Sonra, onun (Nuh’un) ardından birçok elçiyi kendi toplumlarına gönderdik. Onlara (kanıt içeren) açık delillerle geldiler. Fakat onlar, bir kere yalanlamış oldukları şeye, sonradan bir türlü inanmak istemediler. İşte biz de (melekler âleminde tanınsınlar diye bu tip) haddi aşanların (azgınların) kalblerini (akıl merkezi olan beyinlerini) böyle (manevi bir nişanla) damgalarız. *
(*) Yani melekler âleminde tanınmaları için bunların beyin korteksi üzerine manevi bir damga (iz, işaret) bırakılmış. Bilindiği gibi meleklerin bir görevi de gönlünde iman bulunan kimselere, yani mü’minlere istiğfarda bulunmalarıdır. Fakat inanmamış olanların beyni üzerinde bu tür (damga, ekinne veya mühür gibi) manevi işaretler bulunanlara ise isiğfarda bulunmazlar. İşte Kur’an’ı kerimde kalblerine/ akıl merkezi olan beyinlerine vurulan ekinne, damga ve mühür gibi manevi işaretler bunun içindir. Yoksa beyinleri kilitlemek veya hakikati anlamamak için değil. Zaten bunların beyinlerine bu tür manevi işaretler konulmadan önce de kendi özgür iradeleriyle inkâr edip sapıklığı tercih etmiş ve büyüklük taslayarak haktan yüz çevirmişlerdir. Yani bu manevi olay, inkâr ve büyüklük taslamalarının bir sonucudur.