close
close
Kelimenin Kök Hâli ve Türevleri
close

Yâsîn Sûresi 8. Ayet Meali

Türkçe Transcript
swap_vert close
İnnâ ce’alnâ fî a’nâkihim aġlâlen fehiye ilâ-l-eżkâni fehum mukmehûn(e)
Abdulbaki Gölpınarlı
swap_vert close
Şüphe yok ki biz, boyunlarına laleler vurduk, elleri, adeta çenelerine kenetlendi lalelerle, bu yüzden onlar, başlarını dimdik tutarlar.
Abdullah-Ahmet Akgül
swap_vert close
Gerçekten Biz onların boyunlarına, çenelere kadar (dayanan manevi) demir halkalar-kelepçeler geçirdik; bu yüzden başları (gaflet, cehalet ve enaniyet gururuyla) yukarı kalkıktır.
Abdullah Parlıyan
swap_vert close
Onların boyunlarına esaret, ceza ve azap olsun diye, çenelerine kadar uzayan demir halkalar geçirdik de, burunları yukarı, gözleri aşağı somurtup kalmışlardır.
Ahmet Tekin
swap_vert close
Biz onların boyunlarına demir halkalar, lâleler geçirdik. Halkalar çenelerine dayanır. Bu yüzden burunları yukarda, gözlerini yere dikip somurtmuş kalmışlardır.
Ahmet Varol
swap_vert close
Gerçekten biz onların boyunlarına, çenelerine kadar dayanan halkalar geçirdik. Bu yüzden başları yukarı kalkıktır.
8-9.İbnu Cerir`in İkrime`den rivayet ettiğine göre Ebu Cehl bir keresinde Resulullah (a.s.)`a kötülük etmeğe karar verdi. Yanındakine Muhammed (a.s.) geldiğinde kendisine haber vermesini istedi. Ancak Resulullah (a.s.) geldiğinde yanındaki adam haber verdiği halde göremedi ve: "Hani Muhammed nerede? Muhammed nerede?" diye sormaya başladı. Bu iki ayeti kerimede de bu olaya işaret edilmektedir.Bazı rivayetlerde bu olay biraz daha farklı ve daha teferruatlı bir şekilde açıklanmaktadır. Buna göre Ebu Cehl, Resulullah (a.s.) namaz kılarken başına bir taş indirmek istedi. Ancak taşı alıp atmak üzere yukarıya doğru kaldırınca eli boynuna yapıştı. Geri geri geldi ve bu sırada taş elinden düştü. Bir başkası aynı taşı alıp Resulullah (a.s.)`a atmak istediğinde gözleri kör oldu ve Resulullah (a.s.)`ı göremedi.Bazı tefsirlerde yer alan açıklamalara göre ise bu ayeti kerimelerde kâfirlerin iman karşısındaki tutumları anlatılmak istenmekte ve bu konuda bazı teşbihler yapılmaktadır. Buna göre başlarının kalkık olması ile onların kendilerini beğenmişlikleri, boyunlarına geçirilen halka ile onların inatçılıkları, önlerine ve arkalarına birer set çekilmesi ile geçmişten ibret almamaları ve geleceklerini düşünmemeleri, gözlerinin örtülmesi ve böylece etrafı görememeleri ile de gözlerinin gerçeklere kapanması ve bu yüzden gerçekleri görememeleri kastedilmektedir.Ayeti kerimenin indirilişinin yukarıda anlatılan olayla bağlantısı olabilir. Bununla birlikte tefsirlerde üzerinde durulan benzetmelerin kastedilmiş olabileceğini de düşünebiliriz. Zaten Kur`an-ı Kerim`in pek çok ayeti kerimesinde bu çok yönlülüğü görebilmekteyiz. Her hangi cihetten bakarsak bakalım bu ayeti kerimelerde inkârcıların durumlarının gayet beliğ ve net bir şekilde gözler önüne serildiğini görürüz.  
Ali Bulaç
swap_vert close
Gerçekten biz onların boyunlarına, çenelere kadar (dayanan) halkalar geçirdik; bu yüzden başları yukarı kalkıktır.
Ali Fikri Yavuz
swap_vert close
Çünkü biz, o kâfirlerin boyunlarına bağlar geçirmişiz ki, bunlar çenelerine dayanmıştır da başları yukarı kalkık bulunuyorlar. (Artık hak tarafına başlarını çeviripte boyun eğmezler.)
Bahaeddin Sağlam
swap_vert close
Biz, onların boyunlarına tasmalar geçirdik. O tasmalar çenelerine kadardır; onları öyle sıkar ki yere bakamazlar.
[Kibir ve küfür, pis bir tasmadır. Ağızlarına kadar onları sarmış, başlarını eğip düşünemezler… Yani küfür yüzeyselliktir.]  
Bayraktar Bayraklı
swap_vert close
Biz, onların boyunlarına, çenelerine kadar dayanacak olan demir halkalar geçirdik. Bu yüzden başları yukarı kalkıktır.
Besim Atalay
swap_vert close
Biz onların boyunlarına, çenelerine değin halkalar geçirdik, başlarını eğemezler !
Cemal Külünkoğlu
swap_vert close
Biz, (kötü niyet ve eylemlerinden dolayı) onların boyunlarına çenelere kadar dayanan halkalar geçirdik. Bu sebeple başları (ve burunları) yukarıya kalkıktır (küstahça böbürlenmeleri yüzünden Hakka boyun eğmezler).
Cemil Said
swap_vert close
Boyunlarına lâle geçirdik çenelerini sıkıyor başlarını doğrultamayacaklardır.
Diyanet İşleri (Eski)
swap_vert close
Boyunlarına, çenelerine kadar varan demir halkalar geçirmişizdir, bunun için başları yukarı kalkıktır.
Diyanet İşleri (Yeni)
swap_vert close
Onların boyunlarına demir halkalar geçirdik, o halkalar çenelerine dayanmıştır. Bu sebeple kafaları yukarıya kalkık durumdadır.
Kur'an Yolu (Diyanet İşleri)
swap_vert close
Biz onların boyunlarına çenelerine kadar dayanan halkalar geçirdik, bu yüzden kafaları yukarı kalkık durmaktadır.
Diyanet Vakfı
swap_vert close
Biz, onların boyunlarına halkalar geçirdik. O halkalar çenelere kadar dayanmaktadır. Bu yüzden kafaları yukarı kalkıktır.  
 Âyet, iman etmedikleri için ceza görecek olan kâfirlerin durumunun temsilî bir ifadesidir.  
Edip Yüksel
swap_vert close
Boyunlarına, çenelerine kadar varan prangalar taktık da kafaları yukarıya dikilmiştir.
Elmalılı Hamdi Yazır
swap_vert close
Çünkü biz onların boyunlarına kelepçeler geçirmişiz. O kelepçeler çenelerine dayanmıştır da burunları yukarı, gözleri aşağı somurtmaktadırlar.
Elmalılı Meali (Orijinal)
swap_vert close
Çünkü biz onların boyunlarına kelepçekler geçirmişiz, onlar çenelerine dayanmıştır da burunları yukarı gözleri aşağı somurtmaktadırlar
Emrah Demiryent
swap_vert close
Şüphesiz ki biz, onların (hakkı inkârda ısrar edenlerin) boyunlarına, çenelerine kadar dayanan (manevi) halkalar (tasmalar) geçirdik. Bu yüzden başları yukarı kalkıktır.
Erhan Aktaş
swap_vert close
Biz, onların boyunlarına, çenelerine kadar dayanan demir halkalar geçirdik. Bu nedenle başları sürekli yukarıda kalkık olanlardır.¹
1- Bu durum, uyarılara karşılık inatla direnen “inatçı ve büyüklenen kimselerin bir tiplemesidir.” Onlar büyüklenirlerken de başlarını hep kalkık tutarlardı.  
Hasan Basri Çantay
swap_vert close
Hakıykat, biz onların boyunlarına öyle lâleler geçirdik ki bunlar çenelerine kadar (dayandı). Şimdi onlar, kafaları ve burunları yukarı kaldırılmış haldedirler.
Hayrat Neşriyat
swap_vert close
Muhakkak ki biz onların boyunlarına halkalar geçirdik; öyle ki o (demir halkalar)çenelerine kadar (dayanmış)tır; bu yüzden onlar başları yukarı kalkık kimselerdir.
İhsan Aktaş
swap_vert close
Biz (hesap günü) onların (o mesajlarımızın tebliğini almış olup inanmamış olanların) boyunlarına, çenelerine kadar dayanan halkalar (gibi inkâr ve kötü amellerini) geçirmiş (olacağ)ız da kafaları yukarı doğru kalkık bir vaziyete kalır. (*)
(*) Ayet, iman etmedikleri için ahiret günü ceza görecek olan bu tip inkârcıların durumunun temsilî bir ifadesidir. Zaten bundan önceki 7. ayette de bunların çoğuna azap sözü gerçekleşmiştir, deniliyor, azap ise ahirettedir. Bu nedenle 8 ve 9. ayetlerle onların ahiretteki durumlarına vurgu yapılıyor ve daha sonra tekrar onların dünya hayatındaki durumlarına dönülüyor. Ğull” (halka) ifadesinden maksat, istiâre mi yoksa hakikat mi? Bazı âlimler, bu ahirette yapılacak bir azaba işarettir. Bundan dolayı Allah, onların iman etmeyeceklerini haber verdi sonra, ahiretteki durumlarını anlatmaya başladı. Ama doğrusu bu ayetlerle onların ahiretteki durumlarına vurgu yapılıyor. Bu nedenle bu ayetlerin mealleri de bu şekilde uygun bulduk. Çünkü haşa yüce Allah hiçbir kimse ile iman arasına bir engel koymaz, tam aksine vahiy yoluyla mesajlarını gönderip insanlara iman ve hidayet yolunu gösteriyor. Ayrıca bu olayın ahiret günü gerçekleşeceğine dair tefsirlere bkz: وقال أبو حيان الظاهر أن قوله تعالى: إنا جعلنا الآية على حقيقتها لما أخبر تعالى أنهم لا يؤمنون أخبر سبحانه عن شيء من أحوالهم في الآخرة إذا دخلوا النار، والتعبير بالماضي لتحقق الوقوع، ولا يضعف هذا كما زعم ابن عطية قوله تعالى: فأغشيناهم فهم لا يبصرون ) (البحر المحيط) وقال بعضهم {إِنَّا جَعَلْنَا فِى أَعْنـٰقِهِمْ أَغْلَـٰلاً} أي نجعل في أعناقهم أغلالاً يوم القيامة، (بحر العلوم – السمرقندي - النكت والعيون - الماوردي) حدقا بعضهم: إن هذه صورة رسمها الحق سبحانه لمن غَلَّ يده عن الصدقة وعن الإنفاق، كذلك تُغَلُّ يده إلى عنقه يوم القيامة، بحيث يؤثر هذا الغُلُّ في مساره الذي بنى عليه حركة حياته، والحق سبحانه يوازن دائماً بين ما فعله المستحق للجزاء فالجزاء من جنس العمل. (خواطر محمد متولي الشعراوي) وقال بعضهم {إِنَّا جَعَلْنَا فِى أَعْنـٰقِهِمْ أَغْلَـٰلاً} أي نجعل في أعناقهم أغلالاً يوم القيامة، (بحر العلوم – السمرقندي - ) فعلى ذلك جائز أن يكون ما ذكر من قوله: {إِنَّا جَعَلْنَا فِيۤ أَعْناقِهِمْ أَغْلاَلاً}، {وَجَعَلْنَا مِن بَيْنِ أَيْدِيهِمْ سَدّاً...} إلى آخر ما ذكر في الآخرة، أي: سنجعل لهم في الآخرة ذلك (تأويلات أهل السنة) ورابعها: أن المراد به وصف حالهم يوم القيامة (مجمع البيان في تفسير القرآن) االثالث: أن المراد به جعل الله سبحانه لهم في النار من الأغلال في أعناقهم ويكون الجعل ها هنا مأخوذاً من الجُعالة التي هي الأجرة كأن جعالتهم في النار الأغلال، حكاه ابن بحر. (النكت والعيون) والقول الثالث: أنه على حقيقته، إلاَّ أنَّه وَصْفٌ لِمَا سيُنْزِلُه اللهُ تعالى بهم في النار، حكاه الماوردي. (زاد المسير في علم التفسير) الصفة الثانية : قوله : ( وأولئك الأغلال في أعناقهم ) وفيه قولان - الأول : قال أبو بكر الأصم : المراد بالأغلال : كفرهم وذلتهم وانقيادهم للأصنام ، ونظيره قوله تعالى : ( إنا جعلنا في أعناقهم أغلالا ) [يس : 8] قال الشاعر : ويقال للرجل : هذا غل في عنقك للعمل الرديء ، معناه : أنه لازم لك وأنك مجازى عليه بالعذابن (التفسير الكبير ) وقيل : الأغلال أعمالهم السيئة التي هي لازمة لهم تفسير سورة الرعد – 5 ( تفسير القرطبي) وقيل : الأغلال أعمالهم السيئة التي هي لازمة لهم لزوم الأطواق للأعناق - الرعد- 5- (تفسير فتح القدير ) قيل هي حقيقة في أحوال الآخرة وإذا دخلوا النار.( المحرر الوجيز في تفسير الكتاب العزيز) أقوال : ويجوز أن يكون قوله إنا جعلنا في أعناقهم أغلالا إلخ وعيدا بما سيحل بهم يوم القيامة حين يساقون إلى جهنم في الأغلال كما أشار إليه قوله تعالى إذ الأغلال في أعناقهم والسلاسل يسحبون في الحميم ثم في النار يسجرون في سورة غافر فيكون فعل "جعلنا " مستقبلا وعبر عنه بصيغة الماضي لتحقيق وقوعه كقوله تعالى " أتى أمر الله " أي سنجعل في أعناقهم أغلالا (التحرير والتنوير) فعلى ذلك جائز أن يكون ما ذكر من قوله: {إِنَّا جَعَلْنَا فِيۤ أَعْناقِهِمْ أَغْلاَلاً}، {وَجَعَلْنَا مِن بَيْنِ أَيْدِيهِمْ سَدّاً...} إلى آخر ما ذكر في الآخرة، أي: سنجعل لهم في الآخرة ذلك. (تأويلات أهل السنة) ورابعها: أن المراد به وصف حالهم يوم القيامة فهو مثل قوله { إذ الأغلال في أعناقهم } [غافر: 71] وإنما ذكره بلفظ الماضي للتحقيق (مجمع البيان في تفسير القرآن) وقيل إنها وصف في الحقيقة وهي ما سينزله الله عز وجل بهم في النار (لباب التأويل في معاني التنزيل) وإذا قلنا: إنه وصف حالهم في الآخرة فالكلام على حقيقته ويكون عبارة عن ضيق المكان في النار بحيث لا يجدون متقدماً ولا متأخراً إذ سدّ عليهم جوانبهم (مجمع البيان في تفسير القرآن) والوجه الثاني - في تأويل الآيات انه أراد وصف حالهم في الآخرة، لأنه تعالى يوثقهم في الاغلال والسلاسل، كما قال تعالى { خذوه فغلوه ثم الجحيم صلوه } وقال { إذ الأغلال في أعناقهم والسلاسل يسحبون في الحميم ثم في النار يسجرون } وقال في السد الذي جعله لهم: فلا يبصرون كما قال { يوم يقول المنافقون والمنافقات للذين آمنوا انظرونا نقتبس من نوركم قيل ارجعوا وراءكم فالتمسوا نوراً فضرب بينهم بسور له باب باطنه فيه الرحمة وظاهرة من قبله العذاب فلما كانت هذه حال الكفار في الآخرة، ونحشرهم يوم القيامة على وجوههم عمياً وبكماً وصماً مأواهم جهنم (التبيان الجامع لعلوم القرآن) إِنَّا جَعَلْنَا فِى أَعْنَاقِهِمْ أَغْلَالًا فَهِىَ إِلَى الْأَذْقَانِ فَهُمْ مُّقْمَحُونَ}: في الآية السّابقة قال تعالى: {فَهُمْ لَا يُؤْمِنُونَ} أي: سيموتون وهم كفار. وفي هذه الآية يصف لنا الله سبحانه ما سيحدث لهم يوم القيامة وفي النّار وَجَعَلْنَا مِنْ بَيْنِ أَيْدِيهِمْ سَدًّا وَمِنْ خَلْفِهِمْ سَدًّا}: أي من أمامهم سداً {وَمِنْ خَلْفِهِمْ}: ولم يقل من بعدهم؛ لأن بعدهم قد تعني الزمان والمكان، وخلفهم تعني فقط المكان؛ سداً: السّد: الحاجز أو المانع، واستعمال (من) هنا تفيد القرب أو الالتصاق بالسّد من الأمام فهم يقفون مباشرة وراء السّد الّذي أمامهم فلا يوجد أيّ مسافة فاصلة، لزيادة عذابهم، وكذلك من ورائهم مباشرة سدٌّ آخر لا فاصل بينهم وبينه لا في الأمام ولا في الخلف؛ كي لا يسمح لهم بالحركة وعدم رؤية أي شيء وكما قال تعالى: {رَبِّ لِمَ حَشَرْتَنِى أَعْمَى وَقَدْ كُنْتُ بَصِيرًا} [طه: ١٢٥].(كتاب تفسير القرآن الكريم الجامع - محمد الهلال))  
İlyas Yorulmaz
swap_vert close
(Hesap günü) Onların çenelerine kadar boyunlarına geçecek halkalar hazırladık ki, kafalarını dik tutsunlar.
İsmayıl Hakkı Baltacıoğlu
swap_vert close
İşte Biz de onların boyunlarına demir kangallar geçirdik, bu kangallar onların çenelerine kadar dayandı da artık başları dikile kaldı.
İsmail Hakkı İzmirli
swap_vert close
Biz, onların boyunlarına, çenelerine kadar dayanacak, başlarını dimdik tutacak lâleler vurduk [⁵].
İsmail Yakıt
swap_vert close
Muhakkak ki Biz onların boyunlarına demir halkalar/ boyunduruklar [ağlâl] geçirdik. (Onlar da) çenelerine dayanmıştır da bu yüzden kafaları yukarıya kalkıktır.⁴
4 Burada çift yönlü bir sembolik anlatım vardır. Birinci yönü, onların dünyadaki gurur ve kibirlerine işaret ediyor, ikinci yönü ise ahiretteki azap şekillerine işaret ediyor.  
Kadri Çelik
swap_vert close
Gerçekten biz onların boyunlarına, çenelere kadar (dayanan) halkalar geçirdik; bu yüzden başları yukarı kalkıklardır.
Mahmut Kısa
swap_vert close
Biz onların boyunlarına, ta çenelerine kadar dayanan bireysel ve sosyal kelepçeler geçirmişizdir; işte bu yüzden burunları havada, başları yukarı kalkıktır. Gözlerini kör eden kibir ve inatları, hemen önlerindeki hakikati görmelerine ve Allah’ın hükmüne boyun eğmelerine mâni olmaktadır. Ayrıca;
Mahmut Özdemir
swap_vert close
Biz, boyunlarına demir halkalar geçirdik, Çeneler’e kadar! Bu yüzden dikbaştırlar.
Mehmet Çakır
swap_vert close
Biz, bu gibilerin boyunlarına, demir tasmalar taktık. Hem de çenelerine kadar. Burunları, bu yüzden havadadır.
Mehmet Çoban
swap_vert close
Yaratırken onlara bazı özellikler verdik. Kibirlenmeye karşı alçak gönüllülük, nefrete karşı sevgi, bencilliğe karşı paylaşım, intikama karşı af yollarını gösterdik. Akılsızlıklarına karşı akıl etmeyi öğrettik. Kötülüklere karşı iyi olmayı öğütledik. Buna rağmen onlar içlerindeki olumsuz özellikleriyle yollarını çiziyor. Böylece tercih ettikleri kibir, bencillik, nefret, intikam duygularını boyunlarına halka yaptık. Tercih ettikleri özellikler dolayısıyla kafaları hep yukarı kalkıktır. İnsanlara karşı büyüklük kibirlilik taslarlar. Kendilerini hep üstün görürler. Kendilerinden zayıflara acımazlar.
Mehmet Okuyan
swap_vert close
Şüphesiz ki biz onların boyunlarına, çenelerine kadar dayanacak halkalar geçirdik; başları yukarı kalkıktır. [*]
Burada sözü edilen “halkalar” ve bir sonraki ayetteki “setler” dünya hayatı için mecaz, ahiret için ise cehennemdeki halkalar ve sütunlar anlamında hakikattir.   
Mehmet Türk
swap_vert close
Gerçekten Biz, o (inanmayan)ların boyunlarına, çenelerine kadar (dayanan) demir halkalar¹ geçirdik de;² bu yüzden başları yukarı, gözleri aşağı, somurtup dururlar.
1 Ağlâl: Baskı, cezâ ve eziyet sebebiyle, boyuna takılan, eli boyuna bağlıyan demir toka, lâle demektir.2 Bu bölümde istiâre vardır. Bu “halkalar”; toplumsal baskılar, bâtıl felsefî inançlar gibi küfrü hoş gösterip Müslümanları îmandan uzaklaştıran fena alışkanlıkları, nefislerin alıştırılarak; bunların toplumsal yaşayış biçimi haline getirilmesini temsil edebilir. Hatta bu halkalar; kravat, fötr şapka, smokin gibi bir rejimin şiarı haline gelen ve insanları o rejimlerle özdeşleştiren sembolleri bile hatırlatır gibi görünmektedir.  
Muhammed Esed
swap_vert close
Onların boyunlarına çenelerine kadar uzayan demir halkalar geçirdik ki ⁶ kafalarını dik tutmak zorunda kalsınlar; ⁷
6 Zemahşerî: “[Bu,] onların hakikati bilinçli şekilde inkar etmelerinin temsîlî ifadesidir.” Bkz. 13:5’e ilişkin not 13 ve 34:33’e ilişkin not 44.7 Zımnen, “ve doğru yolu göremesinler” (Râzî); onların “başlarını dik tutmaları”, aynı zamanda küstahça böbürlenmelerini de simgeler. Diğer taraftan, Allah’ın günahkarların boyunlarına “demir halkalar geçirmesi”, 2:7’de sözü edilen ve buna ilişkin 7. notta açıklanan “onların kalplerini ve kulaklarını mühürlemesi”ne benzer bir mecazdır. Bir sonraki ayette zikredilen “set” ve “perde” mecazları için de aynı şey söylenebilir.  
Mustafa Çavdar
swap_vert close
Sanki biz onların boyunlarına, çenelerine kadar uzanan demir halkalar geçirmişiz de bir türlü başlarını eğemiyorlar. 6/111, 7/101, 10/96-97
Mustafa İslamoğlu
swap_vert close
Zira (sanki) Biz onların boyunlarına, çenelerine kadar uzanan demir halkalar geçirmişizdir de, başlarını bir türlü eğememektedirler.[³⁹³¹]
[3931] Müteakip âyetlerin de gösterdiği gibi, inkârcıların dünyadaki halini tasvir eden bu âyet onların küstah ve kibirli tavırlarının mecazî bir anlatımıdır. Parantez içi açıklama, metnin sembolik tabiatına dayanmaktadır. Boyun halkaları aynı zamanda köleliği temsil eder. Zaten mukmehûn, hem başkaldırı hem de zillet ve utancı içeren çift kutuplu bir anlamaya izin verir. Zımnen: Allah’a kul olmamak için başkaldırırlar, fakat benliklerinin kulu-kölesi olurlar.  
Orhan Kuntman
swap_vert close
Biz onların boyunlarına, çenelerine kadar dayanan, başlarını dimdik tutacak (gözle görünmeyen) demir halkalar geçirdik. (Ki artık onlar kibirlerini yenip, hakk'a boyun eğmezler)
Osman Fırat
swap_vert close
Biz onların boyunlarına halkalar geçirdik. Çenelere kadar dayanan o halkalar yüzünden kafaları kalkıktır.
Ömer Nasuhi Bilmen
swap_vert close
Şüphe yok ki, Biz onların boyunlarına kelepçeler geçirmişizdir, tâ ki onların çenelerine kadar dayanmıştır. Artık onlar başları yukarı kaldırılmış, gözleri aşağıya çevrilmiş kimselerdir, bir şey görüp anlayamazlar.
Suat Yıldırım
swap_vert close
Boyunlarına öyle boyunduruklar koyduk ki onlar çenelerine dayanmaktadır. Boyunları yukarı, çeneleri kalkık, gözleri havada bir durumdadırlar.
Kâfirler, gidişatlarına uygun bir şekilde cezalandırılmışlardır. Mağrur, burunları havada olmaları sebebiyle, o şekilde kelepçelenmişlerdir. Sağ ve sol el, sağ ve sol çene altlarından birer dikme gibi tutturulduktan sonra, üstünden çeneye kadar varan kelepçe dolanır. Bu durumda olan şahıs, önünü göremez, gözleri havada olduğundan boynu şiddetli şekilde ağrır.  
Süleyman Ateş
swap_vert close
Biz onların boyunlarına halkalar geçirdik. Çenelere kadar dayanan o halkalar yüzünden kafaları kalkıktır.
Süleyman Tevfik
swap_vert close
Onların boğazlarına, çenelerine kadar zincirler dolamışızdır ki bundan dolayı başlarını kaldırub gözlerini yummuşlardır.
Süleymaniye Vakfı
swap_vert close
Sanki boyunlarına, çenelerine kadar dayanan demir halkalar takmışız da, başlarını eğemiyorlar.
Şaban Piriş
swap_vert close
Biz, onların boyunlarına, çenelerine varan halkalar geçirdik. Onun için başları kalkıktır.
Ümit Şimşek
swap_vert close
Biz onların boyunlarına öyle boyunduruklar geçirdik ki, çenelerine dayanır da başları havaya dikili kalır.(3)
(3) İnkârları ve kibirleri yüzünden hakka boyun eğmez, etrafına bakınamaz, ıztırap içinde burunlarının dikine gitmekten başka çare bulamaz hale gelmişlerdir. Bir sonraki âyetin tasvirlerinde de onların bu körlük ve çaresizlik içindeki durumları vurgulanmaktadır.  
Yaşar Nuri Öztürk
swap_vert close
Biz onların boyunlarına bukağılar geçirdik. Bukağılar çenelere dayanmıştır da bu yüzden onların kafaları yukarı kalkıktır.
Eski Anadolu Türkçesi
swap_vert close
bayıķ biz ķılduķ boyunlarında beridler pes ol eñeklere degindür pes anlar baş yüceldüp göz aşaġa dikmişlerdür.
Satıraltı Meal (1534)
swap_vert close
Biz anlaruñ boyunlarına zincīrler ḳılupdururuz. Ol eñeklerine dek çıḳup‐dur. Pes anlar başları üstine ḳalupdururlar.
Bunyadov-Memmedeliyev
swap_vert close
Biz onların boyunlarına dəmir həlqələr (zəncir) keçirtmişik. (O həlqələr) onların lap çənələrinə dirənmişdir. Buna görə də başları yuxarı qalxmış, gözləri aşağı dikilmişdir. (Kafirlərin əlləri zəncirlə boyunlarına bağlandığı üçün başlarını yuxarı qaldırmağa, gözlərini də aşağı dikməyə məcbur olmuşlar. Onlar boyunlarını bir tərəfə döndərmək, əllərini sağa-sola tərpətmək, ətrafa nəzər salmaq, hətta ayaqlarının altını görmək iqtidarında belə deyillər. Beləliklə, kafirlər nə haqqı görər, nə də ona boyun əyərlər).
M. Pickthall (English)
swap_vert close
Lo! we have put on their necks carcans reaching unto the chins, so that they are made stiff necked.
Yusuf Ali (English)
swap_vert close
We have put yokes(3948) round their necks right up to their chins, so that their heads are forced up (and they cannot see).
3948 Man's misdeeds inevitably call forth the operation of Allah's Law, and therefore the result is in Qur'anic language attributed to Allah. The result of man's willful disobedience is now described in a series of metaphors. (1) Refusal of Allah's Light means less and less freedom of action for man: the yoke of sin is fastened round man's neck, and it gets more and more tightened, right up to the chin. (2) The head is forced up and kept in a stiff position, so that the mind becomes befogged. Moral obliquity taints the intellect. According to the Sanskrit proverb, "When destruction comes near, understanding is turned upside down." According to the Latin proverb, "Whom God wishes to destroy, He first makes demented." In other words, iniquity not only is folly, but leads deeper and deeper into folly, narrowness of vision, and blindness to the finer things of life. (3) This state of deprivation of Grace leads to such a decline in spiritual vitality that the victim can neither progress nor turn back, as explained in the next verse.  
Muhammed Hüseyin (R.A.)
play_arrow bookmark save_alt more_vert
  • content_copyÂyeti Kopyala
  • linkLinki Kopyala
  • photo_cameraGörüntü Oluştur
  • videocamVideo Oluştur
اِنَّا
şüphe-siz Biz
جَعَلْنَا
kıldık
ف۪ٓي اَعْنَاقِهِمْ
onların boyunlarında
اَغْلَالاً
halkalar
فَهِيَ
öyle ki o
اِلَى الْاَذْقَانِ
çenelerine kadardır
فَهُمْ
ve onlar
مُقْمَحُونَ
başları yukarı kalkık kimselerdir
Şüphesiz Biz, onların (kibirlerinden dolayı) boyunlarına çenelerine dayanacak şekilde (manevi) halkalar geçirdik. Bu yüzden onların başları yukarı kalkıktır.
اِنّ
Edat
اِنّ
Şüphesiz, kesinlikle, muhakkak, elbette, gerçekten, zira, çünkü, doğrusu, daima. Cümledeki bilgiyi pekiştirmek için kullanılır.
جَعَلَ
Fiil-I
ج ع ل
Kıldı, yaptı, verdi, var etti, yarattı, uğrattı
فِى
Bulunma hâl eki
فِى
İçinde, -de, -da
عُنُق
İsim
ع ن ق
Boyun
غِلّ
İsim
غ ل ل
Kin, zincirler, halkalar
هِيَ
Zamir
هِيَ
O (bayanlar için kullanılır)
اِلٰى
Edat
اِلٰى
-e kadar, -a kadar, -e, -a
اَذْقَان
İsim
ذ ق ن
Çeneler
هُمْ
Zamir
هُمْ
Onlar (erkekler için kullanılır)
مُقْمَحُون
Edilgen fiil-IV
ق م ح
Başları yukarı kalkık kimseler