Ve ben (bütün) cinleri (melekler dâhil görünmeyen bütün şuurlu varlıkları) ve insanları yalnızca (beni tanımaları, inanıp) bana kulluk etmeleri (yalnızca Beni Rab ve ilah edinmeleri, davet ettiğim nizam ile ahlak sınırları içinde yaşamaları) için yarattım. *
(*) 56. âyetin “sırf bana kulluk etsinler” şeklinde tercüme edilen kısmı “sırf beni tanısınlar” şeklinde de anlaşılmıştır (Şevkânî, V, 106); fakat son tahlilde Allah’ı tanımanın anlamı O’na gerektiği şekilde kulluk etmektir. Burada “kulluk” ile Allah Teâlâ’nın buyruk ve yasaklarına uymanın değil, mümin olsun inkârcı olsun bütün cinlerin ve insanların Allah’ın kudreti ve koyduğu ilâhî-tabii yasalar önünde zorunlu olarak boyun eğmelerinin kastedildiği yorumu da yapılmıştır; Taberî’nin tercih ettiği yorum budur (XXVII, 11-12). İbn Atıyye’ye göre bu ifadeyle, anılan varlıkların Allah’a kulluk etmeye yatkın bir yapıda yaratıldıkları ve onları buna yöneltecek yeteneklerle donatıldıkları da kastedilmiş olabilir (V, 183; İbn Atıyye’nin burada kullandığı deliller ve izahı için bk. Rûm 30/30). Yoksa 57 ve 58. âyetlerde bu kulluğun – hâşa– Allah’ın yararınaymış gibi algılanmaması için çok açık ifadelerle O’nun buna muhtaç olmadığı, asıl şuurlu varlıkların O’na kulluk etme ihtiyacı içinde oldukları belirtilmiştir. Kaynak: Kur’an Yolu Tefsiri Cilt: 5 S: 137) Ayrıca görünmeyen melekler de, burada cin kapsamına girmiş olabilir. Çünkü onlar da cin ve insanlar gibi Allah’a karşı mükelleftirler, yani Allah’a iman etmek, emirlerini yerine getirmek, ona ibadet ve kulluk etmek gibi her konuda ona boyun eğmek zorundadırlar. Fakat cinlerden farkları şudur ki, onlar gibi özgür bir iradeye sahip değildirler. Zira onların iradeleri her zaman yüce Allah’ın emrine göre tecelli eder, onun emrinin dışına çıkamazlar, yani cinler gibi yüce Allah’a asi olamazlar. İşte bu irade yönüyle melekler, cinler ve insanlardan farklı da olsalar, yine onlar gibi ibadet ve kulluk etemkle mükelleftirler! İşte ilgili ayet: (Enbiya-21/19,20): وهم من حيث العمل: يعبدون الله، ويسبحون بحمده، كما قال عنهم: {وَمَنْ عِنْدَهُ لَا يَسْتَكْبِرُونَ عَنْ عِبَادَتِهِ وَلَا يَسْتَحْسِرُونَ [19] يُسَبِّحُونَ اللَّيْلَ وَالنَّهَارَ