Ve insana bir sıkıntı dokunduğunda, gerek yan yatarken, gerek otururken ve gerekse ayaktayken (sıkıntıdan kurtulmak için her hâlinde) bize yalvarıp yakarır; ama sıkıntıyı üstünden kaldırdığımız zaman, sanki kendisine dokunan sıkıntının kaldırılması için bize hiç yalvarmamış gibi (nankörce davranmaya) devam eder. İşte müsriflere (istikrarsız yaşayanlara) yapmakta oldukları (kötü) şeyler (nefisleri tarafından kendilerine) böyle süslü gösterilmiştir. *
(*) Bu 11 ve 12. ayetler bize insanı tanıtmakta; onun tabiatı, eğilim ve zaafları konusunda önemli bilgiler vermekte, fıtratında din duygusu da bulunduğu hâlde bunu körelten ve yaratıcıyı inkâr yoluna sapanlara Allah’ın nasıl muamele ettiğini açıklamaktadır. Bütün peygamberlere ve müminlere karşı inkârcıların tipik bir tepkisi, “Dedikleriniz doğruysa Allah bizi hemen cezalandırsın” cümlesiyle ifade edilebilir. Hâlbuki Allah’ın irade ve kararı, bu dünyada kendisine inansın inanmasın bütün insanlara maddî nimetlerini belirli bir davranışa bağlı olarak değil, kendi dilediği biçimde hemen vermek, inkâr ve isyan edenlerin cezasını ise âhirete ertelemektir. Böyle yapmasa da inkârcılara bu dünyada nimetlerini verdiği gibi hak ettikleri ve hemen uygulanmasını istedikleri cezalarını da ertelemeden hemen verseydi ilk günahlarından itibaren hem onların hem de imtihan dünyasının sonu gelirdi. İnkârcıların bir başka davranışı da sıkıştıklarında Allah’ı hatırlamaları, O’na sığınmaları, üstesinden gelemedikleri ağır yük ve musibetleri kaldırması için şuurlarının derinliklerinden veya açıkça Allah’a yakarmaları, sıkıntı geçer geçmez tekrar inkârcılıklarına dönmeleridir. Ama marifet, makbul olan iman ve kulluk, iyi ve kötü, zararlı ve faydalı, geniş ve dar, acı ve tatlı her durumda Allah’ı anmak, ibadet, dua, tövbe, hamd, şükür gibi davranışlarla O’na yönelmektir. (Kur’an Yolu Tefsiri) Bu üçlü mecazî ifade, insanın kendini içinde bulduğu mümkün değişik durum ya da konumları dile getirmek üzere Kur’an’da sık sık kullanılmaktadır. Felaket onların çaresizlik duygusu içinde “Allah’a yalvarıp yakarmak” ifadesi, kendini “bilinemezci” (agnostic) sayan ve pozitif düşünce saplantısı içinde Allah inancını kendilerine yakıştıramayan pek çok insanın bu gibi durumlardaki içgüdüsel tepkisini dile getiriyor.
وهذه الحالة التي ذكرها الله سبحانه للداعي لا تختص بأهل الكفر، بل تتفق لكثير من المسلمين، تلين ألسنهم بالدعاء وقلبهم بالخشوع والتذلل عند نزول ما يكرهون بهم. فإذا كشفه الله عنهم غفلوا عن الدعاء والتضرّع، وذهلوا عما يجب عليهم من شكر هذه النعمة من إجابة دعائهم ورفع ما نزل بهم من الضرّهذا مما يدلّ على أن الآية تعمّ المسلم والكافر(،فتح القدير)