close
close
Kelimenin Kök Hâli ve Türevleri
close

Yûsuf Sûresi 68. Ayet Meali

Türkçe Transcript
swap_vert close
Velemmâ deḣalû min hayśu emerahum ebûhum mâ kâne yuġnî ‘anhum mina(A)llâhi min şey-in illâ hâceten fî nefsi ya’kûbe kadâhâ(c) ve-innehu leżû ‘ilmin limâ ‘allemnâhu velâkinne ekśera-nnâsi lâ ya’lemûn(e)
Abdulbaki Gölpınarlı
swap_vert close
Babalarının emrettiği gibi Mısır'a girdiler ama bu, Allah'ın takdirinden hiçbir şeyi gideremedi, ancak Yakup'un dileği yerine gelmiş oldu ve şüphe yok ki Yakup, kendisine öğretmiş olduğumuzdan dolayı bir bilgiye sahipti, fakat insanların çoğu bilmez.
Abdullah-Ahmet Akgül
swap_vert close
Vaktâki babalarının kendilerine emrettiği yerden (ve öğrettiği şekilde Mısır’a) girdiklerinde, (bu tedbir) -Yakub’un nefsindeki dileği açığa çıkarması dışında- onlara Allah’tan gelecek olan hiçbir şeyi (gidermeyi) sağlamadı. Gerçekten o (Hz. Yakub), kendisine öğrettiğimiz için bir ilim sahibiydi. Ancak insanların çoğu bilmeyen (gafil ve cahillerdir.)
Abdullah Parlıyan
swap_vert close
Onlar Yûsuf'un bulunduğu şehre, her ne kadar babalarının emrettiği şekle uygun olarak girdilerse de, babalarının bu tedbiri, Allah'ın takdirine karşı onlara bir yararı olmadı. Yalnızca, Ya'kub'un oğullarını korumak yönünde duyduğu arzunun bir ifadesiydi bu. Çünkü o, kendisine öğrettiklerimiz sayesinde, her zaman Allah'ın hükmünün geçerli olduğuna dair, yeterli bir bilgiye sahipti. Ama insanların çoğu bunu böyle bilmezler.
Ahmet Tekin
swap_vert close
Babalarının kendilerine emrettiği yerlerden şehre girdiklerinde, bu tedbir Allah'tan gelecek hiçbir şeyi engelleyemezdi. Sadece Yâkup, oğullarının sağsalim şehre varmalarıyla ilgili gönlündeki bir dileği yerine getirdi. Şüphesiz o ilim sahibiydi. Çünkü ona ilmi biz öğretmiştik. Fakat insanların çoğu bilmez.
Ahmet Varol
swap_vert close
Nitekim babalarının emrettiği yerden girdiler. Bu, Allah'tan (gelecek) bir şeyi onlardan savamazdı. Yalnız Yakub'un içindeki bir dileği açığa çıkarmış oldu. Gerçekten o, kendisine öğrettiğimizden dolayı ilim sahibi biriydi. Ancak insanların çoğu bilmez.
Ali Bulaç
swap_vert close
Babalarının kendilerine emrettiği yerden (Mısır'a) girdiklerinde, (bu,) -Yakub'un nefsindeki dileği açığa çıkarması dışındaonlara Allah'tan gelecek olan hiç bir şeyi (gidermeyi) sağlamadı. Gerçekten o, kendisine öğrettiğimiz için bir ilim sahibiydi. Ancak insanların çoğu bilmezler.
Ali Fikri Yavuz
swap_vert close
Onlar, babalarının emrettiği şekilde şehre girince, (bu ayrı ayrı kapılardan girişleri), Allah'ın takdirinden hiç bir şeyi gideremedi (yine hırsızlıkla itham edildiler). Ancak Yâkub'un kendisine ait gözden korunma tedbirini, yerine getirdi. Doğrusu o (Yâkub A.S.) bir ilim sahibi idi. Çünkü biz kendisine vahy ile öğretmiştik. Fakat insanların çoğu (kâfirler), Allah'ın ilhamını bilmezler.
Bahaeddin Sağlam
swap_vert close
Babalarının emrettiği yerden Mısır’a girdiklerinde, Yakub’un tavsiyesi Allah’ın takdirine karşı bir fayda vermiş olmadı. Yalnızca Yakub’un (insanlığın) içinde olan bir ihtiyacı giderdi. Ve şüphesiz, Biz ona öğrettiğimiz için biliyordu. Fakat insanların çoğu (bu iş bölümünü) bilmiyorlar.
Bayraktar Bayraklı
swap_vert close
Babalarının emrettiği yerlerden şehre girdiklerinde, bu onlardan Allah'ın herhangi bir takdirini uzak tutamazdı; sadece Ya‘kûb'un içindeki bir isteği gerçekleştirmişti. Ya‘kûb, bizim ona öğretmemizden dolayı bilgi sahibi idi. Ama halkın çoğu bunu bilmezdi.
Besim Atalay
swap_vert close
Onlar, babalarının buyrumunca girdiler, Allahın yazdığından bir nesne bozamazlar, Yakup'un istediği yerine geldi, biz ona bildirmiş olduğumuzçün, bilgisi vardı, insanların pek çokları bilmezler
Cemal Külünkoğlu
swap_vert close
Nihayet (Yusuf'un kardeşleri) babalarının direktifi uyarınca (Mısır'a ayrı ayrı kapılardan) girdiler. (Böylece kendilerine göre önlem almış oldular.) Gerçi bu önlem, Allah'ın onlara ilişkin hiçbir kararını başlarından savacak değildi. Sadece Yakup, içinden gelen bir görev duygusunun gereğini yerine getirmişti. Onun bu meseleye ilişkin, tarafımızdan kendisine öğretilmiş bilgisi vardı. Fakat insanların çoğu (İlahi takdiri) bilmezler.
Hz. Yakup, gayretin takdire, takdirin ise tedbire mâni olmayacağını ancak tedbirin de takdiri engelleyemeyeceğini biliyordu ama o da görevini yapıyordu. Buradan anlıyoruz ki; ne kendi gayret ve tedbirlerimize güvenerek Allah’a tevekkülü bırakacağız ne de Allah’a tevekkül ederek yan gelip yatacağız. Yani hem çalışacağız hem de tevekkül edeceğiz.  
Cemil Said
swap_vert close
Şehre pederlerinin emri vechile girdiler, fakat bu ihtiyâtın Allâh’ın takdîrâtına karşu hükmi olamaz idi. Ancak kendilerine tenbîhâtda bulunan Ya’kûb’ın arzusı yerine gelmiş oldı. Ya’kûb bizim öğretdiğimiz ’ilme vâkıf idi insânların çoğı bu ’ilme mâlik değildirler.
Diyanet İşleri (Eski)
swap_vert close
Babalarının emrettiği gibi girdiler. Esasen bu, Allah katında onlara bir fayda sağlamazdı, ancak Yakub içindeki arzuyu ortaya koymuş oldu. O, şüphesiz kendisine öğrettiğimizi bilir fakat insanların çoğu bilmezler.*
Diyanet İşleri (Yeni)
swap_vert close
Babalarının emrettiği şekilde (ayrı kapılardan) girdiklerinde (bile) bu, Allah’tan gelecek hiçbir şeyi onlardan uzaklaştıracak değildi. Sadece Yakub, içindeki bir dileği ortaya koymuş oldu. Şüphesiz o, biz kendisine öğrettiğimiz için bilgi sahibidir. Fakat insanların çoğu bilmezler.
Kur'an Yolu (Diyanet İşleri)
swap_vert close
Şehre babalarının kendilerine emrettiği şekilde girdiler ama bu, Allah’tan gelecek hiçbir şeyi onlardan savacak değildi. Şu var ki, Ya‘kūb’un içinde taşıyıp onlara açıkladığı kaygıyı gidermiş oldu. Şüphesiz o, bizim kendisine öğrettiğimiz bir bilgiye sahipti. Fakat insanların çoğu (bu hakikati) bilmezler.
Diyanet Vakfı
swap_vert close
Babalarının kendilerine emrettiği yerden (çeşitli kapılardan)  girdiklerinde (onun emrini yerine getirdiler. Fakat bu tedbir)  Allah'tan gelecek hiçbir şeyi onlardan savamazdı; ancak Ya'kub içindeki bir dileği açığa vurmuş oldu. Şüphesiz o, ilim sahibiydi, çünkü ona biz öğretmiştik. Fakat insanların çoğu bilmezler.
Edip Yüksel
swap_vert close
Babalarının kendilerine emrettiği yerlerden girdiler. Bu, onları ALLAH'ın hiç bir takdirinden kurtaramazdı; ancak Yakup onlardan bunu istemekte özel bir nedene sahipti. O, kendisine öğrettiğimiz belli bir bilgiye sahipti; fakat halkın çoğu bilmez.
Yakup, kalabalık bir grubun görevlilerin dikkatini çekeceğini ve sorunlar çıkarabileceğini düşünmüş olabilir. Yumurtaları ayrı sepetlere koymak istatiksel bir sigorta sağlayabilir.  
Elmalılı Hamdi Yazır
swap_vert close
Ne zaman ki, şehre vardılar, o zaman babalarının kendilerine emrettiği şekilde girdiler. (Gerçi bu şekilde girmeleri) onlar hakında Allah'ın takdir ettiği hiçbir şeyi önleyemezdi, bu sadece Yakub'un içinden geçirdiği bir isteğin yerine getirilmesi oldu. Şüphesiz o, ilim sahibiydi, çünkü ona biz öğretmiştik. Fakat insanların çoğu bunu bilmezler.
Elmalılı Meali (Orijinal)
swap_vert close
Vaktâ ki babalarının emrettiği yerden girdiler, o, onlardan Allahın takdirinden hiç bir şey'i def'etmiyordu ancak Yakubun nefsindeki bir haceti kaza etmişti, şüphe yok ki o muhakkak bir ilim sahibi idi, çünkü biz kendisine ta'lim etmiştik ve lâkin nâsın ekserisi bilmezler
Emrah Demiryent
swap_vert close
Babalarının kendilerine emrettiği yerden (Mısır’a, farklı kapılardan) girdiler. (Fakat bu tedbir) Ya‘kûb’un (evlatlarının sağ sâlim şehre varmalarıyla ilgili olarak) gönlündeki bir dileği (tedbir alma ve babalık şefkatini) açığa çıkarmanın dışında, Allah’ın takdirine karşı onlara bir yarar sağlamadı. Şüphesiz o, ilim sahibiydi, çünkü ona (vahiy yolu ile) biz öğretmiştik. (Bunun içindir ki, “Allah’tan gelecek hiçbir şeyi sizden savamam.” demişti.) Fakat insanların çoğu bunu bilmezler.
Erhan Aktaş
swap_vert close
Babalarının istediği şekilde girdiler. Yakûb, eğer Allah, haklarında bir şey takdir etmiş olsaydı, içinden gelen bu dileğin onlara fayda vermeyeceğini bilmekteydi. O, kendisine öğrettiğimiz için ilim sahibiydi. Ancak insanların çoğu bilmezler.
Hasan Basri Çantay
swap_vert close
Vaktaki onlar (Mısıra), babalarının kendilerine emretdiği vech ile, girdiler. Bu, Allahın (kazaasından) hiç bir şey'i onlardan gidermedi. Sâdece Ya'kubun nefsindeki dileği meydana çıkarmış oldu. Şübhe yok ki (Ya'kub), kendisini (vahy ile) öğretdiğimiz için, bir ılîm saahibi idi. Ancak insanların çoğu (sırrı kaderi) bilmezler.
Hayrat Neşriyat
swap_vert close
Daha sonra babalarının kendilerine emrettiği şekilde (ayrı ayrı kapılardan şehre)girdiklerinde, (bu tedbir, gerçekten) Allah'dan (gelecek) hiçbir şeyi onlardan def' edecek değildi; ancak Ya'kub'un içinde bulunan (tevekkülde, o şeyin sebeblerine de riâyete duyduğu) ihtiyâç ki, onu yerine getirmiş oldu. Ve şübhesiz ki o, kendisine öğrettiğimizden dolayı elbette bir ilim sâhibi idi; fakat insanların çoğu bilmezler.
İhsan Aktaş
swap_vert close
Ve babalarının emrettiği şekilde (ayrı kapılardan) girdiklerinde (bile) bu, Allah’tan gelecek hiçbir şeyi onlardan uzaklaştıracak değildi. Sadece Yakup, içindeki bir dileği ortaya koymuş oldu. Şüphesiz o, biz kendisine öğrettiğimiz için bilgi sahibidir. Ama insanların çoğu (beşeri yetenekleri kullanarak tedbir almanın, tevekkülün bir parçası olduğunu) bilmezler.*
(*) Burada, tedbir alınmasından sonra elbette Yüce Allah’ın kararının ve kudretinin de erişilmez olduğunun unutulmaması gerektiğine dikkat çekilmektedir. Kula düşen görev, önlem almaktır; takdir ise Yüce Allah’tandır. O’nun takdirine iman edilmelidir; ancak takdirin ne olduğunu kullar bilemediği için onların sorumlu olduğu şey önlem almaktır. (M. Okuyan Meali Yusuf-68. Ayet Açıklaması)  
İlyas Yorulmaz
swap_vert close
Babalarının emirlerine uyarak farklı yerlerden şehre girdiler. Allah onlar için bir şey dilemiş olsaydı bu tedbirlerinin onlara hiçbir faydası olmazdı. Ancak Yakub’un oğullarına emrettiği, kendi nefsinde duyduğu bir endişeydi. Yakub kendisine öğrettiğimiz ilimle donanmış ilim sahibi bir kimse idi. Ama insanların çoğu bunu bilmiyor.
İsmayıl Hakkı Baltacıoğlu
swap_vert close
Babalarının buyurduğu gibi ayrı ayrı kapılardan girdilerse de bu, Allah’ın onlar için yazdığını bozmadı. Yalnız Yakup kendi dileğini ortaya koymuş oldu. Çünkü Yakup kendisine öğretmiş olduğumuz bilimi edinmiş bulunuyordu. Ancak, insanların pek çoğu bunu bilmezler.
İsmail Hakkı İzmirli
swap_vert close
Vaktaki onlar babalarının emirleri veçhile ayrı ayrı kapıdan girdiler. Bu hal Allah/ın azasından hiçbir şeyi def edemedi [⁴], yalnız Yakup nefsindeki dileği [⁵] meydana çıkarmış oldu. Şüphe yok ki Yakup kendisine öğrettiğimize göre ilim sahibidir. Fakat pek çok nâs Yakup gibi bilmezler.
[4] Yine sirkatle itham olundular.[5] Peder şefkatini.  
İsmail Yakıt
swap_vert close
Babalarının emrettiği yerden girdiler ama bu, Allah’tan gelecek hiçbir şeyi savamazdı. Yakup sadece içindeki bir dileği dillendirdi/yerine getirdi. Çünkü o kendisine öğrettiğimiz şeylerden dolayı bir bilgi/ilim sahibiydi. Fakat insanların çoğu bilmezler.
Kadri Çelik
swap_vert close
Babalarının emrettiği gibi şehre girdiklerinde esasen bu, Yakub'un nefsindeki dileği (babalık şefkatini) açığa çıkarması dışında hiç bir şeyde onları Allah'tan müstağni kılmadı. O, şüphesiz kendisine öğrettiğimizi bilir, fakat insanların çoğu bilmezler.
Mahmut Kısa
swap_vert close
Böylece, Yûsuf’un on bir kardeşi, uzun bir yolculuğun sonunda Mısır’a vardılar ve gerçekten de babalarının kendilerine emrettiği şekilde, şehre farklı kapılardan girdiler. Böylelikle, kendilerince bir tedbir almış oldular. Fakat bu tedbir, Allah’tan gelecek hiçbir şeyi onlardan savacak değildi; yalnızca Yakup,—çocuklarının güvenliğinden sorumlu bir baba olarak— içine doğan bir dileği yerine getirmiş ve böylece, “Acaba bir tedbirsizlik mi yaptık?” türünden şüpheleri bertaraf etmiş oldu. Fakat bunu yaparken, Allah’ın takdirine güvenmek gerektiğini aklından çıkarmamıştı. Çünkü o, kendisine öğrettiğimiz Kitap sayesinde, tedbir almak ve ilâhî takdire boyun eğmek arasında mükemmel bir denge kurabilecek bilgiye sahipti; ne var ki, insanların çoğu, beşerî yetenekleri kullanarak tedbir almanın, tevekkülün bir parçası olduğunubilmezler. Bir kısmı kendi gayret ve tedbirlerine güvenip Allah’a tevekkülü terk eder, diğer bir kısmı da, yalnızca Allah’a “tevekkül” eder, fakat problemlerini çözmek için herhangi bir pratik çareye başvurmazlar.
Mahmut Özdemir
swap_vert close
Onlara babalarının emrettiği yerden girdiklerinde Allah’tan (gelecek) hiçbir şeyi onlardan savıyor değildi; ancak Yakub’un nefsindeki tedbir ihtiyacı yerine geldi. O, ona öğrettiğimiz şeylere ait elbette bilgi sahibidir; ama İnsanlar’ın en çoğu bilmez.
Mehmet Çakır
swap_vert close
Şehre babalarının emrettiği gibi girdiler. Aslında çocukları için Allah’tan güvence istemesi, Yakub'un gönlünden geçen bir hacetin, dilinden dökülüvermesiydi. Çünkü Yakûb, önsezi bilgisi yüklediğimiz için bu tür tahminlerde bulunabiliyordu. Çoğu insan, bu bilgiden mahrumdur...
Mehmet Çoban
swap_vert close
Yusuf’un kardeşleri babalarının öğüdünü dinleyerek Mısır’a ayrı kapılardan girdiler. Şehir içinde bir araya geldiler. Muhakkak babalarının öğüdüyle aldıkları bu tedbir, Allah’ın takdirinden hiç bir şeyi onlardan koruyamazdı. Yakup bunu bildiği halde sadece içindeki bir dileği ortaya koymuştu. Elbette O, kendisine öğrettiğimizden dolayı bilgi sahibiydi. Bundan dolayı Allah’ın takdirinden hiç bir şeyi sizden uzaklaştıramam demişti. Allah’ın bilgisinden uzak olan insanlar bunu anlayamazlar.
Mehmet Okuyan
swap_vert close
Babalarının kendilerine emrettiği yerden (çeşitli kapılardan) girdiklerinde (onun emrini yerine getirmişlerdi. Fakat bu önlem) Allah’tan gelecek hiçbir şeyi onlardan savamazdı; [*] ancak Yakup’un (oğullarını korumak için) söylemek istediği şeyin yerine getirilmesi (söz konusuydu). Şüphesiz ki o, biz kendisine bildirdiğimiz için bilgi sahibiydi. Fakat insanların çoğu (bu gerçeği) bilmezler.
Burada, tedbir alınmasından sonra elbette Yüce Allah’ın kararının ve kudretinin de erişilmez olduğunun unutulmaması gerektiğine dikkat çekilmektedir. Kula düşen görev, önlem almaktır; takdir ise Yüce Allah’tandır. O’nun takdirine iman edilmelidir; ancak takdirin ne olduğunu kullar bilemediği için onların sorumlu olduğu şey önlem almaktır.  
Mehmet Türk
swap_vert close
(Onların Mısır’a) babalarının kendilerine emrettiği yerden girmeleri, Yâkûb’un gönlünün arzusunu yerine getirmekten¹ başka, onlara Allah’tan gelebilecek hiçbir şeyi gideremedi.² Aslında o, kendisine öğrettiğimizden dolayı bunu (çok iyi) biliyordu.³ Fakat insanların çoğu (bunu) bilmiyorlar.
1 Hz. Yâkûb çocuklarına böyle söylemekle; nefsinde tedbirsizlikle bir kusur yapma ihtimâlini bertaraf etmiş oldu. Zâten o tedbirin de sonuç itibariyle, teselliden başka hiç bir faydası olmadı. 2 Yani Allah neyi takdir ettiyse o oldu.3 Zâten Hz. Yâkûb; tedbirin takdire engel olamayacağını biliyordu. Ama o, görevini yapıyordu.  
Muhammed Esed
swap_vert close
Ama onlar [Yusuf’un bulunduğu şehre] her ne kadar babalarının talimatına uygun olarak girdilerse de, ⁶⁶ bunun Allah’ın takdirine karşı onlara bir yararı olmadı; ⁶⁷ yalnızca, Yakub’un, [oğullarını korumak yönünde] duyduğu arzunun bir ifadesiydi bu. ⁶⁸ Çünkü, o kendisine öğrettiklerimiz sayesinde, [her zaman Allah’ın hükmünün geçerli olduğuna dair] yeterli bir bilgiye sahipti; ⁶⁹ ama insanların çoğu (bunu böyle) bilmezler.
66 Lafzen, “...diği zaman”/“iken”.67 Sonraki ayetlerin de göstereceği gibi, hem onların hem de babalarının, bu serüvenleri mutlu bir sona ulaşıncaya kadar bir hayli kaygı ve sıkıntı çekmeleri gerekecek.68 Lafzen, “bu [talimat] aslında, Hz. Yakub’un gönlünden (nefs) geçirip de dile getirmek zorunda hissettiği bir dilekten, bir temenniden başka bir şey değildi”. Bir başka deyişle, Hz. Yakub oğullarına bu öğüdü verirken yalnızca insan yapısından gelen tabii bir eğilime uyarak davranıyor; yoksa, haricî bir tedbirin başlarına gelmesi mukadder bir vakayı önleyebileceğini düşündüğü için değil; çünkü, kendisinin de ifade ettiği gibi: “[olacak olan hakkında] hüküm yalnızca Allah’a aittir”. İslam’ın temel ilkelerinden ya da öğretilerinden biri olan, insanın Allah’a olan bağımlılığı fikrindeki bu ısrar, Hz. Yakub’un (belki tek başına ele alındığı zaman, kıssanın temel tezine aykırı gibi görünen) sözü geçen öğüdünün Kur’ânî anlatımda niçin yer aldığını da açıklamaktadır.69 Bu parantez içi ilave, Zemahşerî’nin Hz. Yakub’un “yeterli bir bilgiye sahip olması”na ilişkin tefsirine dayanıyor.  
Mustafa Çavdar
swap_vert close
Onlar babalarının emrettiği gibi girdilerse de, esasen bu Allah’tan gelecek hiçbir şeyi onlardan savamazdı. Sadece Yakup’un temennisi yerine gelmiş oluyordu. Şüphesiz ki Yakup, kendisine öğrettiğimiz ilim sayesinde biliyordu.1 Fakat insanların çoğu bu gerçeği bilmiyorlar.2, 12/96, 216/43, 39/49
Mustafa İslamoğlu
swap_vert close
Ve onlar her ne kadar babalarının kendilerine emrettiği gibi (şehre) girdilerse de, bunun Allah’tan gelecek olana karşı bir yararı olmadı. Ne ki bu, Yakub’un içinden geçeni dile getirme ihtiyacını duyduğu bir temenniden başka bir şey değildi. Ve gerçekte o, kendisine öğrettiğimiz üzre (Allah’ın hayata müdahil olduğunun) tam bilincindeydi; fakat insanların çoğu (bunu dahi) farketmezler.
Orhan Kuntman
swap_vert close
Babalarının kendilerine emrettiği şekilde şehre ayrı ayrı kapılardan girdiler, fakat aldıkları bu tedbir Allah'ın takdirine (Bünyamin'in Mısır’da kalmasına) engel olamadı. Sadece Yakub'un öğüt ve dileği yerine getirilmiş oldu, şüphe yok ki o tarafımızdan verilen bir ilim sahibi idi. Fakat insanların çoğu bunu bilmezler! (Bir takım sebeplere sarılmakla kaderin değişeceğini sanırlar)
Osman Fırat
swap_vert close
Ve onlar (babalarının) emrettiği kapılardan girdiler ise de bu onlara Allah’dan gelecek hiçbir şeye mani olamazdı ancak bu, Yakub’un istediği bir arzusu olarak icra edildi. Ve şüphesiz o kendisine öğrettiğimiz bir ilimle ilm sahibi idi. Lakin insanların çoğu bilmezler.
Ömer Nasuhi Bilmen
swap_vert close
Vaktâ ki, babalarının kendilerine emrettiği veçh ile (şehre) girdiler, böyle bir giriş, onlardan hiçbir takdir-i ilâhiyi def'eder olmadı. Ancak Yâkub'un nefsindeki bir haceti yerine getirmiş oldu. Ve şüphe yok o, kendisine talim etmiş olduğumuzdan dolayı bir ilim sahibi idi. Velâkin insanların ekserisi bilmezler.
Suat Yıldırım
swap_vert close
Babalarının kendilerine emrettiği şekilde ayrı ayrı kapılardan girerek onun emrini yerine getirdiler. Ama bu tedbir, Allah'ın kendileri hakkındaki takdiri karşısında hiç bir fayda sağlamadı. Sadece Yâkub'un içindeki bir dileği açığa çıkarmış oldu. O, kendisine Biz öğrettiğimizden ötürü ilim sahibi idi. (Bunun içindir ki “Allah'tan gelecek takdiri önleyemem. ” demişti. ) Fakat insanların çoğu bu gerçeği bilmezler.
Süleyman Ateş
swap_vert close
Babalarının emrettiği yerden (Mısır'a) girdiler; (gerçi) bu, Allah'tan gelecek hiçbir şeyi onlardan savamazdı. Ama sadece Ya'kub, içindeki bir dileği söylemişti. O, kendisine öğrettiğimizden ötürü bilgi sahibi idi (bundan dolayı 'Allah'ın takdirinden hiçbir şeyi sizden savamam' demişti). Fakat insanların çoğu bilmezler.
Süleyman Tevfik
swap_vert close
Evlâd-ı Ya'kûb, Babalarının emr iylediği yerden girdiler. Bu duhûlleri onları kazâ-yı ilâhîden kurtarmadı. Ancak nefs-i Ya'kûb'da hâsıl olan bir hâcet (nazar isâbetinden tahaffuz) hâsıl olmuşdı. O, bizim ona öğretdiğimiz 'ilmin sâhibi idi. Lâkin nâsın ekserîsi bilmezler.
Süleymaniye Vakfı
swap_vert close
Babalarının istediği yerlerden girince ki aslında bu, Allah’tan gelecek hiç bir şeyi onlardan savacak değildi, sadece Yakup’un yerine getirmesi gereken bir ihtiyaçtı (kendisi için bir ihtiyaçtı[*]). Çünkü Yakup kendisine öğrettiğimiz için gerçek bir ilime sahipti. Ama insanların çoğu onu bilmezler.
[*] Öğrendiği ilim gereği kıskançlıktan korunması gerektiğini bilen Yakup, oğullarının çokluğu ve kısa zamanda 2 ticari nakliyat yapabiliyor olmalarının çok göz önüde bulunmamasını istiyordu. Her türlü hırsızlık, kıskançlık ve dedikodu için kendisine öğretilen tedbirleri fiilen alıyor, oğullarının ayrı ayrı kapılardan girmelerini isteyip sonra Allah'ı vekil ediniyordu.  
Şaban Piriş
swap_vert close
Babalarının emrettiği gibi girdiler. Esasen bu, Allah'tan gelecek hiçbir şeyi onlardan savamazdı ancak Yakub içindeki arzuyu ortaya koymuş oldu. O, şüphesiz kendisine öğrettiğimizi bilir; fakat insanların çoğu bilmezler.
Ümit Şimşek
swap_vert close
Onlar babalarının söylediği şekilde şehre girdiler. Bununla Allah'tan onlara gelecek birşeyi önlemiş olmadılar; ancak Yakub'un gönlündeki bir arzuyu yerine getirdiler. Yakub ise, ona tarafımızdan öğrettiğimiz şeyler sayesinde ilim sahibi bir zat idi; ama insanların çoğu bunu bilmez.
Yaşar Nuri Öztürk
swap_vert close
Babalarının emrettiği yerlerden kente girdiklerinde, bu onlardan Allah'ın herhangi bir takdirini uzak tutmamıştı; sadece Yakub'un içindeki bir isteği gerçekleştirmişti. Yakub, bizim ona öğretmemizden dolayı bilgi sahibi idi. Ama halkın çoğu bunu bilmezdi.
Eski Anadolu Türkçesi
swap_vert close
daħı ol vaķt kim girdiler ol yirden kim buyurdı anlara ataları olmadı aśśı eyler anlara Tañrı’dan nesene lįkin bir ḥācet içün kim ya'ķub göñlinde-y-idi hükm eyledi- y-idi anı 'įlm issiyidi aña kim ögretdük anı velįkin ādemįlerüñ eyregi bilmezler.
Satıraltı Meal (1534)
swap_vert close
Ol vaḳt ki girdiler ataları buyurduġı gibi. Hīç def‘ eylemezdi anlar üstin‐den Tañrı taḳdīrini. Lākin bir nesne‐y‐idi Ya‘ḳūb göñlinde ol ḥāceti urdı.Daḫı ol ‘ilm issi‐y‐idi, biz bildürgeni bilürdi. Lākin çoḳ kişiler bilmezler.
Bunyadov-Memmedeliyev
swap_vert close
Onlar ataları (Yə’qubun) əmr etdiyi kimi (Misirə ayrı-ayrı qapılardan) daxil olduqda (bu) Allahın qəza-qədərini əsla onlardan dəf edə bilmədi (özləri də bilmədən oğurluqda ittiham olundular), ancaq Yə’qubun ürəyində bir diləyi (oğlanlarına göz dəyməməsini) yerinə yetirmiş oldu. Şübhəsiz ki, Yə’qub onu (vəhylə) öyrətdiyimiz üçün bir elm sahibi idi. Lakin insanların (kafirlərin) əksəriyyəti (Allahın sevib-seçdiyi zatlara vəhy, ilham yolu ilə elm öyrətməsini) bilməz!
M. Pickthall (English)
swap_vert close
And when they entered in the manner which their father had enjoined, it would have naught availed them as against Allah; it was but a need of Jacob's soul which he thus satisfied; and lo! he was a lord of knowledge because We had taught him; but most of mankind know not.
Yusuf Ali (English)
swap_vert close
And when they entered in the manner their father had enjoined, it did not profit them in the least against (the plan of) Allah:(1731) It was but a necessity of Jacob´s soul, which he(1732) discharged. For he was, by our instruction, full of knowledge (and experience): but most men know not.(1733)
1731 See the last verse and n. 1730. Though they scrupulously observed their father's injunctions to the letter, their hearts were not yet pure, and they got into trouble, as the later story will show. They had the hardihood to cast aspersions on Joseph, not knowing that they were in Joseph's power. And Joseph took a noble revenge by planning a reunion of the whole family and shaming the ten brothers into repentance. He was the instrument for the fulfilment of Allah's Plan. 1732 It is a necessity of a Prophet's soul that he should speak out and teach all that he knows, to the worthy and unworthy alike. This, Jacob did to his unworthy sons, as well as to his worthy sons whom he loved best. It was not for him as a Prophet to guarantee any results. In this case he could not save his Sons from getting into trouble merely because they followed the letter of his advice in a small matter. Apply this to the teaching of one who is greater than Jacob. Men who literally observe some small injunctions of the Holy Prophet Muhammad and neglect the greater principles which he taught cannot blame him for their troubles and difficulties. If they examined the matter, they would find that they brought the troubles on themselves. 1733 The Prophets of Allah are full of knowledge—not as men, but as taught by the grace of Allah, for men, as such, are (as Carlyle said) mostly fools—devoid of knowledge and understanding. (R).  
Muhammed Hüseyin (R.A.)
play_arrow bookmark save_alt more_vert
  • content_copyÂyeti Kopyala
  • linkLinki Kopyala
  • photo_cameraGörüntü Oluştur
  • videocamVideo Oluştur
وَلَمَّا
ve ne zaman ki
دَخَلُوا
girdiler
مِنْ حَيْثُ
o yerden ki
اَمَرَهُمْ
kendilerine emretti
اَبُوهُمْۜ
babaları
مَا كَانَ
değildi
يُغْن۪ي
savacak
عَنْهُمْ
onlardan
مِنَ اللّٰهِ
Allah'tan
مِنْ شَيْءٍ
hiçbir şeyi
اِلَّا
an- cak
حَاجَةً
bir ihtiyaç ki
ف۪ي نَفْسِ
içindedir
يَعْقُوبَ
Yakûb'un
قَضٰيهَاۜ
onu yerine getirdi
وَاِنَّهُ
ve şüp-hesiz o
لَذُو
elbet sa- hibi idi
عِلْمٍ
bir
ilim
لِمَا
o şeyden dolayı ki
عَلَّمْنَاهُ
ona öğrettik
وَلٰكِنَّ
fakat
اَكْثَرَ
çoğu
النَّاسِ
insanların
لَا يَعْلَمُونَ۟
bilmezler
Babalarının kendilerine emrettiği yerden (ayrı ayrı kapılardan şehre) girdiler. (Fakat bu tedbir) Allah'tan (gelecek) hiçbir şeyi onlardan savacak değildi; ancak Yakûb, içindeki bir dileği açığa vurmuş oldu. Şüphesiz o, ilim sahibiydi; çünkü ona Biz öğretmiştik; fakat insanların çoğu bilmezler.
لَمَّا
Zaman zarfı
لَمَّا
Ne zaman ki, zaman, vakit
دَخَلَ
Fiil-I
د خ ل
Girdi, (zifafa) girdi, dâhil oldu, sokuldu
مِن
Harf-i cer
مِن
-den, -dan
حَيْث
İsim
ح ي ث
O yer, o yerde, o yeri ki
اَمَرَ
Fiil-I
ا م ر
Emretti, buyurdu
اَبٌ
İsim
ا ب و
Baba
مَا
Zamir
مَا
Ne, şey, geçmiş zamanın olumsuzluk eki
كَانَ
Fiil-I
ك و ن
İdi, oldu
اَغْنَى
Fiil-IV
غ ن ي
Fayda sağladı, müstağni kıldı, zengin etti, kazandırdı, savdı
عَن
Ayrılma hâl eki
عَن
-den, -dan, hakkında
مِن
Harf-i cer
مِن
-den, -dan
اَللَّه
Özel isim
ا ل ه
Allah
مِن
Harf-i cer
مِن
-den, -dan
شَىْء
İsim
ش ي ا
Şey, eşya
اِلَّا
Edat
اِلَّا
Ancak, sadece, başka, hariç, dışında, yalnız
حَاجَة
İsim
ح و ج
İhtiyaç
فِى
Bulunma hâl eki
فِى
İçinde, -de, -da
نَفْس
İsim
ن ف س
Kendi, kendisi, nefis, can
يَعْقُوب
Özel isim
يَعْقُوب
Hz. Yakub (a.s.)
قَضَى
Fiil-I
ق ض ي
Hükmetti, bitirdi, hüküm verdi, takdir etti, tamamladı, yerine getirdi, karar verdi
اِنّ
Edat
اِنّ
Şüphesiz, kesinlikle, muhakkak, elbette, gerçekten, zira, çünkü, doğrusu, daima. Cümledeki bilgiyi pekiştirmek için kullanılır.
ذُو
İsim
ذُو
Sahibi
عِلْم
İsim
ع ل م
İlim, bilgi
مَا
Zamir
مَا
Ne, şey, geçmiş zamanın olumsuzluk eki
عَلَّمَ
Fiil-II
ع ل م
Öğretti, talim etti
لٰكِنّ
Harf-i istidrak
لٰكِنّ
Ancak, fakat, lakin, başka, hariç
اَكْثَر
İsim
ك ث ر
Çoğu, daha çok, daha fazlası
نَاس
İsim
ن و س
İnsanlar
لَا
Edat
لَا
Hayır, yapmayın, asla, hiç
عَلِمَ
Fiil-I
ع ل م
Bildi