Nihâyet (bir gün) hükümdar dedi ki: “Doğrusu ben (rüyâmda) yedi semiz ineği, yedi zayıf (ineğ)in yediğini ve yedi yeşil başak ile (bir o kadar da) diğer kuru başakları gördüm. Ey ileri gelenler! Eğer rüyâ ta'bîr ediyorsanız, bana (bu) rüyâmı açıklayın!” (2)
(2)“Hem rüyâ dahi hayır iken, bazı aks-i hakīkatle (hakīkatin tersiyle) göründüğü için şer telakkī edilir (anlaşılır), ye’se (ümidsizliğe) düşürür, kuvve-i ma‘neviyeyi (ma‘nevî kuvveti) kırar, sû-i zan (kötü zan) verir. Çok rüyâlar var ki, sûreti (görünüşü) dehşetli, zararlı, mülevves (çirkin) iken, ta‘bîri ve ma‘nâsı çok güzel oluyor. Herkes rüyânın sûretiyle ma‘nâsının hakīkati mâbeynindeki (arasındaki)münâsebeti bulamadığı için, lüzumsuz telâş eder, me’yûs olur (ümidsiz olur), keder eder. (...) Mâhiyet-i insâniyedeki (insanın rûhundaki) latîfe-i Rabbâniye (adı verilen ve Cenâb-ı Hakk’ı bildiren isti‘dad), âlem-i şehâdetle (gördüğümüz bu âlemle) bağlanan ve o âlemde dolaşan duyguların kapanmasıyla ve durmasıyla, âlem-i gayba (göremediğimiz âleme) karşı bir münâsebet bulur, bir menfez(pencere) açar. O menfez ile, vukūa gelmeye hazırlanan hâdiselere bakar ve Levh-i Mahfûz’un cilveleri(parıltıları) ve mektûbât-ı kaderiyenin (kader yazılarının) nümûneleri nev‘inden birisine rast gelir, bazı vâkıât-ı hakīkıyeyi (olacak hâdiseleri) görür ve o vâkıâtta bazen hayâl tasarruf eder (hükmeder), sûret libasları (şekil elbiseleri) giydirir. Bu kısmın çok envâı ve tabakātı (nevi‘leri ve tabakaları) var. Bazı aynen gördüğü gibi çıkar, bazen bir ince perde altında çıkıyor, bazen kalınca bir perde ile sarılıyor. Hadîs-i Şerîfte gelmiş ki: ‘Resûl-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm’ın bidâyet-i vahiyde (vahyin başlangıcında) gördüğü rüyâları, subhun (sabahın) inkişâfı (açılması) gibi zâhir, açık, doğru çıkıyordu.’ ” (Mektûbât, 28. Mektûb, 195-196)