Ve eğer Rabbin (insanları inanmaya zorlamak için özgür iradelerine müdahale etmeyi) dilemiş olsaydı, yeryüzündekilerin tümü iman ederdi (ama onları özgür iradeleriyle baş başa bıraktı, kimseyi inanmaya zorlamadı). O hâlde, inansınlar diye, (Allah) insanları (zorlamadığı hâlde, ey elçi) sen mi zorlayacaksın? *
(*) İnsanları özgür iradeleriyle yaratan Allah’tır. Allah isteseydi bu iradeyi kuluna vermez, onu iman etmek zorunda bırakırdı ve onun inkâra sürüklenme gibi bir opsiyonu da olmazdı. Ama Allah insanı diğer canlılardan farklı tutarak ona serbest irade verdi ve bu iradeyi insana yaraşır şekilde kullanması için de akıl verdi. Kur’an’da sıkça vurgulanan “aklın kullanılması” Allah’ı anlamanın ve insanca yaşamanın temelini oluşturmaktadır. İnsanın davranışlarını belirleme, denetleme ve yargılaması ya da hayrı şerden, doğruyu yanlıştan, hakkı batıldan ayırması ancak akılla mümkündür. Vahiy ile hayatın şekillenmesi aklın kullanılmasına bağlıdır. Kur’an’da birçok yerde: “Ey akıl sahipleri!” şeklindeki ilahi hitap, akıl sahibi olmanın dolaysıyla aklı kullanmanın önemine bir işarettir. İnsan ne sadece akılla kendini bulabilir ne de sadece vahiy ile yetinebilir. Allah’ın istediği, vahiyle aklın uzlaşarak işletilmesidir. Aklın gerektiği gibi kullanılmaması durumunda ise pislik içerisinde yani zulüm, adaletsizlik, haksızlık, günah, küfür ve şirk içerisinde kalınacağı ifade edilmektedir... Özetle, Allah insana Hak ile Batıl, doğru ile yanlış arasında seçim yapma serbestliğini ve iradesini bahşetmiş ve böylece onu yalnızca doğal güdüleriyle yaşayan öteki canlılardan ayırarak özgür iradesiyle üstün bir varlık statüsüne yükseltmiştir ve bu statü ile insan kendi geleceğiyle ilgili kararı yine kendisi verecektir. Yani ya yaptığı güzelliklerle ebedi nimetleri hak eden erdemli bir insan olur ya da yaptığı kötülüklerle azabı hak eden zalim ve günahkâr biri olur. (C. Külünkoğlu Meal Açıklaması) Aşağıdaki tefsir metinlerinde de belirtildiği gibi, Allah dilemiş olsaydı, insanlara vermiş olduğu iradeye müdahale etmek suretiyle onları inanmaya zorlayabilirdi, ama Allah kimseyi inanmaya zorlamaz, çünkü iman ve inkâr irade işidir, kişinin iradesiyle gerçekleşmektedir. Yani Allah insanların iman etmelerine kendilerinin karar vermesini ve imanlarının sorumluluklarını kendilerinin üstleneceğini, elçisine hatırlatıyor. İşte Allah zorla iman ettirmeye gücü yettiği halde bunu yapmıyor. O hâlde Resulüm, sen de iman etmeleri için zor kullanma’’ diyor. Ayrıca Kehf-29. de ‘’De ki: Hak Rabbinizden gelmiştir, dileyen iman etsin, dileyen de inkâr etsin’’ diyor.
ولو شاء ربك لآمن من في الأرض كلهم جميعا} [يونس: 99] أي ولو شاء ربك - أيها الرسول الحريص على إيمان الناس - أن يؤمن أهل الأرض كلهم جميعا لا يشذ أحد منهم لآمنوا، بأن يلجئهم إلى الإيمان إلجاء، ويوجره في قلوبهم إيجارا، ولو شاء لخلقهم مؤمنين طائعين كالملائكة لا استعداد في فطرتهم لغير الإيمان، وفي معنى هذا قوله تعالى: { ولو شاء الله ما أشركوا } [الأنعام: 107] وقوله: { ولو شاء ربك لجعل الناس أمة واحدة } [هود: 118) تفسير المنار) ولو شاء ربك لآمن من في الأرض كلهم) أجاب القاضي والجبائ وغيرهما بأن المراد مشيئة الإلجاء ، أي : لو شاء الله أن يلجئهم إلى الإيمان لقدر عليه (التفسير الكبير)