(Körü körüne/inatla, hakkı inkârda ısrar eden bu kimselere peygamberleri güzel bir üslûp ile) “Size atalarınızı üzerinde bulduğunuz şeyden (inançtan) daha doğrusunu getirmiş olsam da (yine atalarınızın inancına) mı (devam edeceksiniz)” deyince, onlar, “(ne olursa olsun) kesinlikle biz, sizinle gönderileni inkâr ediyoruz!” demişlerdi.
Âyet-i kerîmedeki “Size atalarınızı üzerinde bulduğunuz şeyden (inançtan) daha doğrusunu getirmiş olsam da” ifadesindeki “daha doğrudan” kasıt; sizin inancınız da doğru ancak benim tebliğ ettiğim inanç daha doğru demek değildir. Dalâlet içerisinde olan kimselere, “bu yaptığınız şey yanlış, siz batıldasınız” dendiğinde, bu söz o kimseleri öfkelendirir. Kişi öfkelenince de fikrî doğruluk diye bir şey kalmaz. Fikir ve düşünce bozulunca da anlama ümidi kalmaz. Velâkin bu tebliğ üslûbu, insaf sahibi olan muhatabı, düşünmeye, o hususu gözden geçirmeye ve taassubu bırakmaya sevk eder. Bunca tebliğe/uyarıya rağmen inatla hakkı inkâr edenler ise artık müstahak oldukları üzere azap görürler.