Mûsâ ise dedi ki: “Ey kavmim! Eğer Allah'a îmân ettiyseniz ve eğer (O'na gerçekten teslîm olmuş) Müslümanlarsanız, o hâlde sâdece O'na tevekkül edin!”(1)
(1)“Îman hem nûrdur, hem kuvvettir. Evet, hakīkī îmânı elde eden adam, kâinâta meydan okuyabilir ve îmânın kuvvetine göre hâdisâtın (hâdiselerin) tazyîkātından (sıkıntılarından) kurtulabilir.تَوَكَّلْتُ عَلَي اللّٰهِ [Allah’a tevekkül ettim] der, sefîne-i hayatta (hayat gemisinde) kemâl-i emniyetle (tam bir emniyet içinde) hâdisâtın dağlarvârî (dağlar gibi) dalgaları içinde seyrân eder (gezer). Bütün ağırlıklarını Kadîr-i Mutlak’ın yed-i kudretine (herşeye gücü yeten Allah’ın kudretine) emânet eder, rahatla dünyadan geçer, berzahta (kabir âleminde) istirâhat eder. Sonra saâdet-i ebediyeye girmek için Cennete uçabilir. Yoksa tevekkül etmezse (işlerinde Allah’ı kendine vekil kılmazsa), dünyanın ağırlıkları uçmasına değil, belki esfel-i sâfilîne (aşağıların aşağısına) çeker.” (Sözler, 23. Söz, 104)