“Rabbim! Bana mülkden (bir nasib) verdin ve bana rüyâların ta'bîrinden (bir ilim) öğrettin. Ey gökleri ve yeri hakkıyla yaratan! Sen, dünyada da âhirette de benim velîmsin (gerçek dostumsun). Canımı Müslüman olarak al ve beni sâlih kimseler arasına kat!”(2)
(2)“Şu âyet, kıssa-i Yûsuf’un (as) (Yûsuf Aleyhisselâm’ın hikâyesinin) en parlak kısmı ki, Azîz-i Mısır olması (Mısır’da yüksek bir makāma gelmesi), peder ve vâlidesiyle görüşmesi, kardeşleriyle sevişip tanışması olan, dünyada en büyük saâdetli ve ferahlı bir hengâmda (anda), Hazret-i Yûsuf’un (as)mevtini (ölümünü) şöyle bir sûrette haber veriyor ve diyor ki: ‘Şu ferahlı ve saâdetli vaziyetten daha saâdetli, daha parlak bir vaziyete mazhar olmak için, Hazret-i Yûsuf kendisi Cenâb-ı Hakk’tan vefâtını istedi ve vefât etti, o saâdete mazhar oldu. Demek o dünyevî lezzetli saâdetten daha câzibedar (çekici)bir saâdet ve ferahlı bir vaziyet kabrin arkasında vardır ki, Hazret-i Yûsuf Aleyhisselâm gibi hakīkat-bîn(hakīkati gören) bir zât, o gāyet lezzetli dünyevî vaziyet içinde gāyet acı olan mevti istedi, tâ öteki saâdete mazhar olsun.’ ” (Mektûbât, 23. Mektûb, 108)