“Ey oğullarım! (Haydi) gidin de, Yûsuf'la kardeşinden bir haber araştırın; hem Allah'ın rahmetinden ümid kesmeyin! Çünki kâfirler topluluğundan başkası, Allah'ın rahmetinden ümîd(ini) kesmez.”(1)
(1)“Ye’s (ümidsizlik) en dehşetli bir hastalıktır ki, âlem-i İslâm’ın kalbine girmiş. İşte o ye’sdir ki bizi öldürmüş gibi, garbda (batıda) bir-iki milyonluk küçük bir devlet, şarkta (doğuda) yirmi milyon Müslümanları kendine hizmetkâr ve vatanlarını müstemleke (sömürge) hükmüne getirmiş. Hem o ye’sdir ki yüksek ahlâkımızı öldürmüş. Menfaat-i umûmiyeyi (toplumun menfaatini) bırakıp, menfaat-i şahsiyeye(şahsî menfaate) nazarımızı hasrettirmiş. Hem o ye’sdir ki kuvve-i ma‘neviyemizi (ma‘nevî gücümüzü)kırmış. Az bir kuvvetle îmandan gelen kuvve-i ma‘neviyeyi şarktan garba kadar istîlâ ettiği hâlde, o kuvve-i ma‘neviye-i hârika, me’yûsiyetle (ümidsiz olmakla) kırıldığı için, zâlim ecnebîler (yabancılar) dört yüz seneden beri üç yüz milyon Müslümanı kendilerine esîr etmiş. (...) Ye’s, ümmetlerin, milletlerin seretân (kanser) denilen en dehşetli bir hastalığıdır. Ve kemâlâta (ilerlemeye)mâni‘ ve اَناَ عِنْدَ حُسْنُ ظَنِّ عَبْد۪ي ب۪ي*[Ben, kulumun bana olan güzel zannı üzereyim] hakīkatine muhâliftir; korkak, aşağı ve âcizlerin şe’nidir (işidir), bahâneleridir. Şehâmet-i İslâmiyenin şe’ni (İslâmî kahramanlığın işi) değildir.” (Mektûbât, Hutbe-i Şâmiye, 413)