Ama onlar [Yusuf’un bulunduğu şehre] her ne kadar babalarının talimatına uygun olarak girdilerse de, ⁶⁶ bunun Allah’ın takdirine karşı onlara bir yararı olmadı; ⁶⁷ yalnızca, Yakub’un, [oğullarını korumak yönünde] duyduğu arzunun bir ifadesiydi bu. ⁶⁸ Çünkü, o kendisine öğrettiklerimiz sayesinde, [her zaman Allah’ın hükmünün geçerli olduğuna dair] yeterli bir bilgiye sahipti; ⁶⁹ ama insanların çoğu (bunu böyle) bilmezler.
66 Lafzen, “...diği zaman”/“iken”.67 Sonraki ayetlerin de göstereceği gibi, hem onların hem de babalarının, bu serüvenleri mutlu bir sona ulaşıncaya kadar bir hayli kaygı ve sıkıntı çekmeleri gerekecek.68 Lafzen, “bu [talimat] aslında, Hz. Yakub’un gönlünden (nefs) geçirip de dile getirmek zorunda hissettiği bir dilekten, bir temenniden başka bir şey değildi”. Bir başka deyişle, Hz. Yakub oğullarına bu öğüdü verirken yalnızca insan yapısından gelen tabii bir eğilime uyarak davranıyor; yoksa, haricî bir tedbirin başlarına gelmesi mukadder bir vakayı önleyebileceğini düşündüğü için değil; çünkü, kendisinin de ifade ettiği gibi: “[olacak olan hakkında] hüküm yalnızca Allah’a aittir”. İslam’ın temel ilkelerinden ya da öğretilerinden biri olan, insanın Allah’a olan bağımlılığı fikrindeki bu ısrar, Hz. Yakub’un (belki tek başına ele alındığı zaman, kıssanın temel tezine aykırı gibi görünen) sözü geçen öğüdünün Kur’ânî anlatımda niçin yer aldığını da açıklamaktadır.69 Bu parantez içi ilave, Zemahşerî’nin Hz. Yakub’un “yeterli bir bilgiye sahip olması”na ilişkin tefsirine dayanıyor.