Ve sana gelince, (ey Resulüm!) Sen de yalnızca sana vahyedilene uy (her konuda Kur’an’a uy ve yalnız onu ölçü tut) ve Allah hükmünü verinceye kadar her türlü sıkıntı ve zorluklara göğüs ger. Ve (bil ki) o, hükmedenlerin en iyisidir. *
(*) Bu ayet göstermektedir ki; Hz. Peygamber kendisine ne vahyolunmuşsa ona uymuş ve onu tebliğ etmiştir. Hakkında vahiy olmayan konularda vahyin gelmesini beklemiş ama asla kafasına göre hüküm vermemiştir. Bu konuda bu ayetle birlikte daha pek çok ayet bu gerçeği destekler niteliktedir: “Hüküm yalnız Allah’ındır.” (12: 40) “O, hükmüne hiç kimseyi ortak etmez.” (18: 26), “De ki “Ben sizi ancak vahiy ile uyarıyorum.” (Enbiya 21/45) “Ey Elçi! Rabbinden sana ne indirildiyse onu tebliğ et.” (Maide 5/37) Görüldüğü gibi, Hz. Peygamberin vazifesi kendisine vahiy olarak gelen Kur’an’ı insanlara tebliğ etmektir. Nitekim Hz. Peygamber, Allah’ın, insan hayatı üzerindeki hükmünün ancak Allah’ın Kitabı olan Kuran’daki öğüt ve emirlerle sağlanacağını Kur’an’da yer alan bu ifadeleri ile onaylamıştır: “Allah size Kitabı ayrıntılı kılınmış bir halde indirmişken, Allah’ın dışında bir hüküm koyucu mu arayayım?” (6: 114) …(C. Külünkoğlu Meali 109. Ayet Açıklaması) Fakat buna rağmen Hz. Peygamberin din adına hüküm koyma yetkisinin olduğunu iddia edenler ve bu iddialarını bazı ayetlere dayandıranlar vardır. Örneğin: “De ki: Allah’a ve Resulüne itaat edin!” (Ali İmran 3/32) Yani bunu iddialarına delil gösterirler: Hâlbuki bu ayetin açıklamalı doğru meali işu şekildedir: ‘’De ki: Allah’a ve (tebliğ etmiş olduğu şekliyle Kur’an’daki hükümleri uygulama hususunda) elçisi’ne itaat edin." Yani elçiye itaat, elçinin yüce Allah’tan vahiy yolu ile alıp tebliğ ettiği Kur’an’daki hükümlere inanmak ve onları uygulamaktır… Yine kendilerine dayanak gösterdikleri 2. ayet ise şudur: “Anlaşmazlığa düştüğünüz konuları da Allah’a ve elçisine götürün!” (Nisa 4/59) İşte bu ayetin verdiği mesaj da şöyledir: ‘’Elçi vahiy ile aranızı bulsun ve anlaşmazlıklarınızı Kur’an’daki ilahi hükümlerle çözsün…’’ şeklindedir. Yoksa Kur’an’ın ya da elçinin kendi başına kimseye aracılık etmesi düşünülemez. İşte buradaki ayetten de net ve kesin olarak anlaşılmaktadır ki ‘’Hüküm veren ve hüküm koyan’’ yalnız yüce Allah’tır. Peygamber de diğer kullar gibi hüküm koyucu değildir, o sadece ilahi hükümleri tebliğ etmek, ona uymak ve uygulamakla mükelleftir. Ayrıca Allah Resulünün din adına hüküm koyma yetkisinin olduğunu iddia edenler, haşa elçiyi yüce Allah’la aynı konuma getirmektedirler. Ki bu da şirktir. Çünkü bu durumda elçiye tanrısal nitelikler yakıştırmaktadırlar. Oysa bu ayetlerin hiçbiri, onların iddia ettikleri gibi değildir. Bu vb. ayetlerde Allah’a ve Resüllüne itaat edin denildiği zaman, Allah’a Allah olarak, elçiy’ye de elçi olarak itaat edin deniliyor. Bu ne demek? Her konuda hüküm veren, kanun koyan, helal yapan, haram yapan, emir veren, yasak koyan ve her yönüyle insanın sosyal hayatını tanzim eden yegâne güç yüce Allah’tır. Elçi’nin görevi ise, onun bu hüküm ve emeirlerini en ufak bir deşikliğe uğratmaksızın olduğu gibi aynen tebliğ etmek, açıklamak ve uygulamaktır. İşte o bu görevleri icra ederken, ona itaat edilir. Dikkat edilirse, hiçbir ayette Muhammed’e itaat edin denilmiyor, bu konuyla ilgili her ayette Allah’ın elçisine itaat edin deniliyor, yani elçi vasfına vurgu yapılıyor, onun şahsına (Muhammed’e) değil. Onu hakem kılmak ise, onu hüküm koyucu yapmak değildir. Nasıl ki bir devletin hukuk hâkimleri, kendi kafalarına göre hüküm veremiyorlarsa, devletin hukukunu tatbik ediyorlarsa, işte eliçi de bunlar gibidir, kendi görüş ve içtihadını değil, sadece Allah’ın hükümlerini uygulamaktadır. Yani onun hakemliği budur, hakemlik, hüküm ve kanun koyuculuk değildir. Benzer bir açıklama için (Ali İmran-3/32.) bkz: