İyi bilin ki, gerçekten (iman etmiş olup Allah’la aralarına başka birilerini koymadıkları, samimiyetle O’na kulluk ettikleri, her an O’nun gözetimi altında olduğunun bilinciyle yaşadıkları, her konuda O’na mutlak teslimiyeti gösterenleri ve kötü işlerden sakınıp erdemli bir hayat sürdürmüş olmaları sebebiyle ahirette) Allah’ın velilerine (koruması altına alıp sahipleneceği kimselere) asla korku yoktur ve onlar üzülmeyeceklerdir. *
(*) Velî: Sözlükte genel anlamda yardımcı, birinin işini üstlenen, yönetici, koruyucu, gözetici ve sahip gibi anlamlara gelir ve çoğulu evliya’dır. Velî kelimesi, Kur’an’da hem Allah hem de diğer varlıklar için de kullanılmıştır. Evliyaullah’’ (أولياء الله) ise, iman edip, kütü işlerden sakındıkları için hesap gününde Allah’ın koruması altına alıp, sahipleneceği iman ve takva sahibi kimselerdir. İşte yüce Allah’ın bu kullarına Hasap Gününde korku olmayacak ve bunlar üzülmeyeceklerdir. Veli ifadesinin tasavvuf literatüründeki kerametle de bir alakası yoktur. Çünkü 63. ayette bunun tanımı, sadece iman ve takva ile yapılmıştır, keramet ve türevleriyle değil. Ayrıca tasavvufun sahip olduğu fikirlerin İslam’a ait olmadığı apaçık ortadadır. Örneğin bir sürü tasavvufa ait fikirler vardır. Başta vahdet-i vücut olmak üzere bunlar, ilm-i ledün, rabıta, kutuplar, gavslar, şeyhlerin kerameti vb. gibi. Oysa bütün bunlar İslam akide ve fikirlerine aykırı konular olup şirkten başka bir şey değildir. İslam; arı ve duru, pak bir tevhid inancına, her şeyi ile samimyetle kulluk ve kâmil ibadet hükümlerine sahip, hükümleri açık seçik ve her insana hitap eder. Onda avam ve havas ayrımı yoktur, zahir batın ayrımı yoktur. Birilerine olağanüstü durumları veya gayba dair bilgi ve kerametleri vermek yoktur. Kur’an her şeyi beyan eden apaçık Arapça bir kitap olarak indirilmiştir. Resulullah (sav) de bizatihi tatbiki ile göstermiştir. Ve her insana düşen de her konuda Kur’an’ı tek rehber edinmek, ölçü almak, onun hüküm ve mesajlarını yegâne kaynak olarak kabul etmek, Kur’an’a uygun olan Resulullahın yaşam tarzını örnek almak ve onun dışında asla bir yol tutmamaktır. Yine birilerinin masum (günahsız ve hatasız) olduğunu veya gaybı bildiğini söylemek, Kur’an’a olan imanı zedelediği için böyle bir iddia naslarla bağdaşmayan ve itikadî açıdan da tehlikeli sonuçlar doğurabilecek bir durumdur. Çünkü gaybı bilen sadece Allah’tır (el-En ‘âm, 6/59; en-Neml, 27/65; el-Cin, 72/26-27). Ayrıca Yunus- 62. ayet ile İsra- 111.ayet arasında bir tutarsızlık ve çelişki söz konusu değildir. Çünkü İsra -111. ayette (ولي) ‘’veli’’ yani ‘’Allah’ın yardımcısı, koruyucusu, sahibi, yöneticisi, destekcisi vs. yoktur, deniliyor. Yunus-62. ayette ise (أولياء الله) yani, ‘’İman edip kötü işleri yapmaktan sakındıkları için hesap gününde Allah’ın koruması altına alıp, sahipleneceği kimseler’’ demektir.
ونقول المؤمن ولي الله، أي: المعان بنصر الله عزوجل؛ كما يراد به أحيانا: أنه ناصر لأولياء الله ودينه نقول: الله ولي المؤمنين، أي: معينه - والولي بمعنى مفعول أي والاه الله أي حفظه من كل مكروه، تابعته أنت بالطاعة والحب، وتابعك هو بالحفظ من كل مكروه، منك الطاعة ومنه
الحفظ، منك الاستقامة ومنه التكريم، منك موالاة طاعته ومنه موالاة حفظه وتأيده ونصره وتوفيقه، هذا معنى الولي(موسوعة النابلوسي) المراد بأولياء الله هم العالِمين بالله المواظبين على طاعته المخلصين في عبادته ، فهم أهل الإيمان والتقوى ، الذين يراقبون الله تعالى في جميع شؤونهم ، فيلتزمون أوامره ، ويجتنبون نواهيه