Hâlbuki sen buna karşı (yaptığın tebliğ ve imana davetten dolayı) onlardan bir mükâfat da (makam, mevki, menfaat vs.) istemiyorsun. O (Kur’an) ise, bütün âlemlere (insanlara) ancak bir öğüttür. *
(*) Kur’an bütün insanlık için bir öğüttür… Bir şeyin öğüt olması için anlaşılması lazım. Anlaşılmayan bir şeyin öğüt olması düşünülemez. Müslümanlar her şeyden önce Kur’an’ı anlamalı, kendi dillerine çevirerek toplumlarına mesajın içeriğini ulaştırmalı. Tarihi eser gibi onun metinlerini, yapraklarını, hattını ve estetiğini koruma altına almakla yetinmemeli; öğretilerini, hükümlerini bozmadan ve asıl amacından saptırmadan muhafaza etmeli ve hayata geçirmelidir. Günümüzde Kur’an, Müslümanların elinde dokunulmazlığı olan kutsal tarihi bir esere dönüştürülmüştür. Müslümanlar Kur’an’ı hayata geçirmeleri gerekirken, onu ilahi bir muska, Kâbe gibi mukaddes bir değer, abdestsiz sayfalarına dahi tutulamayan, mesajlarından faydalanılamayan mucize bir kitap, yaşayanlar için değil de ölenler için bir rahmet kaynağı, kıraat edenler ve hat sanatını geliştirenler için sanat ve bilim yapıtı olarak görüyorlar. Bu da onu gerçek amacının dışına taşıyor. Kur’an’a yapılabilecek en büyük saygısızlık onun amacının dışında kullanmaktır. (C. Külünkoğlu Meali Yusuf-104. Ayet Açıklaması)