 78/38Eşlik etmek, yardımcı olmak ve arka çıkmak gibi anlamlara gelen “şefaat” dini ıstılahta; “bir kimsenin suçunun, günahının bağışlanması ya da dileğinin yerine getirilmesi için Allah’la kul arasında yapılan aracılık” demektir. Şefaat konusunda Kur’an’da onlarca âyet bulunmasına rağmen Müslümanlar arasında asırlardan beri tartışma konusu olmuştur. Oysa Kur’an iyi anlaşıldığı taktirde görülecektir ki; Allah’ın bağışlamasının dışında kişinin şefaatçisi kendi amelleridir. “Hiç kimsenin başkasına bir yararının olmayacağı, hiç kimseden fidye kabul edilmeyeceği, hiç kimseye şefaatin yarar sağlamayacağı ve onların hiçbir yerden yardım görmeyeceği günden sakının!” (Bakara 2/123) “Kendileri için Allah’tan başka ne bir dost ne de bir şefaatçi bulunmaksızın, Rablerinin huzurunda toplanmaktan korkanları, Allah’a karşı gelmekten sakınsınlar diye, bu (Kur’an ile) uyar!” (En’am 6/51) Aynı muhtevaya sahip daha pekçok ayet bulunmaktadır. Şefaat ancak cennet ehli için sözkonusu olacaktır. “Göklerde nice melekler vardır ki onların şefaatleri; ancak Allah’ın izniyle, (O’nun) dilediği ve hoşnut olduğu kimselere yarar sağlar” (Necm 53/26). “Rahman’ın huzurunda, söz almış olanlar dışında hiç kimseye şefaat edemeyecek.” (Meryem 19/87) Bu ayetlerden de anlıyoruz ki şefaat; Allah’ın cennet ehline yapacağı yardımın melekler vasıtasıyla gerçekleştirilmesidir. Bu konuda Sebe suresi 34/23. Ayetin açıklama kısmına da bakabilirsiniz.  
Cemil Said
swap_vert close
Allâh’a koşdığınız şerîkler kimseye şefa’at idemezler ancak hak içün şehâdet itmiş olan yapabilür. Bunı kâfirler anlayacaklardır.
Diyanet İşleri (Eski)
swap_vert close
Allah'ı bırakıp yalvardıkları şeyler, şefaat edemezler. Ancak hakkı bilip ona şahidlik edenler bunun dışındadır.
Diyanet İşleri (Yeni)
swap_vert close
O’nu bırakıp taptıkları şeyler şefaat edemezler. Ancak bilerek hakka şâhitlik edenler şefaat edebilirler.
Kur'an Yolu (Diyanet İşleri)
swap_vert close
Allah’ı bırakıp kendilerine dua ettikleri varlıklar asla şefaat edemezler; bilerek hakka tanıklık edenler başka.
Diyanet Vakfı
swap_vert close
Allah'ı bırakıp da taptıkları putlar, şefâat edemezler. Ancak bilerek hakka şahitlik edenler bunun dışındadır.  
 Âyette ifade edildiği gibi, putlar hiç kimseye şefâat edemezler ve yardımda bulunamazlar. Çünkü şefâate yetkileri yoktur. Ancak İsa ve Uzeyr (a.s.) ile meleklerin, dilleri ve kalbleriyle hakkı doğrulayan kişi ve varlıklar oldukları için inananlara şefâat edecekleri anlaşılmaktadır.  
Edip Yüksel
swap_vert close
Onların O'nun dışında çağırdıkları şefaat edemezler. Ancak bilerek gerçeğe tanıklık edenler hariç
Bak 25:30 ve 2:48.  
Elmalılı Hamdi Yazır
swap_vert close
Onların Allah'ı bırakıp da tapdıkları putlar şefaat hakkına sahip değillerdir. Ancak bilerek hakka şahitlik edenler şefâat edebilir.
Elmalılı Meali (Orijinal)
swap_vert close
Ondan başka yalvarıp durdukları şeyler şefaat de edemezler ancak bilerek hakka şehadet eden kimseler müstesnâ
Emrah Demiryent
swap_vert close
(Müşriklerin,) Allah’ı ilâh edinmekle birlikte, (ilâh olduklarını iddiâ ederek, tapıp) yalvardıkları şeyler şefaat yetkisine sahip değillerdir. Ancak bilerek hakka şâhitlik eden (peygamberler, melekler ve mü’min) ler, (sadece izin verdiğimiz mü’minlere) şefaat edebilirler.
Şefaat, Allah Teâlâ’nın iznine bağlıdır. Şefaat etmek ya da şefaate mazhar olmak sadece mü’mine hastır. Kâfirler şefaat edemez, şefaate mazhar da olamazlar.  
Erhan Aktaş
swap_vert close
Onların, O'nun yanı sıra dua ettikleri kimseler şefaate güç yetiremezler. Bunu ancak gerçeğe tanıklık edenler kavrar.¹
1- Birçok çeviride, ayetin son cümlesine, “gerçeğe tanıklık edenler hariç,” yani bu kimseler şefaat edecekler şeklinde yanlış anlam verilerek; Kur'an'ın şirk saydığı “şefaat inancı” meşru gösterilmektedir. Oysaki ayet, “gerçeğe tanıklık eden kimselerin, Allah'ın dışında dua edilenlerin kimseye şefaat edemeyeceklerini bildiklerini, onların bu gerçeği kavradıklarını söylemektedir.  
Hasan Basri Çantay
swap_vert close
Allâhı bırakıb da tapar oldukları (putlar hiçbir kimseye) şefaat etmek (salâhiyyetine) mâlik değildir. Hakka, bizzat (kalbleriyle) bilerek şehâdet edenler müstesna.
Hayrat Neşriyat
swap_vert close
O'nu bırakıp da (kendisine) yalvarageldikleri şeyler, şefâate sâhib değillerdir; ancak(yakinen) bilerek (ve îmân ederek) hakka şâhidlik edenler müstesnâ.(2)
(2)Âyette kendisine tapılanlardan şefâat etme husûsunda istisnâ edilen kimseler, hristiyanların kendisine taptığı Hz. Îsâ (as), yahudilerin tapındığı Hz. Uzeyr (as) ve meleklerdir. Çünki bunlar, mü’minlere şefâatte bulunacaklardır. (Beyzâvî, c. 2, 379)  
İhsan Aktaş
swap_vert close
Ve onun (Allah’ın) yanı sıra başkasına yalvaranlar (kendisi ile Allah arasına aracı olarak koydukları nesnelere ve kimselere yalvaranlar, Allah’ın dışında başkasına tapanlar) artık şefaati (Allah’ın yardımını) elde edemezler (onun yardımına nail olamazlar). Ancak bilerek Hakka (gerçeğe) tanıklık etmiş olanlar (dünyada iken gerçekten iman etmiş olup tevhid inancına sahip olmuş olanlar) müstesna. *
(*) Not: Ayette kimler şefaat edeceğinden değil, kimlere şefaat/yardım edilebileceğinden söz edilmektedir. Yani dünyada iken ancak hakka şahitlik edenler/ hakka inananlar, yani muvehhid kimseler yüce Allah’ın şefaatini/ yardımını hak ederler...((الله اعلم Daha açık bir ifadeyle dünyada meleklerin şefaati/müminlere dua ve istiğfarda bulunmaları veya ahiretteki yardımıları ise yüce Allah’ın izni ile hakka şahitlik /iman/edenleri, yani cenneti hak edenleri cennete almaları şeklinde olur. Aşağıdaki tefsir metinlerine bakılabilir. Özetle, ayet kimlerin şefaat edeceğinden değil, kimlerin şefaate/ yüce Allah’ın yardımına nail olacağından söz ediliyor. Çünkü ayette (يَدْعُونَ)’’yed’une’ yani bina fail/etken siğasıyla gelmiştir, bina meçhul/edilgen, yani (يُدْعَوْنَ)’’ yud’avne’’şeklinde gelmemiştir. Eğer edilgen fiil şeklinde gelseydi, o zaman kendilerine dua edilenler veya tapılanlar şefaat edemezler anlamında olurdu. Bu nedenle (يَدْعُونَ)’’yed’une’’dua edenler, tapanlar’’kast edilir, dua edilenler, tapılanlar değil. Ama maalesef tefsir ve meallerde bu noktaya dikkat edilmemiş ve bu yüzden bu mealler hatalı olmuştur. Yani Kur’an iyi anlaşıldığı takdirde görülecektir ki; Allah’ın bağışlamasının dışında kişinin şefaatçisi kendi amelleridir. “Hiç kimsenin başkasına bir yararının olmayacağı, hiç kimseden fidye kabul edilmeyeceği, hiç kimseye şefaatin yarar sağlamayacağı ve onların hiçbir yerden yardım görmeyeceği günden sakının!” (Bakara 2/123) “Kendileri için Allah’tan başka ne bir dost ne de bir şefaatçi bulunmaksızın, Rablerinin huzurunda toplanmaktan korkanları, Allah’a karşı gelmekten sakınsınlar diye, bu (Kur’an ile) uyar!” (En’am 6/51) Aynı muhtevaya sahip daha pekçok ayet bulunmaktadır. Şefaat yani yüce Allah’ın yardımı ancak cennet ehli için sözkonusu olacaktır. “Göklerde nice melekler vardır ki onların (dünyadakilere) şefaatleri (dua ve istiğfarları); ancak Allah’ın izniyle, (O’nun) dilediği ve hoşnut olduğu (mümin/ muvahhid) kimselere yarar sağlar” (Necm 53/26).’’(Dünyada iken) Rahman (sınırsız rahmet Sahibi) ile bir bağ (iman, salih amel ve kulluk bağı gibi bir bağlantı) içine girmiş olmadıkça (hiçbir) kimse şefaatten (Allah’ın yardımından) pay almaz...” (Meryem 19/87) Bu ayetlerden de anlıyoruz ki dünyadaki müminlere meleklerin şefaati dua ve istiğfar anlamındadır, ahiretteki şefaatleri ise, Allah’ın cennet ehline yapacağı yardımın melekler vasıtasıyla gerçekleştirilmesidir. وقيل: أي لا يملك هؤلاء العابدون من دون الله أن يشفع لهم أحد إلا من شهد بالحق؛ فإن من شهد بالحق يشفع له ولا يشفع لمشرك. و «إِلاَّ» بمعنى لكن؛ أي لا ينال المشركون الشفاعة لكن ينال الشفاعة من شهد بالحق . قال ٱبن عباس: «إِلاَّ مَنْ شَهِدَ بِالْحَقِّ» أي شهد أن لا إلٰه إلا الله وأن محمداً رسول الله. (الجامع لاحكام القرآن - القرطبي) والمراد بشهادة الحق قول: لا إله إلا الله كلمة التوحيد "وهم يَعْلَمُونَ" بقلوبهم ما شهدوا به بألسنتهم. (اللباب في علوم الكتاب) والمعنى: إلاَّ مَن شَهِدَ بكلمةِ التوحيد، وعَلِمَ بقَلْبهِ أنَّها حقٌّ. (التفسير الكبير)  
İlyas Yorulmaz
swap_vert close
Allah’dan başkalarına dua edenler, yalnızca bilerek Hakkın doğruluğuna şahitlik etmişlerse, (hesap gününde) Allah’ın şefaatini elde ederler.
İsmayıl Hakkı Baltacıoğlu
swap_vert close
Allah’ı bırakıp da başkasına tapanlar artık Onun kayırıcılığını elde edemezler. Yalnız doğruyu bilip de tanıklık edenler için böyle değildir.
İsmail Hakkı İzmirli
swap_vert close
İsa ve Üzeyir ve Melâike gibi Allah/tan başkasına tapanlar, onların şefaatine nâil olamazlar. Ancak Hak/ka şehadet edip [⁴] lisanlarıyle şehadet ettiklerini kalpleriyle bilen mü/minler şefaatlerine nâil olurlar [⁵].
[4] Şehadet kelimesini getirip.[5] Yani Melâike, İsa ve Üzeyir Aleyhisselâm bunlara şefaat edebilirler. Yahut Allah'ı bırakarak taptıkları mâbutlar zaımlarına rağmen şefaat etmek hakkına mâlik olamazlar. Şu kadar ki, Hak'ka şehadet edip kalpleriyle kendi şehadetlerini bilenler şefaat hakkına mâlik olurlar. Yalnız onlar şefaat edebilirler.  
İsmail Yakıt
swap_vert close
Bilerek Hakk’a şahitlik edenler hariç, Allah’tan başka çağırdıkları şeyler şefaat edemezler.²⁷
27 Krş. Meryem, 19/78; Tâhâ, 20/109; Sebe’, 34/23; Zümer, 39/44  
Kadri Çelik
swap_vert close
O'nun dışında tapmakta oldukları şefaatte bulunmaya malik değillerdir; ancak bilerek hakka şahitlik edenler müstesnadır.
Mahmut Kısa
swap_vert close
İnkârcıların, O’nun yanı sıra yalvarıp durdukları o sahte ilâhlar, onların cezadan kurtulması için asla arabuluculuk yapamayacak, hiç kimseye şefaat edemeyeceklerdir! Ancak, bilinçli bir şekilde gerçeğe, doğruya şâhitlik edenler Allah’ın izniyle ve ancak O’nun izin verdiği kişilere şefaat edebilecektir.Aslında, Allah’ın sonsuz kudret sahibi olduğunu inkârcılar da pekâlâ bilirler:
Mahmut Özdemir
swap_vert close
O’ndan başka dua ettikleri, bilerek Hakk’a şahidlik (tanıklık) etmiş kimseler dışında, Şefaat’e mâlik olmaz.
Mehmet Çakır
swap_vert close
Kulların, Allah'ı dışlayarak el açtığı putların hiçbiri, şefaatçi olamaz. Sadece doğru söyleyerek tanıklık etmiş olan kullar şefaatçi olabilirler...
Mehmet Çoban
swap_vert close
Hesap günü Allah’ın yasalarından başka, yasalarına uyduğunuz insanların şahitliği size yarar sağlamaz. Onlar sizin cehennemden kurtulmanız için şefaat edemezler. Çünkü Rabbinin katında hüküm asla bozulmaz. Hiçbir kimseye ayrıcalık kayırmacılık yapılmaz. Ancak gerçeğe şahitlik yapanların şefaati kabul edilir. Onlar da hiçbir zaman günahkârların arkasında durmaz. Cezamıza karşı çıkamaz. Sadece biz kendimizi ve onları kurtulanlardan olacak sanıyorduk diyebilirler. Andolsun ki; günahkârların lehine şahit olacakları da, günahkârların arkasında duranları da, günahkârları da cehenneme atarak cezalandırırız.
Mehmet Okuyan
swap_vert close
O’nun peşi sıra yalvardıkları varlıklar, şefaat (yetkisine) sahip olamazlar. Ancak bilerek gerçeğe şahitlik eden (melek)ler hariç! [*]
Bu ayet Enbiyâ 21:27, Zümer 39:44 ve Necm 53:26. ayetlerle birlikte okunmalıdır.  
Mehmet Türk
swap_vert close
Bilerek hakka şâhitlik edenlerin dışında (kâfirlerin) O (Allah)’ı bırakıp da yalvardıkları kimseler, asla şefâat edemezler.
Muhammed Esed
swap_vert close
Bazılarının Allah’tan başka sığınıp yalvardıkları bu [varlık]lar, ⁶¹ [hayatlarında] hakikate şahitlik yapmış ve [Allah’ın tek ve benzersiz olduğunun] farkına varmış olanlar dışında [Hesap Günü] hiç kimseye şefaat etme gücüne ⁶² sahip değiller.
61 Haksız bir şekilde ilahlaştırılan azîzlere ve peygamberlere ve özellikle (kullanıldığı bağlamın ışığında) Hz. İsa’ya atıf.62 Kur’an’ın “şefaat” kavramının bir açıklaması için bkz. 10:3 -“O’nun izni olmadan şefaat edecek kimse yoktur”- ve ilgili not 7. Yukarıdaki ayette yer alan “Allah’ın tek ve benzersiz olduğu” şeklindeki açıklama, Râzî’nin bu pasaj ile ilgili yorumuna dayanmaktadır. Râzî, sadece söz ile “hakikate şahitlik yapma”nın, Allah’ın birliği ve benzersizliğine gönülden bir bağlanmanın sonucu değilse, faydasız olduğunu söyler.  
Mustafa Çavdar
swap_vert close
Onların Allah ile aralarına koyup dua ile yalvarıp yakardıklarının hiç kimseye şefaat etme yetkileri yoktur. Ancak bu gerçeği Kuran’a şahit olanlar bilir. 21/28, 53/26
Mustafa İslamoğlu
swap_vert close
O’ndan başka, yalvarıp yakardıkları varlıklar (yaşarken) hakikate şahitlik yapmış ve (Allah’ın eşsiz ve benzersiz) olduğunu bilenler dışında (Hesap Günü) hiç kimseye şefaat edecek güce sahip değiller.
Orhan Kuntman
swap_vert close
O'ndan başka -ilah diye- yalvardıkları şeyler (melekler, kendilerine asla) şefaat edemezler. Onlar (melekler) ancak bilerek hakka şahitlik edenlere (müminlere, Rablerinin izniyle) şefaat edebilirler.
Osman Fırat
swap_vert close
Ve o’ndan (Allah’tan)başka yalvardıkları şeyler şefâ’at edemezler. Ancak hakka şâhit olan ve O bilgiye sahip olanlar hariç.
Ömer Nasuhi Bilmen
swap_vert close
O'ndan başka ibadet eder oldukları şeyler, şefaat etmeğe malik değildirler. Ancak o bilir oldukları halde Hakk'a şehâdet edenler müstesnâ.
Suat Yıldırım
swap_vert close
Müşriklerin O'ndan başka yalvardıkları sahte tanrıların şefaat yetkileri yoktur. Ancak bilerek hak ve gerçeğe şahitlik edenler bunu yapabileceklerdir.
Süleyman Ateş
swap_vert close
O'ndan başka (tanrı diye) yalvardıkları şeyler şefa'at (yetkisin)e sahip değillerdir. Ancak bilerek hakka şahidlik edenler (bildiklerini doğru anlatanlar) bunun dışındadır.
Süleyman Tevfik
swap_vert close
Allâh'dan gayrı 'ibâdet iyledikleri şeyler şefâ'ate mâlik ve kâdir değildirler. Ancak Allâh'ın vahdâniyetini bilüb ona şehâdet idenlere şefâ'at idilebilir.
Süleymaniye Vakfı
swap_vert close
Allah ile aralarına koyduklarını yardıma çağıranlar, şefaatten yararlanamazlar; oysa bilerek doğruya şahitlik edenler öyle değildir[*].
[*] Allah ile arasına aracı koyanlar müşriklerdir. Onlar şefaat yararlanmayacaklar; yani cehennemden çıkarılıp cennette bulunan bir yakınlarının yanına yerleştirilmeyeceklerdir. Allah'ın Elçisinin şöyle dediği rivayet edilmiştir: "Şefaatim, ümmetimden büyük günah sahipleri içindir." Hadisi rivâyet eden Câbir dedi ki: "Büyük günahı olmayanın şefaate ne ihtiyacı olur!" (Tirmizi, Sünen, Kıyâmet 12, (2436) (Orada) Rahman'dan söz almış olanlar dışında kimse şefaat hakkına sahip olamayacaktır. (Meryem 19/87) "Bilerek doğruya şahitlik edenler" Allah'tan başka ilah olmadığına şahitlik edenlerdir. Böyleleri müşrik olmadıkları için günahlarından dolayı cehenneme sokulsalar da oradan çıkarılıp cennetteki yakınlarının yanına yerleştirileceklerdir. Şefaat budur.  
Şaban Piriş
swap_vert close
Bilerek hakka şahitlik edenler dışında, Allah'tan başka dua ettiklerinin, şefaat güçleri yoktur.
Ümit Şimşek
swap_vert close
Onların Allah'tan başka yakardıkları şeyler ise şefaat yetkisine sahip değillerdir—ancak bilerek hakka şahitlik edenler müstesna.
Yaşar Nuri Öztürk
swap_vert close
O'nun berisinden yakardıkları, şefaate sahip olamaz! Hakka tanık olanlar müstesna. Onlar, ilimden nasiplenmekteler.
Eski Anadolu Türkçesi
swap_vert close
daħı mālik olmaz anlar kim ŧaparlar andan ayruķ şafa'ata illā ol kim ŧanuķlıķ virdi ḥaķķa daħı anlar bilürlerken.
Satıraltı Meal (1534)
swap_vert close
Daḫı ellerinden gelmez ol kimselerüñ ki ṭaparsız andan özge şefā‘ateylemege, illā ol kimse ki ḥaḳḳ‐ıla ṭanuḳluḳ vire anlar bilürlerken.
Bunyadov-Memmedeliyev
swap_vert close
(Müşriklərin) Ondan qeyri ibadət etdikləri (Allah yanında heç bir kəs üçün) şəfaət edə bilməzlər. Ancaq haqqa şəhadət verənlər (dildə və ürəkdə “la ilahə illallah” deyənlər) müstəsnadır. Onlar (dediklərinin haqq olduğunu) bilirlər. (Məhz belələri Allahın izni ilə şəfaət edə bilmək şərəfinə nail olacaqlar).
M. Pickthall (English)
swap_vert close
And those unto whom they cry instead of Him possess no power of intercession, saving him who beareth witness unto the Truth knowingly.
Yusuf Ali (English)
swap_vert close
And those whom they invoke besides Allah have no power of intercession;- only he(4683) who bears witness to the Truth, and they know (him).
4683 The classical Commentators construe this clause differently. According to their construction, the clause would be translated, "except those who bear witness to the Truth, and with full knowledge." "Truth" they would construe to be the Gospel of Unity. According to them, while idols and false gods have no power of intercession, persons like Jesus, who is falsely worshipped by his misguided followers, but who himself preached the Gospel of Unity with full understanding, will have the power of intercession. This implies that we construe the singular man shahida to refer to the same person or persons as the plural hum ya'lamun. This difficulty is removed if we construe as I have translated it. In that case "he who bears witness to the Truth" is the Prophet, who came to renew the Gospel of Unity, and "they know (him)" would refer to the Quraysh, amongst whom he was brought up and among whom he earned the reputation of being a man of probity (Amin).  
Muhammed Hüseyin (R.A.)
play_arrow bookmark save_alt more_vert
  • content_copyÂyeti Kopyala
  • linkLinki Kopyala
  • photo_cameraGörüntü Oluştur
  • videocamVideo Oluştur
وَلَا يَمْلِكُ
ve malik değildir
الَّذ۪ينَ
o şeylere ki
يَدْعُونَ
yalvarıyorlar
مِنْ دُونِهِ
O'ndan başka
الشَّفَاعَةَ
şefâate
اِلَّا
an- cak
مَنْ
o kim- se ki
شَهِدَ
şahidlik etti
بِالْحَقِّ
hakka
وَهُمْ
onlar iken
يَعْلَمُونَ
biliyorlar
(Onların, dünyadayken) Allah'ı bırakıp da (kendisine dua edip) yalvardıkları şeyler, (kıyamet günü) şefâate malik değildir; ancak (Allah'ı) bilerek (hakkı üzerinde gösterip) hakka şahidlik edenler müstesna.
لَا
Edat
لَا
Hayır, yapmayın, asla, hiç
مَلَكَ
Fiil-I
م ل ك
Sahip oldu, malik oldu, güç yetirdi, hükümdarlık etti
الَّذ۪ي
İsim
الَّذ۪ي
O kimse ki, o şey ki, o zat ki, o ki
دَعَا
Fiil-I
د ع و
Çağırdı, dua etti, davet etti, yalvardı, isnad etti
مِن
Harf-i cer
مِن
-den, -dan
دُون
İsim
د و ن
Başka, başkası, arka, hariç, önce, dışında
شَفَاعَةٌ
İsim
ش ف ع
Şefâat
اِلَّا
Edat
اِلَّا
Ancak, sadece, başka, hariç, dışında, yalnız
مَن
Şart edatı
مَن
Kim, kimdir, kimse
شَهِدَ
Fiil-I
ش ه د
Şahidlik etti, erişti
حَقّ
İsim
ح ق ق
Hakk (Allah'ın esması, ismidir. Hakk olan, gerçek olan demektir), hak, hakkını verdi, hakiki, gerçek, hakikat
هُمْ
Zamir
هُمْ
Onlar (erkekler için kullanılır)
عَلِمَ
Fiil-I
ع ل م
Bildi