Firavun ve onun seçkinler çevresi kendilerine zulmeder korkusuyla ¹⁰⁴ [başkaları geri dururken] kavminden ancak birkaç kişi Musa’ya olan inançlarını açıkladılar: ¹⁰⁵ çünkü Firavun ülkede gerçekten de nüfûz ve iktidar sahibiydi, ve üstelik ölçüsüz, acımasız biriydi.
104 “‘Alâ havf” ifadesi, imanlarını açığa vurmaktan çekinmeyenlere izafeten, “korku[ların]a rağmen” anlamıyla yorumlanacak olursa, yukarıdaki cümlenin anlamı şöyle olacaktır: “Firavun ve onun seçkinler çevresinin kendilerine zulmedecekleri yolundaki korkularına rağmen, kavminden küçük bir grup Hz. Musa’ya olan inançlarını açığa vurdu”. Ayet’in bu yolda anlaşılması, bizim tercümemizi destekleyici yönde, çoğunluğun korku yüzünden imanlarını açığa vurmaktan kaçınmış olduğu anlamını da içinde taşıyacaktır.105 Lafzen, “Musa’ya inandılar”. Ayetin (Türkçe söz dizimi itibariyle zorunlu olarak başa gelen -T.ç.n.) devamı, burada söz konusu olanın, imanın kendisi değil onun açığa vurulması olduğunu gösterdiği için bizim aktarımımız da bu yönde olmuştur. Zürriyet (lafzen, “nesil/kuşak”) terimine gelince, terimin çok kere “bir kimsenin soyundan gelen küçük bir grup insan [ya da birkaç kişi]” anlamında kullanıldığını belirten güvenilir pek çok kaynak bulunmaktadır (Taberî, Beğavî, Râzî ve İbni Kesîr’in kaydettiği üzre İbni ‘Abbâs; Taberî ve İbni Kesîr’in kaydettiğine göre Dehhâk ve Katâde); bunun içindir ki, biz de terimi bu yönde aktardık. Kur’an, bazı Mısırlıların da Hz. Musa’nın tebliğ ettiği mesajlara inanıp bu inançları açığa vurduklarını söylediğine göre (örn. 7:120-126), burada “onun halkı” ya da “onun kavmi” ifadesiyle işaret edilmek istenenin sadece İsrailoğulları’nı değil, hem onları hem de Mısırlıları, yani, Hz. Musa’nın içinde yaşadığı bütün bir Mısır toplumunu kapsadığı rahatlıkla düşünülebilir. Nitekim, müteakip cümlecikte geçen ve açıkça Mısır toplumunun “ileri gelenleri”ni ifade eden “onların seçkinler topluluğu” terimindeki aidiyet zamiri de bu görüşü desteklemektedir.