Sonunda onu düşük bir değere -sadece bir kaç gümüş paraya- sattılar;[¹⁸⁴¹] zaten onlar ondan kurtulmak istiyorlardı.
[1841] Şirâ’, Kur’an’da sülasi olarak geldiği dört yerde de (12:20; 2:102, 207; 4:74) bâ‘a (sattı) mânasına kullanılmıştır ve bâ harfi satın alınan şeye bitişiktir. “Satın aldılar” mânasını bu istikrai okumadan dolayı tercihe şayan bulmadık. Buna ilaveten, “satın aldılar” alternatifinin ilave anlam sorunlarına yol açacağı da ortadadır:
1) Bu takdirde âyetin son cümlesine “zaten ona az bir değer biçiyorlardı” mânası veriliyor ki ve kânû fîhi mine’z—zâhidîn ibaresi için bu tekellüftür.
2) Yusuf gibi dünyalar güzeli bir delikanlıya neden az değer biçmişler? Değersiz bir köleye ülkenin bakanı müşteri olur mu?
3) Fakat kervancıların Yusuf’tan kurtulmak istemeleri olay örgüsüyle bire bir mutabıktır ve makuldür. Zira Yusuf’un köleleştirilmesi yasal prosedüre uygun değildi.
Kur’an olay örgüsünün tüm boşluklarını doldurmayıp, bunu zihinlerimize bırakıyor: Kuyuya attıkları Yusuf’u İsmaili tüccarların çıkardığını görünce, “Ne koparırsak kardır” diye düşündüler ve hemen yetişip şöyle dediler: “O bizim kölemizdi kaçtı”. Ve onu düşük bir fiyata sattılar. Eski Ahid’de olay şöyle yer alır: “Yahuda kardeşlerine “Kardeşimizi öldürüp suçumuzu gizlersek ne kazanırız? Gelin onu İsmaililere satalım. Böylece canına dokunmamış oluruz. Çünkü o kardeşimizdir, aynı kanı taşıyoruz.” Kardeşleri bunu kabul etti.” (Tekvin: 37:36-37)