(Nihâyet kardeşleri) Yûsuf’un yanına girdikleri zaman, o kardeşini (Bünyâmin’i gizlice odasına aldı, gözyaşlarıyla onu kucaklayıp) bağrına bastı ve “Gerçekten ben, senin (bir zamanlar öldü zannettiğin) kardeşinim! Artık (onların geçmişte) yapmış olduklarına üzülme!” dedi.
Yıllardır kardeşini görmeyen Hz. Bünyâmin, kardeşine kavuşmanın sevinci ile Hz. Yûsuf’a [aleyhisselâm], “Artık ben senden ayrılmam!” demişti. Hz. Yûsuf da [aleyhisselâm], “İyi ama babamın bana olan hasretinden dolayı ne kadar üzüldüğünü biliyorsun. Bir de sen benim yanımda kalırsan, babamızın acısını daha da arttırmış olacağız. Üstelik bu isteğinin olması için bir tek şeyin dışında geçerli bir bahanemiz de yoktur” diyerek, şu çareyi Bünyâmin’e söyledi: “Senin, benim yanımda kalabilmen için sana hırsızlık suçu isnat etmem gerekir.” Hz. Bünyâmin de, “Bana hırsızlık isnadında bulunmana ben razıyım. Bu hususta ne istersen yap!” diye cevap vermişti. Böylece iki tarafın da rızası ile böyle bir çareye başvurulmuştu.
Gerçekte bu olay, Hz. Yûsuf’un [aleyhisselâm] diğer kardeşlerine, ledünnî birtakım hikmetleri içeren Rabbânî bir ceza, ilâhî bir terbiye olacak ve bu arada babalarına verdikleri taahhüt ve sözün mesuliyetinden de kurtulacaklardı. Çünkü babaları, çocuklarının Bünyâmin’i koruyacaklarına dair verdikleri sözü, 66. âyet-i kerîmede geçtiği üzere, “Ancak çepeçevre kuşatılıp, çaresiz kalırsanız” sözü ile istisna etmişti. İşte bu istisna da böylece gerçekleşecekti.
Bu açıklamalar; 70, 71, 72, 73, 74, 75. ve 76. âyet-i celîleler ile ilgilidir.