De ki: “Budur benim yolum: akla uygun, bilinç ve duyarlıkla donanmış bir kavrayışa dayanarak [hepinizi] Allah’a çağırıyorum, ¹⁰⁴ ben ve bana uyanlar (aynı çağrıyı yapıyoruz)”. Ve [yine de ki:] “Allah kudret ve azametiyle her türlü eksikliğin üstündedir, ötesindedir. Ve ben O’ndan başka varlıklara tanrılık yakıştıran kimselerden değilim!”
104 ‘Alâ basîretin ifadesini daha özlü bir tarzda aktarmak pek mümkün gözükmüyor. Besura ya da besira fiilinden türemiş olan basîret ismi, türediği fiil gibi, “zihinsel olarak görmek/sezerek, kestirerek görmek” anlamında soyut bir çağrışım taşımakta; ve bu itibarla, “sağduyuya, bilinçli kestirişe dayanarak anlamak, kavramak yeteneği” anlamına gelmektedir; ayrıca mecaz olarak, “aklın kabul edebileceği” ya da “akılla doğrulanabilir delil, kanıt” anlamını da ifade etmektedir. Bunun içindir ki, Hz. Peygamber’in telaffuz ettiği “Allah’a çağrı” ifadesi burada insan aklına uygun ve onunla doğrulanabilir bilinçli bir anlayışın, bilinçli bir kavrayışın sonucu olarak tanımlanmaktadır; din, ahlak ve maneviyat konusundaki tüm sorunlara Kur’an’ın yaklaşım tarzındaki doğruluğu, olgunluğu ve bütünlüğü hulasa eden bu ifade çoğu zaman “belki/olur ki akledersiniz” (le‘allekum ta‘kilûn) ya da “öyleyse artık akletmeyecek misiniz?” (e fe lâ ta‘kilûn), yahut “belki/olur ki [hakkı] anlarlar/kavrarlar” (le‘allehum yefkahûn), ya da “olur ki, düşünürsünüz” (le‘allekum tetefekkerûn) ve nihayet çok tekrarlanan bir ibareyle sözkonusu Kur’an mesajının özellikle “düşünen insanlar için” olduğunu dile getiren li-kavmin yetefekkerûn ifadelerinde yankılanmaktadır.