(İleri gelen bilginler): “Bu anlamsız¹ düşleri² ha? Biz böyle düşlerin³ yorumunu bilemeyiz.” dediler.
1 (أَضْغَاثُ أَحْلاَمٍ) Yaşı kurusuna karışmış ot demetleri gibi, yenisi eskisine karışmış bir yığın uyku hayalleri, gerçekte hiç bir manası olmayan eski-yeni bir takım vehimler ve hayallerin birbirine karışmasından meydana gelen manasız hâdiseler demektir. (Elmalılı)2 Hulüm: Bu da bir rüya çeşididir. (çoğulu, “ahlâm”dır) Hiçbir anlamı olmayan birtakım boş hayallerden ibaret olup şeytanî bir yalandan başka bir şey olmayan rüyalara hulüm denilir. İslâm Âlimlerine, göre rüya üç kısımdır: a- Allah tarafından doğrudan doğruya veya bir Melek vasıtası ile meydana gelen ilâhî telkinler ki; asıl “rüya” budur. b- Nefsin kendisinden kendisine gelen telkinidir ki; yaşanmış olayların hayalinden başka bir kıymeti yoktur. c- Şeytanî bir tesir sebebiyle olanıdır ki; hayalden başka bir şey değildir. İşte bu son iki rüya çeşidine “hulüm” denilir. Kötü bir rüya gören bir Müslümanın: gördüğü rüyanın ve şeytanın şerrinden üç kez Allah’a sığınıp; “Allah’ım, bu rüyanın şerrinden ve rahmetinden uzak kalmış olan şeytanın şerrinden sana sığınırım.” der. Rüyanın hayra dönüşmesi için dua eder. Bu tür rüyayı hiç bir kimseye anlatmaz. Müslüman gördüğü iyi bir rüyadan ötürü uyanınca Allah’a hamdeder. Bu rüyadan dolayı sevinir, bunu bir müjde kabul eder. Rüyayı sevdiği bir kimseye anlatır, sevmediğine kesinlikle anlatmaz.3 Rüya: Uyku sırasında uyanıkmış gibi çeşitli olayların yaşanmasıdır. Buna dilimizde “düş” de denir. Arapçada; “rüya ve hulüm” aynı anlamda kullanılırsa da Kur’an’a göre rüya “hulüm”den başkadır. Rüya soyut bir hâdise olmayıp onda tabir edilebilecek hakiki bir mana bulunur. Rüya çağlar boyunca bütün toplumlarda büyük önem görmüştür. Rüyanın mahiyeti ve kökeni hakkında çok şeyler söylenmiştir. Ancak bu söylenenler her topluma ve her kültüre göre değişkenlik arz etmiştir. Umumiyetle rüya, uyanıklık halinin bir uzantısı olup; etkisinde kalınan, sevindirici veya üzücü olayların uyku halinde yaşanması olayıdır. İslâm’da rüya hukukî bir kaynak ve delil değildir. Yalnız gören kişi ile alakalıdır. O kişi de bu rüyasını hayra yorar ve bu rüya yalnız kendisini bağlar. Sadece Peygamberlerin rüyaları bir vahiy çeşidi olması hasebiyle ümmeti için din konusunda delil olur. Peygamberliğe soyunan, hatta peygamberleri bile geçmeye çalışan bir takım soytarıların rüyaları, ya tamamen uydurmadır ya da saçma sapan şeylerdir. Kur’ân’da; Hz. İbrahim (a.s)’ın oğlu İsmail (a.s)’ı rüyada boğazlaması, Yusuf (a.s)’ın rüyasında on bir yıldızla, güneş ve ay’ın kendisine secde ettiğini görmesi, Mısır hükümdarının ve hapishanedeki iki kişinin gördükleri rüyaları ve Rasûlullah (s.a.v)’in Hudeybiye’ye gitmeden önce rüyasında; kendisinin ve arkadaşlarının “emniyet içerisinde saçlarını kazıtmış olarak Mekke’ye girdiklerini” görmesi, vahiy çeşidi olan rüyalar olarak zikredilir. Fıkıhta rüya, delil kabul edilmez.