(Ey Mekke halkının inkârcıları!) Siz (ler, Resulümüz Muhammed’le alay edip Kur’ân’ı inkâr etmekle ve putları Allah’a ortak koşmakla) haddi aşan bir toplum oldunuz diye, (Resulümüz Muhammed’e Kur’ân’ı vahyetmekten ve) sizi zikir (Kur’ân) ile uyarmaktan (size hakkı bildirmekten) vaz mı geçelim?
Arap lisanının birçok üslûbu bulunmaktadır, istifhâm üslûbu da bunlardan biridir. Ezelî ve ebedî ilmi ile her şeyi hakkıyla bilen Rabbimiz, bazı âyet-i kerîmelerde bu üslûbu kullanmıştır.
İstifham: Anlatımı daha etkili hale getirmek için cevap alma amacı gütmeden soru sormaktır.
Âyet-i kerîmede müşriklere yöneltilen istifhâm üslûbu, istifhâm-ı inkârîdir.
İstifhâm-ı inkârî: Bir şeyin istenmeyen bir şey olduğunu, öyle olmaması gerektiğini soru sormak yoluyla muhataba anlatmak ve muhatabın yanlış davranışını yine muhatabın kendisine sorgulatmak gayesiyle kullanılır. Âyet-i kerîmede Mekke müşriklerine, “Siz (ler, Resûlümüz Muhammed’le alay edip Kur’ân’ı inkâr etmekle ve putları Allah’a ortak koşmakla) haddi aşan bir toplum oldunuz diye, (Resûlümüz Muhammed’e Kur’ân’ı vahyetmekten ve) sizi zikir (Kur’ân) ile uyarmaktan (size hakkı bildirmekten) vaz mı geçelim?” Diye soru yöneltilirken aslında onların, Peygamberi, Kurân’ı inkâr etmelerinin ve Allah’ı ilâh edinmekle birlikte putları Allah’a ortak koşmalarının sapkın bir inanç olduğu ve böyle yapmamaları gerektiği, istifhâm-ı inkârî üslûbu ile anlatılmıştır.