Kendi içlerinden birine, ³ “Bütün insanlığı uyar; imana erişenlere, her bakımdan içtenlikli ve dürüst olmakla Rablerinin katında öteki herkesten ileri geçtiklerini ⁴ müjdele” diye vahyetmemiz insanların tuhafına mı gitti? [Yalnızca] hakkı inkar edenler, “Bakın, bu (adam) düpedüz bir büyücü!” ⁵ derler.
3 Bu atıf önceki surenin son kısmıyla ve özellikle “[Ey insanlar,] size kendi içinizden bir Elçi gelmiştir” cümlesiyle ilgilidir (9:128; keza bkz. 50:2’de 2. not).4 Lafzen, “doğrulukta (sıdk) öne geçtiklerini (kadem)”. Sıdk terimi, kişinin duyup düşündükleri ile söylediği, yaptığı yahut bir tutum, bir tavır olarak sergilediği şey arasındaki uyumu, bağdaşmayı ifade etmektedir.5 Lafzen, “doğrusu, o apaçık bir sihirbaz (sâhir)” -Kafirler bununla, “kendi içlerinden çıkan bu adamın” (yani, Muhammed (s)’in) gerçekte Allah’tan herhangi bir vahiy almadığını, fakat sadece büyüleyici, etkileyici bir belâgatla (bu anlam örgüsü içinde sihr sözcüğünün anlamı budur) yandaşlarını sürüklediğini söylemek istiyorlar. Kur’ân’ın da sık sık işaret ettiği gibi bu itham yalnızca Muhammed (s)’e değil, inanmayanlar tarafından önceki peygamberlere de yöneltilmiştir. “Hakkı inkar edenler” terimi, bu anlam örgüsü içinde, özellikle ilahî vahiy fikrini ve dolayısıyla peygamberlik olgusunu peşinen (a priori) reddeden kimselere işaret etmektedir.