close
close
Kelimenin Kök Hâli ve Türevleri
close

Yûnus Sûresi 98. Ayet Meali

Türkçe Transcript
swap_vert close
Felevlâ kânet karyetun âmenet fenefe’ahâ îmânuhâ illâ kavme yûnuse lemmâ âmenû keşefnâ ‘anhum ‘ażâbe-lḣizyi fî-lhayâti-ddunyâ vemetta’nâhum ilâ hîn(in)
Abdulbaki Gölpınarlı
swap_vert close
İnanıp da inançlarından fayda gören şehir halkı, ancak Yunus'un kavmidir. İnandıkları zaman, dünya yaşayışında onlardan zillet azabını giderdik ve bir zamanadek faydalandırdık onları.
Hz. Yunus'un kıssası Ahd-i Atıyk'te ayrı bir bölüm olarak dört babda anlatılır.  
Abdullah-Ahmet Akgül
swap_vert close
Ama keşke (azap geldiği sırada) iman edip imanı kendisine yarar sağlamış -Yunus kavminin dışında- bir ülke (daha) olsaydı ya! (Fakat yoktur. Sadece Ninova halkı) Onlar (isyan ve tuğyanlarının ardından) iman ettikleri zaman, dünya hayatında onlardan aşağılatıcı azabı kaldırdık ve onları belli bir zamana kadar yararlandırdık.
Abdullah Parlıyan
swap_vert close
Azap geleceği vakit iman edip de, imanı kendilerine yarar sağlayan bir memleket varsa, her halde Yûnus'un kavmidir. İman ettiklerinde, dünya hayatında sürüklenebilecekleri alçalmanın ve bayağılaşmanın yol açacağı acıyı ve sıkıntıyı onlardan uzaklaştırdık ve belli bir süre daha varlıklarını sürdürmeleri için bu dünyada kendilerine fırsat tanıdık.
Ahmet Tekin
swap_vert close
Helâk ettiğimiz memleketlerin halkları, keşke helâke maruz kalmadan iman etselerdi de, imanları kendilerine fayda sağlasaydı. Sadece Yûnus'un kavmi helâk olmak üzereyken iman edince, kendilerinden dünya hayatındaki rezillik rüsvaylık cezasını kaldırdık. Bir vakte kadar onları rahata kavuşturduk.
bk. Kur’an-ı Kerim, 21/87-88; 36/30; 37/139-148; 51/52.  
Ahmet Varol
swap_vert close
Yunus kavminin dışında (azabın geldiği sırada) iman edip de imanı kendine yarar sağlamış bir kasaba bulunsaydı ya! Onlar (Yunus kavmi) iman edince üzerlerinden dünya hayatında azabı kaldırdık ve kendilerini belli bir süreye kadar (dünya nimetlerinden) yararlandırdık.
Ali Bulaç
swap_vert close
Ama (azab geldiği sırada) iman edip imanı kendisine yarar sağlamış -Yunus kavminin dışındabir ülke olsaydı ya! Onlar iman ettikleri zaman dünya hayatında onlardan aşağılatıcı azabı kaldırdık ve onları belli bir zamana kadar yararlandırdık.
Ali Fikri Yavuz
swap_vert close
Azab inmeden önce, iman edip de bu imanları kendilerine fayda vermiş bir memleket halkı bulunsaydı ya! Ancak Yûnus'un kavmi iman edince, dünya hayatındaki o perişanlık azabını kendilerinden kaldırdık ve onları bir müddete kadar faydalandırdık.
Bahaeddin Sağlam
swap_vert close
Keşke (azaptan evvel) halkı inanıp da imanları kendilerine fayda veren bir şehir olsaydı! Yunus’un kavmi hariç.. Onlar inanınca, dünya hayatında başlarına gelen azabı onlardan giderdik, belli bir zamana kadar onları yaşattık.
Bayraktar Bayraklı
swap_vert close
Yûnus'un toplumundan başka, herhangi bir ülke halkının da inanıp, inançlarının kendilerine fayda vermesi gerekmez miydi? Yûnus'un toplumu inanınca dünya hayatındaki azabı onlardan kaldırdık ve bir süreye kadar onları refah içinde yaşattık.
Besim Atalay
swap_vert close
Yunus'un ulusundan başka, hiçbir ulus yoktur ki, horlatıcı azabı görünce, inan getirip, inanları fayda vere, bunlar inan ettiğinde, dünya dirliğinde üzerlerinden horluk azabını kaldırmış idik, bir zaman onları da dünya dirliğinde faydalandırdık
Cemal Külünkoğlu
swap_vert close
Keşke azap gelmeden önce, iman edip de bu imanları kendilerine fayda vermiş bir memleket halkı bulunsaydı ya! Bunun tek istisnası Yunus'un halkıdır. (Onlar) iman edince, dünya hayatındaki o perişanlık azabını kendilerinden kaldırdık ve onlara bir zamana kadar refah verdik.
Bkz. 21/87-88, 36/30, 37/139-148, 51/52Hz. Yunus’un kavmi ona karşı çıkınca (Saffat 37/139-148), o da öfkeyle onlardan uzaklaştı (Enbiya 21/87-88) ve onlara gelecek olan azabı haber verdi, kavmi azabın geleceğini anlayınca hemen tevbe ederek azabın gelmemesi için Allah’a yalvardılar. Allah da azabı kaldırdı.Hz. Yunus hakkında Kur’an’da “Zünnûn/balık sahibi” (Enbiya 21/87) ve “Sahib’ülhût/balık arkadaşı” (Kalem 68/48) diye bahsedilir. Hz. Yunus, kavmi kendisine inanmayınca yüklü bir gemiye binmiş, gemi su almaya başlamış ve kura çekilerek kaybedenlerin gemiden atılması kararı alınmıştır. Çekilen kur’a neticesinde kaybedenlerden olmuş, denize atılmış ve yunus balığı tarafından kurtarılarak karaya çıkarılmıştır.  
Cemil Said
swap_vert close
Eğer öyle olmıya idi bir kaç karye îmân ider idi halbuki yalnız Yûnus ’aleyhisselâmın kavmi îmân itdi biz de ânın üzerine ânları dünyâ ’azâbından kurtardık ve bir müddet hayâtlarını idâme itdik.
Diyanet İşleri (Eski)
swap_vert close
Bir kent halkı inanmalı değil miydi ki, imanları kendilerine fayda versin! İşte Yunus'un milleti, inandığı zaman, dünya hayatında rezilliği gerektiren azabı onlardan kaldırdık ve onları bir süre daha bu dünyada geçindirdik.
Diyanet İşleri (Yeni)
swap_vert close
Yûnus’un kavminden başka, keşke (azabı görmeden) iman edip, imanı kendisine fayda veren bir tek memleket halkı olsaydı! (Yûnus’un kavmi) iman edince, dünya hayatında (sürüklenebilecekleri) rezillik azabını onlardan uzaklaştırmış ve onları belli bir zamana kadar yararlandırmıştık.
Kur'an Yolu (Diyanet İşleri)
swap_vert close
Keşke (o helâk edilen beldelerden) bir belde halkı iman edip de imanı kendisine yarar sağlasaydı! Ama Yûnus’un kavmi hariç. Nitekim onlar iman edince dünya hayatındaki zillet azabını üstlerinden kaldırmış ve kendilerine belirli bir süreye kadar yaşama imkânı vermiştik.
Diyanet Vakfı
swap_vert close
Yunus’un kavmi müstesna, (halkını yok ettiğimiz ülkelerden) herhangi bir ülke halkı, keşke (kendilerine azap gelmeden) iman etse de bu imanları kendilerine fayda verseydi! Yunus’un kavmi iman edince, kendilerinden dünya hayatındaki rüsvaylık azabını kaldırdık ve onları bir süre (dünya nimetlerinden) faydalandırdık.
 Yunus Peygamber’in kavmi onu inkâr edince, kızarak aralarından ayrıldı. Kavmi onun haber verdiği azabın geleceğini hissetti, hemen yaptıklarına pişman oldu ve azabın gelmemesi için Allah’a yalvardı. Cenâb-ı Allah da onlardan azabı kaldırdı.  
Edip Yüksel
swap_vert close
Hangi toplum inanırsa, inancı ona yarar sağlar. Örneğin; Yunus'un halkı: İnandıkları zaman, bu dünya hayatındaki aşağılayıcı azabı kendilerinden kaldırdık. Bir süreye kadar onları nimetlerle yaşattık.
Elmalılı Hamdi Yazır
swap_vert close
Fakat o vakit iman edip de imanları kendilerine fayda vermiş bir kasaba olsaydı? Ancak Yunus'un kavmi iman ettikleri vakit, dünya hayatında o rezillik azabını üzerlerinden kaldırmış ve bir süre onları rahata kavuşturmuştuk.
Elmalılı Meali (Orijinal)
swap_vert close
Fakat o vakit iyman edip de iymanları kendilerine fâide vermiş bir memleket olsa idi? Ancak Yunüsün kavmi iyman ettikleri vakıt Dünya hayatta o rüsvalık azâbını kendilerinden açmış ve bir zamana kadar onları müstefid etmiş idik
Emrah Demiryent
swap_vert close
(Kendilerine azap gelmeden önce) îmâna gelip de bu îmânı kendilerine fayda vermiş olan bir tek memleket halkı bulunsaydı ya! (Ancak) Yunus’un kavmi müstesnadır ki onlar (azabımızın alâmetlerini görüp de yaptıklarına tövbe edip) îmân edince, kendilerinden dünya hayatındaki rüsvaylık azabını kaldırdık ve onları bir süre daha (dünya nimetlerinden) faydalandırdık.
Erhan Aktaş
swap_vert close
Keşke azap gelmeden önce iman edip de imanları kendilerine fayda vermiş; bir kent olsaydı. Yalnız Yunus'un halkı iman edince, dünya hayatında onlardan rezillik azabını kaldırdık. Ve onları belli bir süre daha yararlandırdık.
Hasan Basri Çantay
swap_vert close
(Azabımız gelib çatdığı zaman) îman edib de bu îmanı kendisine fâide vermiş bir memleket (halkı) bulunsaydı ya! (Bu, asla vaaki' olmamışdır). Ancak Yunus'un kavmi müstesnadır ki bunlar îman edince kendilerinden dünyâ hayaatındaki rüsvaylık azabını uzaklaşdırıb giderdik ve onları daha bir zamama kadar (yaşatıb) fâidelendirdik.
Hayrat Neşriyat
swap_vert close
Buna rağmen (helâk ettiklerimizden, azâbımız kendine gelmeden önce) îmân edip de îmânı kendine fayda veren bir şehir (halkı daha) olsaydı ya! Ancak Yûnus'un kavmi müstesnâ.(1) (Onlar) îmân edince, kendilerinden dünya hayâtındaki rezillik azâbını açıverdik (onlardan kaldırdık) ve kendilerini bir zamâna kadar (dünya ni'metlerinden)faydalandırdık.
(1)Yûnus (as), kavmi olan Ninova halkının îmân etmemesi üzerine kendilerine üç gün sonra İlâhî azâbın geleceğini söyleyerek aralarından ayrıldı. Nihâyet kavmi, azâbın alâmetlerini gördüklerinde pişmân olup tevbe ettiler. Ümidsizlik hâlindeki samîmiyetle yaptıkları bu tevbeleri Allah tarafından kabûl edilerek, üzerlerine gölgesi düşen azab, onlardan geri çevrildi. (Beyzâvî, c. 1, 447)  
İhsan Aktaş
swap_vert close
Yunus kavmi dışında, (hak ettikleri azabı görmeden önce) iman edip de imanı kendisine fayda vermiş bir kavim olsaydı ya! Onlar (Yunus’un toplumu ise hak ettikleri azabı görmeden önce) iman ettikleri zaman dünya hayatında onlardan aşağılatıcı azabı kaldırdık ve onları belli bir zamana kadar yararlandırdık.
(*) Hz. Yunus (M.Ö. 860–784) her ne kadar İsrail oğullarından bir peygamber ise de Asurlular’a yol göstermek üzere Irak’a gönderilmişti. Bu yüzden “Yunus kavmi” olarak anılan topluluk Asurlulardı. Aynı zamanda çok eski ve ünlü kent olan Ninova, onların başkentiydi. Geniş sınırları Tigris’in (Dicle’nin) sol kıyısı üzerinde şimdiki Musul kentine tekabül etmekteydi. Yörenin tepelerinden biri hala “Yunus Nebi” adını taşır. Kent halkının nasıl müreffeh bir hayat yaşadığını kestirebilmek için Ninova çevresinin 60 mil dolaylarında olduğunu söylemek yeterlidir. Hz. Yunus (a.s), kavmini azap ile korkuttuktan sonra ilahi izin olmaksızın görev yerini terk etmişti. Bu yüzden Allah, gelmekte olan azabın belirtilerini görüp tövbe eden Asurluları bağışlamıştı. Bu olay, Kur’an’da belirtildiği gibi yine ilahi yasalarla ilgi içindedir. Allah mesajı bütünüyle ikmal edinceye kadar bir kavmi azaba duçar etmez. Hz. Yunus (a.s), belirlenen süre boyunca tebliğe devam etmediğinden ve kendi düşüncesince görev yerini terk ettiğinden dolayı Allah’ın adaleti cezayı gerektirmedi. Çünkü bu kavim için geçerli kanuni şartlar henüz olgunlaşmış değildi. Bu yüzden ceza infaz edilmedi. (K. Çelik Meali 98. Ayet Açıklaması)  
İlyas Yorulmaz
swap_vert close
Herhangi bir kasaba halkı iman etmiş olsalardı, kasaba halkının imanları o kasabaya fayda verirdi. Ancak Yunus’un kavmi iman ettikleri zaman, kasaba halkından dünya hayatındaki alçaltıcı azabı kaldırmış ve belli bir zamana kadar onların yaşamalarını sağlamıştık.
İsmayıl Hakkı Baltacıoğlu
swap_vert close
Azap kendilerine eriştikten sonra inanıp da bu inancı kendisi için yaralı olmuş bir ülke var mıdır? Yalnız bir Yunus ulusu vardır ki inanınca dünya yaşayışının alçaltıcı azabını onların üzerinden kaldırmışızdır. Hem de onları bir süre için gönendirmişizdir.
İsmail Hakkı İzmirli
swap_vert close
Azap gelince iman edip imam kendilerine fayda veren bir kasaba ahalisi var mıdır? Yalnız Yunus/un kavmi vardır ki onlar azap gelince iman getirdikleri zaman biz kendilerinden dünya diriliğinde rüsvaylık azabını def etmiş, bir zamana kadar [¹] onları dünya varlıklarından müstefit kılmıştık.
[1] Ecellerine kadar.  
İsmail Yakıt
swap_vert close
Keşke bir belde halkı olsaydı da inansaydı ve inancından da fayda görseydi! Ancak Yûnus’un kavmi⁴⁰ müstesna. Tam olarak inandıkları zaman Biz de onları, dünya hayatında rezil edecek azabı onlardan kaldırdık ve onları belli bir süreye kadar nimetlendirdik.
40 Krş. Sâffât, 37/139-148. Yûnus’un kavminin Asurlular olduğu rivayeti vardır. Tevrat’ta Ninova/Nineve halkı diye geçer. Bkz. K. Mukaddes, Yûnus, Bab: 3/ 2-8  
Kadri Çelik
swap_vert close
Neden (azab geldiği sırada) Yunus kavminin dışında iman edip de imanı kendisine yarar sağlamış olan bir ülke yoktur? İşte Yunus'un kavmi iman ettiği zaman, dünya hayatında rezilliği gerektiren azabı onlardan kaldırdık ve onları bir süre daha bu dünyada geçindirdik.
(Hz. Yunus (M.Ö. 860–784) her ne kadar İsrail oğullarından bir peygamber ise de, Asurlular’a yol göstermek üzere Irak’a gönderilmişti. Bu yüzden “Yunus kavmi” olarak anılan topluluk Asurlulardı. Aynı zamanda çok eski ve ünlü kent olan Ninova, onların başkentiydi. Geniş sınırları Tigris’in (Dicle’nin) sol kıyısı üzerinde şimdiki Musul kentine tekabül etmekteydi. Yörenin tepelerinden biri hala “Yunus Nebi” adını taşır. Kent halkının nasıl müreffeh bir hayat yaşadığını kestirebilmek için Ninova çevresinin 60 mil dolaylarında olduğunu söylemek yeterlidir. Hz. Yunus (a.s), kavmini azab ile korkuttuktan sonra ilahi izin olmaksızın görev yerini terk etmişti. Bu yüzden Allah, gelmekte olan azabın belirtilerini görüp tevbe eden Asurluları bağışlamıştı. Bu olay, Kur’an’da belirtildiği gibi yine ilahi yasalarla ilgi içindedir. Allah mesajı bütünüyle ikmal edinceye kadar bir kavmi azaba duçar etmez. Hz. Yunus (a.s), belirlenen süre boyunca tebliğe devam etmediğinden ve kendi düşüncesince görev yerini terk ettiğinden dolayı Allah’ın adaleti cezayı gerektirmedi. Çünkü bu kavim için geçerli kanuni şartlar henüz olgunlaşmış değildi. Bu yüzden ceza infaz edilmedi.)  
Mahmut Kısa
swap_vert close
Zaten insanlık tarihinde, son nefeslerine kadar inkârda direten, ancak azâbı gördükten sonra iman eden ve bu imanı kendisine yarar sağlayan bir toplumvar mı ki? Bir tek Yûnus’un kavmi hariç! Çünkü Yunus, halkını yeteri kadar uyarmadan, ümitsizliğe düşüp görev yerini terk etmişti. Oysa Biz, hakîkati tüm açıklığıyla ortaya koyan bir elçi göndermedikçe, hiç kimseye azap etmeyiz (17. İsra: 15). Bu yüzden, onlar bir bulut gibi tepelerine çöken azâbı görüp de iman edince, tövbelerini kabul ettik, dünya hayatındaki o alçaltıcı azâbı üzerlerinden kaldırdık ve ecellerinin geleceği belli bir süreye kadar refah, mutluluk ve huzur içerisinde yaşamalarına izin verdik. Şu hâlde, ey Müslüman! Sakın sen de Yûnus gibi aceleci davranıp da, bütün insanların öyle çabucak inanmalarını bekleme! İnanmıyorlar diye ümitsizliğe kapılma, onları inandırmak için bir şeyler peşinde koşma! Zira inkâra şartlanmış olanlar, sen onlara en büyük mûcizeleri göstermiş olsan bile, inkârcılıktan vazgeçmeyeceklerdir. Unutma ki:
Mahmut Özdemir
swap_vert close
YÛNUS’un kavminden başka, iman edip imanları onlara yarar sağlamış bir şehir bulunsaydı ya! İman ettiklerinde Dünya Hayatı’ndaki Hızy / Utanç / Rezalet azabını onlardan kaldırdık; onları bir süreye kadar geçindirdik.
Mehmet Çakır
swap_vert close
Acaba Yunus kavmi gibi, inanıp da imanının faydasını gören başka bir millet varmola! Keşke olsaydı. Sırf inandıkları için, Yunus halkının bu dünyadaki aşağılanma cezalarını kaldırıp bir süre daha refah sürmelerini sağladık.
Mehmet Çoban
swap_vert close
Keşke azabı gördükten sonra inansalardı. İnanmaları kendilerine fayda veren bir memleket olsaydı. Azabı gördükten sonra inanmak, hiç bir memleket halkına yarar sağlamamıştır. Yalnız Yunus’un kavmi kendilerine henüz azap gelmeden önce inanınca, dünya hayatında onlardan rezillik azabını kaldırmış, onları bir süre daha yaşatmıştık.
Mehmet Okuyan
swap_vert close
Yunus’un [*] kavmi hariç, herhangi bir şehir (halkı), keşke iman etmiş olsaydı da bu imanları kendilerine yarar sağlasaydı! (Yunus’un kavmi) iman edince, kendilerinden dünya hayatındaki rezillik azabını kaldırmış ve onları bir süre (daha) yararlandırmıştık.
Kitâb-ı Mukaddes (Yunus, Bap 1)’deki bilgilere göre, Hz. Yunus, Asur Devleti’nin başkenti olan Nineve/Ninova’ya gönderilmiş bir peygamberdi. Hz. Yunus’un MÖ. 860-784 yılları arasında yaşadığı ifade edilmektedir. Buradaki görevinde arzu edilen sonucu alamayınca, başka bir yere (Tarşiş’e) gitmek üzere bir gemiye binmiş ve -kısmen Kur’an’la da örtüşen bilgilere göre- zorlu bir süreç yaşamıştı (Ömer Faruk Harman, “Yunus md.,” DİA, XLIII, 597-599). Kur’an’da Hz. Yunus’la ilgili kıssa Yûnus 10:98 ve Sâffât 37:139’da Hz. Yunus’un adı verilerek, Enbiyâ 21:87 ([zü’n-Nûn]) ve Kalem 68:48’de ([sâhıbü’l-hût]) ifadeleri kullanılarak yer almaktadır.  
Mehmet Türk
swap_vert close
Keşke Bize îman edince Bizim, onlardan dünya hayatında rezillik azabını kaldırdığımız ve kendilerini belirli bir süreye kadar (dünyadan) faydalandırdığımız Yûnus kavmi¹ dışında, îman edip de îmanlarının kendilerine fayda verdiği başka şehirler de olsaydı.²
1 Yûnus Kavmi hakkında bilgi için Bk. (Enbiyâ: 87-88, Saffat: 139-148, Kalem: 48-50). Hz. Yûnus’un tebliğdeki hatası kavmi için mazeret olmuştur ve Hz. Yûnus (a.s) da bu hatasından dolayı tevbe etmiştir.2 Yunus (a.s): Yunus; İbrânîce “Yonah” (güvercin) kelimesinden, Arapça’ya Yûnus şeklinde geçen bir kelimedir. Yûnus (a.s) hakkında Kur’an-ı Kerim’de “Zünnûn” (Enbiyâ: 87) ve “Sâhib’ül-Hût” (Kalem: 48-50) diye bahsedilir ve kendisine vahiy indiği (Nisâ: 163), doğru yola sevk edilenlerden, âlemlere üstün kılınanlardan (En‘âm: 86), sâlihlerden ve peygamberlerden olduğu bildirilir. Yûnus sûresinde, kendilerine azap geleceği bildirilince iman etmeleri sayesinde azaptan kurtulan yegâne kavmin Yûnus kavmi olduğu beyan edilir. Kur’ân-ı Kerîm’e göre Allah’ın elçilerinden biri olan Hz. Yûnus (a.s) (Sâffât: 139-148) kavmi kendisine inanmayınca öfkeyle onlardan uzaklaşmış (Enbiyâ: 87-88), yüklü bir gemiye binmiş, çekilen kura neticesinde kaybedenlerden olmuş ve kendisini bir balık yutmuştur. Eğer Yûnus, Allah’ı tesbih edenlerden olmasaydı insanların tekrar dirileceği güne kadar o balığın karnında kalabilirdi. Fakat o, tevbe etmiş, ardından duası kabul edilerek, Allah’ın rahmetiyle balığın karnından çıkarılmış, kendisine gölge yapması için kabak cinsinden geniş yapraklı “yaktîn” bitkisi yaratılmış, daha sonra kavmine peygamber olarak gönderilmiştir. Peygamber (a.s) da Hz. Yunus hakkında: “Yûnus b. Mettâ’dan daha hayırlı olduğunu iddia eden kimse yalan söylemiştir” (Buhârî, İbnu Mâce). Yine Rasûlullah, Mekke ile Medine arasındaki Herşâ” tepesine geldiğinde: “Yuları hurma lifinden olan kızıl bir devenin üzerinde sırtında yünden bir abâ ile Yûnus’un buradan telbiye ederek geçtiğini görür gibiyim” buyurmuştur. (Müslim, İbnu Mâce). Yûnus (a.s)’ın peygamber olarak bulunduğu yer Ninova’dır.  
Muhammed Esed
swap_vert close
Çünkü, ne yazık ki, ¹¹⁹ Yunus toplumundan başka, [bütün bireyleriyle topyekun] imana erişen ve böylece imanının (vereceği huzur ve güvenliği) tadan herhangi bir cemaat çıkmadı henüz. ¹²⁰ (Yunus’un soydaşları) inandıkları zaman, dünya hayatında [sürüklenebilecekleri] alçalmanın, bayağılaşmanın yol açacağı acıyı ve sıkıntıyı onlardan uzaklaştırdık ve belli bir süre varlıklarını sürdürmeleri için kendilerine fırsat verdik. ¹²¹
119 Lev-lâ (“olmasaydı” ya da “... için değilse”) edatı bazen hel-lâ edatıyla eş anlamlı olarak kullanılır ve bu durumlarda “niçin değil?” (“niçin öyle olmadı ..?” ilh.) şeklinde tercüme edilebilir. Ne var ki, yukarıdaki ifade için sözkonusu edatın ne soru haliyle tercümesi, ne de yukarıda belirtilen harfiyyen tercümesi sözün amacını vermeye yetmemektedir. İfadenin anlamı ancak, lev-lâ edatının -yukarıda belirtilen birinci dereceden anlamları yüklenmesi dışında- ayrıca hurûfu’t-tahdîd denen ve ısrar, teşvik bildiren edatlardan biri olduğu hatırlanınca açıklık kazanıyor. Bu yanıyla edat, gelecek zaman kipinde çekilmiş bir fiilden önce geldiği zaman, bir şeyin yapılması yönünde çabukluk bildiren bir teşvik ve yüreklendirme; geçmiş zaman kipinde çekilmiş bir fiilin önünde ise, yukarıdaki ifadede olduğu gibi, birinin yapması gereken bir işi yapmamış olmasından ötürü bir esef, kınama ya da yazıklama ifade etmektedir. Modern İngilizce’de bu anlamıyla edatın deyimsel bir karşılığı yoktur. Kanaatimizce edat için en yakın karşılık arkaik İngilizce’de, derin bir esef ve kınama ifade eden “heyhat (alack)!” (muhtemelen, kayıp ya da talihsizlik durumunda söylenen “ah! lack!” ifadesinden türemiş olmalı) ünlemi olurdu. Ne var ki, bu ünlemin kullanılması, fazlasıyla eski, fazlasıyla tumturaklı olduğundan bizce yerinde olmayacaktı. Sonuç olarak, arkaik “alack” sözcüğünün ifade gücünü taşımasa da, daha sık kullanılan “alas” (yazık; ne yazık!) sözcüğünü tercih etmek zorunda kaldık. Yine de okuyucu her halükarda akılda tutmalıdır ki, yukarıdaki pasaj her ne kadar bir şart cümlesi ya da soru cümlesiymiş gibi görünse de, çok açık bir biçimde başta Taberî olmak üzere pek çok klasik müfessirin belirttiği gibi, aslında “ne yazık ki, (şimdiye kadar) hiç olmadı ...” şeklinde bir hüküm ifadesi ortaya koymaktadır.120 Kur’an pek çok yerde işaret etmektedir ki, hiçbir peygamber halkının bütün bireylerince öyle hemen hoş karşılanıp benimsenmedi; tersine, üyelerinin çoğunluğunun ilahî mesajı dinlememek konusunda gösterdikleri inatçı direnme yüzünden nice toplumlar helak oldu, ziyan olup gitti. Bunun tek istisnasının, Yunus Peygamber’e önceleri karşı çıkan (öyle ki bu yüzden “Yunus öfkeyle çıkıp gitmişti”: karş. 21:87) ama sonra o’nun çağrısına topluca icabet edip kurtulan Ninova halkı olduğu ifade edilmektedir. Yunus kıssası için bkz. 21:87-88 ve 37:139-148 ve ilgili notlar; Kur’ânî atıflara aykırı düşmeyen daha ayrıntılı bir anlatım Kitâb-ı Mukaddes’de yer almaktadır (Yunus’un Kitabı). Söz konusu pasajın anlam örgüsü içinde, gelmiş geçmiş toplumlar arasında peygamberlerine iş işten geçmeden kulak verme basiretini göstermiş tek toplum olarak Hz. Yunus’un kavminden söz edilmesi, “haklarında Rablerinin sözü gerçekleşmiş olan kimseler” (bkz. 96. ayet) tarafından Kur’an mesajının bile bile reddedilmesinin onlarda manevî bir çöküşe ve dolayısıyla ahirette de çetin bir azaba yol açacağı gerçeğiyle Kur’an dinleyen, okuyan insanları uyarmak içindir.121 Lafzen, “bir zaman için”; yani toplumsal süreçlerle doğal olarak belirlenmiş ayakta kalma süresi (bkz. Menâr XI, 483).  
Mustafa Çavdar
swap_vert close
Keşke olsaydı, ne yazık ki Yunus’un toplumu dışında belde halklarından (azabımız gelmeden önce) iman edip imanının faydasını gören bir toplum olmadı. Fakat Yunus’un toplumu (azap onlara gelmeden) iman ettiler, biz de onlardan dünyadaki rezillik azabını kaldırdık ve onları bir süre daha dünyadaki nimetlerden yararlandırdık. 21/87, 37/139...148
Mustafa İslamoğlu
swap_vert close
Şu da var: keşke olsaydı, fakat ne yazık ki Yûnus’un toplumu dışında (azabı hak ettikten sonra) iman edip de imanından istifade eden başka hiçbir ülke olmadı.[¹⁶⁷¹] Onlar iman edince, Biz de dünya hayatında onursuzluk cezasını onların üzerinden kaldırdık ve bir süre daha onları nimetlerimizden yararlandırdık.[¹⁶⁷²]
[1671] Felev lâ kânet: Bizim “Keşke olsaydı, fakat ne yazık ki …olmadı” şeklinde çevirdiğimiz bu ibaredeki lev edatı, tek başına temenni ve teşvik ifade eder. Lâ ile birlikte geçmiş zaman fiilinin başında geldiğinde ise temenni anlamı genişleyerek “yazıklanma” ve “hayıflanma” anlamını da içerir. Ubeyy’e atfedilen, Ebu Ubeyde’nin de benimsediği fehel la okuyuşu da tercih ettiğimiz bu anlamı desteklemektedir (Mecaz). Yûnus Nebî (MÖ. 860-784), Asurluların başkenti Ninova’ya gönderilmişti. [1672] Krş: “Eğer siz Allah’a şükreder ve iman ederseniz, Allah size azap edip de ne yapsın” (4:147).  
Orhan Kuntman
swap_vert close
Hiçbir belde halkı yoktur ki, azabımız çattığı zaman imana gelsin de o imanları kendilerine bir yarar sağlamış olsun, ancak Yunus'un kavmi bu hükümden hariçtir.. Çünkü onlar (azap alametlerini gördüklerinde Rablerine samimi olarak yalvardılar) iman ettiler, biz de kendilerinden dünya hayatındaki rüsvaylık azabını kaldırdık ve onları bir süre dünya nimetlerinden faydalandırdık
Osman Fırat
swap_vert close
Yûnus’un kavminden başka, (azabı görmeden) iman edip, imanı kendisine fayda veren bir tek memleket olsaydı! (Yûnus’un kavmi) iman edince, dünya hayatında onların üzerinden rezillik azabını kaldırdık ve onları belli bir zamana kadar yararlandırdık.
Ömer Nasuhi Bilmen
swap_vert close
Hiçbir şehir ahalisi yoktur ki, (yeis halinde) imân etmiş olsun da bu imânı ona faide versin. Yûnus kavmi ise müstesna. Vaktâ ki imân ettiler, onlardan dünya hayatında rüsvaylık azabını açıverdik ve kendilerini bir müddete kadar müstefit kıldık.
Suat Yıldırım
swap_vert close
Azap gelip çattığı zaman imana gelip de bu imanı kendilerine fayda vermiş olan bir tek memleket halkı olsun, bulunsaydı ya! Asla böyle bir şey vaki olmamıştır. Ancak Yunus'un halkı müstesnadır ki bunlar iman edince, kendilerinden dünya hayatındaki rüsvaylık azabını uzaklaştırıp giderdik ve onları bir süre daha yaşattık. [21, 87-88; 36, 30; 37, 139-148; 51, 52]
Süleyman Ateş
swap_vert close
Keşke bir kasaba olsaydı da inansaydı ve inanması kendisine fayda verseydi! Yalnız Yunus'un kavmi, inanınca, dünya hayatnda onlardan rezillik azabını kaldırmış ve onları bir süre daha yaşatmıştık.
Süleyman Tevfik
swap_vert close
Helâk olan kurâdan (son dakikada) îmân iden ve îmânları kendilerine fâide viren hiç bir karye yokdur, ancak kavm-i Yûnus vardır. Onlar vaktâ ki îmân iylediler, onlardan hayât-ı dünyâda zillet ve rüsvâylık 'azâbını açdık ve vakt-i merhûnuna kadar onları geçindirdik. [³]
[3] Yûnus 'aleyhisselâmın irsâl olundığı kavim Musul civârında Ninova'da sâkin idiler. Müşârunileyhin da'vetine icâbet idüb îmân itmediklerinden Cenâb-ı Yûnus "Üç güne kadar size 'azâb gelecekdir" didi. Buna da inanmadılar. Fakat ikinci güni gâyet korkunç bir siyah bulut semâyı kapladı ve dünyâyı kapkaranlık itdi. O bulutdan gâyet fenâ kokulı bir duman intişâr idiyordı. Bunı görince Yûnus 'aleyhisselâmın haber virdiği 'azâb oldığına inanarak heman müşârunileyhi aramağa başladılar. O sırada da tevbe ile Cenâb-ı Hak'dan niyâz hâtırlarına geldi. Heman tevbe ile îmân iylediler. Ve Allâh Te'âlâ'ya tazarru' ve niyâzda bulundılar. Cenâb-ı Hak tevbelerini kabûl ile 'azâbı def' ve izâle iyledi. Bu sûretle olan îmân-ı ye's o kavimden başka hiç bir kavimden kabûl idilmemişdir.  
Süleymaniye Vakfı
swap_vert close
Keşke bir kent çıksaydı da azap gelip çatmadan önce inanıp güvenseydi ve böylece imanları kendilerine fayda verseydi[*]. Bunun tek istisnası Yunus’un halkıdır. İnanıp güvendikleri zaman dünya hayatında onlardan rezillik azabını kaldırdık ve belli bir süre refah verdik.
[*] Elçi göndermeden hiçbir kavme azap etmeyiz. (İsra 17/15)  
Şaban Piriş
swap_vert close
Bir şehir (halkı) inanmalı değil miydi ki imanları kendilerine fayda versin?! Ancak Yunus'un Kavmi.. Onlar iman edince, dünya hayatında onlardan zillet azabını gidermiş ve belirli bir süre daha geçindirmiştik.
Ümit Şimşek
swap_vert close
Azabı gördükten sonra iman etmeleri, hiçbir belde halkına fayda vermiş değildir—Yunus kavmi müstesna. Onlar iman ettiğinde, Biz de onlardan dünya hayatındaki hor ve hakir edici azabı kaldırdık ve belirli bir zamana kadar onları nasiplendirdik.(16)
(16) 21:87-88 ve 37:139-148’de ayrıntılı olarak anlatılacağı gibi, Hz. Yunus, kavminin inkârı karşısında, Allah’ın emrini beklemeden onları terk etmiş; bunun üzerine onu balık yutmuş ve bir sahile atmıştı. Bu arada da kavmi pişman olarak Hz. Yunus’u aramaya başladı. Allah da onların tevbelerini kabul etti ve üzerlerinden azabı kaldırdı.  
Yaşar Nuri Öztürk
swap_vert close
Bir kent inansa da imanı kendisine yarar sağlasa ya! Yûnus'un kavmi müstesna. Onlar inanınca, dünya hayatında rezillik azabını üstlerinden kaldırmış ve kendilerini belirli bir süreye kadar nimetlendirmiştik.
Eski Anadolu Türkçesi
swap_vert close
pes nişe olmadı bir köy kim įmān getürdi pes aśśı eyledi aña įmānı illā yūnus ķavmı ol vaķt kim įmān getürdiler giderdük bunlardan ħorlıķ 'aźābını yaķın dirlik içinde daħı gönendürdük anları bir zamāna degin.
Satıraltı Meal (1534)
swap_vert close
Niçün her bir şehr ki biz helāk eyledük anı īmān getürmediler ‘aẕābı gör‐mezden burun, ḥattā ki īmānları aṣṣı ide‐y‐di özlerine? Līkin Yūnus ḳavmi | ol ‘aẕābı gördükde īmān getürdiler. Biz götürdük anlaruñ üstinden rüsvāylıḳ‘aẕābını dünyā dirliginde, daḫı gönendürdük anları ecelleri yitişince.
Bunyadov-Memmedeliyev
swap_vert close
Əzab gəlməkdə ikən Yunisin ümmətindən başqa iman gətirib imanı özlərinə fayda verə bilən bir məmləkət əhli vardırmı? (Yunisin ümməti) iman gətirən zaman onları dünyadakı rüsvayçılıq əzabından qurtardıq və onlara bir müddət (ömürlərinin axırınadək) gün-güzəran verdik.
M. Pickthall (English)
swap_vert close
If only there had been a community (of all those that were destroyed of old) that believed and profited by its belief as did the folk of Jonah. When they believed We drew off from them the torment of disgrace in the life of the world and gave them comfort for a while.
Yusuf Ali (English)
swap_vert close
Why was there not a single township (among those We warned), which believed,- so its faith should have profited it,- except the People(1478) of Jonah? When they believed, We removed from them the penalty of ignominy in the life of the present, and permitted them to enjoy (their life) for a while.(1479)
1478 Allah in His infinite Mercy points out the contumacy or Sin as a warning, and the exceptional case of Nineveh and its Prophet Jonah is alluded to. The story of Jonah is told in 37:139-148, which would be an appropriate place for further comments ( Cf. n. 2744). Here it is sufficient to note that Nineveh was a very ancient town which is now no longer on the map. Its site is believed to be marked by the two mounds on the left bank of the Tigris, opposite the flourishing city of Mosul on the right bank, about 230 miles north-northwest of Baghdad . One of the mounds bears the name of the "the Tomb of Nabi Yunus." Archaeologists have not yet fully explored its antiquities, but it is clear that it was a very old Sumerian town, perhaps older than 3500 B.C. It became the capital of Assyria . The first Assyrian Empire under Shalmanester I, about 1300 B.C., became the supreme power in Western Asia . Babylon , whose tributary Assyria had formerly been, now became tributary to Assyria . The second Assyrian Empire arose about 745 B.C., and Sennacherib (705-681 B.C.) beautified the town with many public works. It was destroyed by the Scythians (so-called Medes) in 612 B.C. If the date of Jonah were assumed to be about 800 B.C., it would be between the First and Second Assyrian Empire; when the City was nearly destroyed for its sins, but on account of its repentance was given a new lease of glorious life in the Second Empire . 1479 The point of the allusion here may be thus explained: Nineveh was a great and glorious City; but it became, like Babylon , a city of sin. Allah sent the prophet Yunus (Jonah) to warn it. Full of iniquities though it was, it listened to the warning, perhaps in the person of a few just men. For their sakes, the All-Merciful Allah spared it, and gave it a new lease of glorious life. According to the chronology in the last note the new lease would be for about two centuries, after which it perished completely for its sins and abominations. Note that its new lease of life was for its collective life as a City, the life of the Present, i.e., of this World. It does not mean that individual sinners escaped the spiritual consequences of their sin, unless they individually repented and obtained Allah's mercy and forgiveness.  
Muhammed Hüseyin (R.A.)
play_arrow bookmark save_alt more_vert
  • content_copyÂyeti Kopyala
  • linkLinki Kopyala
  • photo_cameraGörüntü Oluştur
  • videocamVideo Oluştur
فَلَوْلَا كَانَتْ
ne olurdu olsa idi
قَرْيَةٌ
bir mem-leket ki
اٰمَنَتْ
iman etti
فَنَفَعَهَٓا
ve kendisine fayda verdi
ا۪يمَانُهَٓا
imanı
اِلَّا
an- cak
قَوْمَ
kavmi
يُونُسَۜ
Yûnus'un
لَمَّٓا
ne za-man ki
اٰمَنُوا
iman ettiler
كَشَفْنَا
açtık
عَنْهُمْ
kendile- rinden
عَذَابَ
azabını
الْخِزْيِ
rezillik
فِي الْحَيٰوةِ
hayatındaki
الدُّنْيَا
dünya
وَمَتَّعْنَاهُمْ
ve onları faydalandırdık
اِلٰى ح۪ينٍ
bir süreye kadar
Yûnus'un kavminden başka, ne olurdu (azabımız kendilerine gelmeden önce) iman edip de imanı kendisine fayda veren bir memleket (halkı) daha olsaydı! (Yûnus'un kavmi) İman edince onlardan dünya hayatındaki rezillik azabını kaldırdık ve onları belli bir süreye kadar (dünya nimetlerinden) faydalandırdık.
لَوْلَا
Tahdid edatı + Şart edatı
لَوْلَا
olmamış olsa, olmasa, keşke, eğer olmasaydı
كَانَ
Fiil-I
ك و ن
İdi, oldu
قَرْيَة
İsim
ق ر ي
Her türlü yerleşim yeri (memleket, kasaba, şehir, ülke, köy, belde)
ءَامَنَ
Fiil-IV
ا م ن
İman etti, inandı, emin kıldı
نَفَعَ
Fiil-I
ن ف ع
Fayda verdi, fayda sağladı, faydası dokundu
اِيمَان
Fiilimsi-IV
ا م ن
İman
اِلَّا
Edat
اِلَّا
Ancak, sadece, başka, hariç, dışında, yalnız
قَوْم
İsim
ق و م
Kavim, topluluk, toplum
يُونُس
Özel isim
يُونُس
Hz. Yûnus (a.s.)
لَمَّا
Zaman zarfı
لَمَّا
Ne zaman ki, zaman, vakit
ءَامَنَ
Fiil-IV
ا م ن
İman etti, inandı, emin kıldı
كَشَفَ
Fiil-I
ك ش ف
Keşfetti, açtı
عَن
Ayrılma hâl eki
عَن
-den, -dan, hakkında
عَذَاب
İsim
ع ذ ب
Azap, ceza
خِزْى
İsim
خ ز ي
Rezil olma, rezillik, zillet
فِى
Bulunma hâl eki
فِى
İçinde, -de, -da
حَيَاة
İsim
ح ي ي
Hayat
دُنْيَا
İsim
د ن و
Dünya, yakın
مَتَّعَ
Fiil-II
م ت ع
Faydalandırdı, mut'a verdi, nimet verdi, yararlandırdı, istifade ettirdi, geçindirdi
اِلٰى
Edat
اِلٰى
-e kadar, -a kadar, -e, -a
حِين
İsim
ح ي ن
Süre, vakit, an