Şehirdeki birtakım kadınlar ise dedi ki:(2) “Vezîrin karısı, delikanlısının nefsinden murâd almak istiyormuş. Doğrusu (ona duyduğu) aşk, kalbine işlemiş. Muhakkak ki biz, onu apaçık bir sapıklık içinde görüyoruz.”
(2)“(Âyet-i kerîme Arabca’da kadın ve erkek fiilleri ayrı kalıplarda olmasına rağmen) müenneslerin(kadınların) cemâatine, iki katlı müennes olduğu hâlde, müzekker (erkek) fiili olan قاَلَ [O erkek dedi] buyurması; hem قاَلَتِ الْأَعْرَابِ [Bedevîler dedi] buyurmakla, müzekkerlerin cemâatine müennes fiili olan قاَلَتْ [O kadın dedi] ta‘bîriyle, latîfâne işâret ediyor ki, zayıf ve halîm ve yumuşak kadınların cem‘iyeti (topluluğu) kuvvetleşir, sertlik ve şiddet kesb edip (kazanıp), bir nevi‘ racûliyet (erkeklik)kazanır. Onun için müzekker fiilini iktizâ ettiğinden (gerektirdiğinden) وَقاَلَ نِسْوَةٌ [(Erkeklere âid fiil yapısıyla) ve kadınlar dedi] ta‘bîri, gāyet güzel düşmüştür. Erkeklerin ise, husûsan bedevî ve Arab olsalar, kuvvetlerine güvendikleri için cem‘iyetleri zayıf olup; hem ihtiyatkârlık, hem yumuşaklık vaziyetini aldığından, bir nevi‘ kadınlık hâsiyeti (husûsiyeti) takındıkları için, müennes fiilini iktizâ ettiğinden: قاَلَتِ الْأَعْرَابِ buyurmakla, müennes fiiliyle ta‘bîri tam yerinde olmuştur.” (Lem‘alar, 20. Lem‘a, 161)