VE [bil ki,] bütün insanlık sadece bir tek topluluk halindeydi, ama sonradan ayrı görüşleri benimsemeye başladılar. ²⁸ Şayet (bu konuda) Rabbinin katında önceden belirlenmiş bir karar olmasaydı düştükleri bütün bu ayrılıklar [daha başlangıçta] çözümlenmiş olurdu. ²⁹
28 Lafzen, “ve sonra [aralarında] anlaşmazlığa düştüler”. “Bir tek topluluk” (ümmeten vâhideten) teriminin açıklanması için bkz. 2. sure, 197. not. Yukarıdaki anlam akışı içinde bu ayet, sadece insanlığın bir zamanlar içinde bulunduğu mütecanis topluluk halini değil, aynı zamanda, Kur’an’da sık sık temas edildiği üzere, bütün insanların zihinsel ve ruhsal yaratılış itibariyle Allah’ın varlığını, birliğini ve sınırsız kudret ve egemenliğini kavrayabilecek bir yapıda olduklarına da zımnen işaret etmekte ve insanı temel kavrayıştan uzaklaştıran bütün eğriliklerin, aslında, onun doğuştan getirdiği yeti ve yatkınlıklara zamanla yabancılaşmasından doğan zihnî karışıklıkların ürünü olduğunu îma etmektedir.29 Lafzen, “ayrılığa düştükleri bütün konularda aralarında hüküm verilmiş olurdu”: yani, Allah katından, ilahî vahyin temas ettiği meselelere yaklaşımlarında ayrılığa düşecekleri, farklı görüşleri benimseyecekleri yolunda önceden irade edilmiş bir karar olmasaydı -ki ayette geçen “kelime” sözcüğünün bu akış içinde anlamı budur- hakkın ne olduğu konusunda kendilerine apaçık deliller, burhanlar ulaştıktan sonra artık birbirleriyle ihtilafa düşmezler, tersine daha başından aynı görüşleri benimseyip sonuna kadar onlara bağlı kalırlardı (karş. 2:253 ve ilgili 245. not). Oysa, böyle bir tek örneklilik insanların zihnî, ahlakî ve toplumsal gelişmelerini önleyeceği için, Allah, insan aklını vahyin rehberliğiyle destekliyerek hakkı seçmeyi ve ona götüren yolu bulmayı insanların kendi ihtiyarına bırakmıştır. (Keza bkz. 2. sure, 198. not.) Yukarıda parantez içindeki kısım 2:213’le bağlantılı olarak okunmalıdır.