close
close
Kelimenin Kök Hâli ve Türevleri
close

Yâsîn Sûresi 47. Ayet Meali

Türkçe Transcript
swap_vert close
Ve-iżâ kîle lehum enfikû mimmâ razekakumu(A)llâhu kâle-lleżîne keferû lilleżîne âmenû enut’imu men lev yeşâu(A)llâhu et’amehu in entum illâ fî dalâlin mubîn(in)
Abdulbaki Gölpınarlı
swap_vert close
Ve onlara, Allah'ın, sizi rızıklandırdığı şeylerin bir kısmını hayır yoluna harcayın dendi mi kafir olanlar, inananlara derler ki: Dileseydi Allah doyururdu onu, biz mi doyuralım? Siz, ancak apaçık bir sapıklık içindesiniz.
Abdullah-Ahmet Akgül
swap_vert close
Ve onlara: "Size Allah’ın rızık olarak verdiklerinden (hayır ve hizmet yolunda) infak edin" denildiği zaman, o inkâr edenler iman edenlere derler ki: "Eğer dilemiş olsaydı (zaten) Allah’ın yedireceği (ve zengin edebileceği) kimseyi biz mi doyurup besleyecekmişiz? (Allah onlara da servet ve genişlik verseydi, bize ne!..) Gerçekten siz (ey iman ehli, fakirlere zekât vermek ve infak etmekle) apaçık bir şaşkınlık içindesiniz" (diyerek mü’minlerle dalga geçilmektedir.)
Abdullah Parlıyan
swap_vert close
Ve yine bu tür insanlara, Allah'ın size verdiği şu rızıktan, O'nun uygun gördüğü yerlere ve kimselere harcayın denildiğinde, Allah'tan gelen gerçekleri örtbas edenler, inananlara derler ki: “Dileseydi, Allah doyururdu onları, biz mi doyuralım yani?” Gerçekten siz böyle düşünmekle, apaçık sapıtmış kimselersiniz.
Ahmet Tekin
swap_vert close
Onlara: “Allah'ın size rızık ve servet olarak verdiklerinden, Allah yolunda, karşılık gözetmeden gönüllü hayra harcayın, insanların ihtiyaçlarını görün” denildiği zaman, kulluk sözleşmesindeki ortak taahhütlerini, Allah'a iman, kulluk ve sorumluluk bilincini şuur altına iterek örtbas edip inkârda ısrar edenler, küfre saplananlar, iman edenlere: “Allah'ın sünnetinin, düzeninin yasaları içinde, iradesinin tecellisine uygun olması halinde doyuracağı akıllı ve sorumlu kimseleri, biz mi doyuracağız? Siz apaçık bir yanılgı içindesiniz.” diyorlar.
Ahmet Varol
swap_vert close
Onlara: "Allah'ın size rızık olarak verdiğinden (hayır yolunda) harcayın" dendiğinde inkâr edenler iman edenlere derler ki: "Allah'ın dilediği takdirde yedireceği kimseye biz mi yedireceğiz? Doğrusu siz apaçık bir sapıklık içindesiniz."
Ali Bulaç
swap_vert close
Ve onlara: 'Size Allah'ın rızık olarak verdiklerinden infak edin' denildiği zaman, o inkâr edenler iman edenlere dediler ki: 'Allah'ın, eğer dilemiş olsaydı yedireceği kimseyi biz mi yedirecek mişiz? Gerçekten siz, apaçık bir şaşkınlık içindesiniz.'
Ali Fikri Yavuz
swap_vert close
Onlara: “-Allah'ın size rızık olarak verdiği şeylerden hayra harcayın.” denildiği zaman, o kâfir olanlar, iman edenlere şöyle dediler: “- O kimseye biz mi yedireceğiz ki, Allah dileseydi ona yiyeceğini verirdi? Siz (Allah'ın iradesine aykırı teklifte bulunmakla) ancak apaçık bir sapıklık içindesiniz.”
Bahaeddin Sağlam
swap_vert close
Onlara “Allah’ın size verdiği rızıktan nafaka verin.” denildiğinde, o kâfirler müminlere derler ki: “Allah yedirmek isteseydi yedirirdi. (Ve yedirmediği kişiyi biz nasıl yediririz! Siz ancak apaçık bir sapıklık içindesiniz.”
Bayraktar Bayraklı
swap_vert close
“Allah'ın size rızık olarak verdiklerinden, hayra sarfediniz” denildiğinde kâfirler müminlere şöyle der: “Allah'ın dilediği taktirde doyuracağı kimseleri biz mi doyuracağız? Siz gerçekten apaçık bir sapıklık içindesiniz.”
Besim Atalay
swap_vert close
Onlara: «Allahın verdiğinden yediriniz!» denildiğinde, kâfir olanlar inananlara derler ki: «Allahın isterse yedireceğini, bizler mi yedirelim?», «Sizler ancak, pek açık bir sapkınlık içindesiniz»
Cemal Külünkoğlu
swap_vert close
Onlara: “Allah'ın size verdiği rızıktan başkaları için harcayın” denilince inkâr edenler inananlara: “Allah dileseydi, doyurabileceği bir kimseyi biz mi doyuralım? Siz gerçekten sapıtmış kimselersiniz?” derler.
Bugün, bu anlamda insanları inkâra götüren en yaygın söylemlerden birisi de: “Allah’ın acımadığına sen mi acıyacaksın, yani Allah’ın vermediğine sen mi vereceksin?” ifadesidir. Bu ifade hem Kur’an’ın sosyal adaletin tesisi yolundaki direktiflerine ters düşer, hem de bir imtihan vesilesi olan rızık bakımından insanlar arasındaki farklılıkları ilahi bir merhametsizlik ya da adaletsizlik olarak görmek olur ki bu da küfürdür. Allah elbette ki herkesi eşit şartlarda rızıklandırırdı. Daha pek çok konuda olduğu gibi rızık dağılımı konusunda da insanların tekâmül etmesi için bir sistem getirdi. Bu sistemle insanları birbirleriyle hem denemek hem kaynaştırmak hem de sınavdan geçirmeyi murad etti. Bu konuda en zor sınav rızkı bol olanlarındır. Zira az olanlar isyan etmez ve Allah’ın verdiğine kanaat getirirse sınavı geçer ama rızkı bol olanlar elindekilerin ihtiyaçtan fazlasını vermezse -ki bu çok zordur- işte o zaman imtihanı kaybederler.  
Cemil Said
swap_vert close
47,48. "Allâh’ın ihsân itdiği erzâkdan fukarâya sadaka viriniz" dinildiği zamân "Allâh’ın ister ise i’âşe idebileceğini biz mi i’âşe ideceğiz? Siz âşikâr dalâletdesiniz. Allâh’ın va’adleri ne vakit infâz olunacak sözünüzde sâdık iseniz söyleyiniz" diyorlar.
Diyanet İşleri (Eski)
swap_vert close
Onlara: "Allah'ın size verdiği rızıktan sarfedin" denince inkar edenler inananlara: "Allah dileseydi doyurabileceği bir kimseyi biz mi doyuralım? Doğrusu siz apaçık bir sapıklıktasınız" derler.
Diyanet İşleri (Yeni)
swap_vert close
Onlara, “Allah’ın sizi rızıklandırdığı şeylerden Allah yolunda harcayın” denildiği zaman, inkâr edenler iman edenlere, “Allah’ın, dilemiş olsa kendilerini doyurabileceği kimselere mi yedireceğiz? Siz ancak apaçık bir sapıklık içindesiniz” derler.
Kur'an Yolu (Diyanet İşleri)
swap_vert close
Onlara, “Allah’ın size verdiği rızıktan başkaları için de harcayın” dendiğinde, inkârcılar müminlere derler ki: “Dilese Allah’ın doyuracağı kimseleri biz mi besleyeceğiz! Doğrusu siz açık bir yanılgı içindesiniz.”
Diyanet Vakfı
swap_vert close
Allah'ın size rızık olarak verdiklerinden hayra sarfediniz, denildiğinde, kâfirler müminlere dediler ki: Allah'ın dilediği takdirde doyuracağı kimseleri biz mi doyuracağız? Siz gerçekten apaçık bir sapıklık içindesiniz.
Edip Yüksel
swap_vert close
Kendilerine, "ALLAH'ın size verdiği rızıklardan verin," denildiğinde, inkar edenler inananlara, "ALLAH'ın, dilediği taktirde besleyebileceği kimseleri mi besleyelim? Siz gerçekten iyice sapıtmışsınız," derler.
Elmalılı Hamdi Yazır
swap_vert close
Onlara: "Allah'ın size rızık olarak verdiği şeylerden hayra harcayın" dendiği zaman, o kâfirler, müminler için: "Allah'ın dileyince doyurabileceği kimseyi biz mi doyuracağız? Siz apaçık bir sapıklık içinde değil de nesiniz?" dediler.
Elmalılı Meali (Orijinal)
swap_vert close
Allahın size merzuk kıldığı şeylerden hayra sarfedin denildiği zaman da onlara o küfredenler iyman edenler için şöyle dediler, biz hiç yedirirmiyiz o kişiye ki Allah dilese ona yiyeceğini verirdi, siz ap açık bir dalâl içinde değil de nesiniz!
Emrah Demiryent
swap_vert close
Onlara, (müşriklere,) “Allah’ın sizi rızıklandırdığı şeylerden (bir kısmını), Allah yolunda (fakirlere) harcayın” denildiği zaman, o kâfirler, mü’minlere derler ki: “(Sizin inancınıza göre) Allah’ın dilediği takdirde doyuracağı kimseleri biz mi doyuracağız? Doğrusu siz (bu inancınıza rağmen böyle düşünmekle), apaçık bir sapkınlık içerisindesiniz.”
Erhan Aktaş
swap_vert close
Onlara: “Allah'ın sizi rızıklandırdığı şeylerden infak¹ edin.” dendiği zaman, gerçeği yalanlayan nankörler, iman edenlere: “Allah'ın dileseydi doyuracağı kimseyi biz mi doyuracağız? Siz ancak apaçık bir sapkınlık içindesiniz.” dediler.
1- İhtiyaç sahiplerine yardım.  
Hasan Basri Çantay
swap_vert close
Onlara : «Allahın sizi rızıklandırdığı şeylerden (hayra) harc edin» denilince o küfredenler, îman edenlere (şöyle) dedi (ler): «Allahın, dileseydi, yedireceği kimseye biz mi yedirecek misiz? Siz apaçık bir sapıklıkda bulunanlardan başkaları değilsiniz».
Hayrat Neşriyat
swap_vert close
Kendilerine: “Allah'ın sizi rızıklandırdığı şeylerden (siz de O'nun yolunda) sarf edin!” denildiğinde ise o inkâr edenler, îmân edenlere dedi(ler) ki: “Allah dileyecek olsaydı kendisini doyuracağı bir kimseyi, (biz) mi doyuracağız? Doğrusu siz ancak apaçık bir dalâlet içindesiniz.”
İhsan Aktaş
swap_vert close
Yine onlara: ‘’Allah’ın size verdiği rızıktan (fakir, yoksul, muhtaç ve işsizlere) sarfedin’’ denince o inkâr etmiş olanlar inanmış olanlara: ’Allah dileseydi doyurabileceği bir kimseyi biz mi doyuralım? Doğrusu siz açık bir sapıklıktasınız’ derler. *
(*) Paylaşmak fıtrî bir duygu ve ayettir ve insanı hayvandan ayıran üst bir meziyettir. Ayetlerden yüz çevirmenin altında yatan asıl sebep beşerî yanın bencillikle insanî yana galip gelmesidir… İnkârcı tavır ise, sadece vereceğine takılmıştır. Alacağını düşünmemektedir. Onun için de diyor ki “Allah istese doyuracağını biz mi doyuralım”. Gariplerin, ihtiyaç sahiplerinin, (yoksul ve işsizlerin) hakkını vicdanını örterek vermeyenlerin cevabı, Allah’ın kendilerine doyuracağından fazlası ile rızıklandırmasını görmezlikten gelerek verilen bir cevaptır. Er-Rezzak olan Allah rızkı (ve rızkın kaynağını) yeterince yaratmıştır, ancak açgözlüler bu pastadan büyük payı kaparak başkalarını açlığa ve yoksulluğa sürüklemektedir. Bu kamusal adaletsizliğin birey açısından bir nebze olsun dengelenmesinin yolu, infak denilen ve içine sadaka ve zekâtı da alan karşılıksız paylaşmaktır. (Kurandan Hayata)  
İlyas Yorulmaz
swap_vert close
Onlara “Allah’ın size rızık olarak verdiklerinden ihtiyaç sahiplerini rızıklandırın” denildiği zaman, inkâr edenler iman edenlere “Dileseydi Allah’ın doyurabileceği kimseleri, biz mi doyuracağız” dediler. Ey İnkârcılar! “Siz ancak açık bir sapıklık içerisindesiniz.”
İsmayıl Hakkı Baltacıoğlu
swap_vert close
Yine onlara: "Allah’ın size verdiği azıklardan siz de başkalarına verin" denilince inanmıyanlar inananlara derler: "Allah’ın dileyince doyurabileceklerini, biz mi doyuracağız?" Sizler ancak açıktan açığa sapkınlık içindesiniz.
İsmail Hakkı İzmirli
swap_vert close
Onlara, fakirler tarafından «— Allah/ın size verdiği rızktan sarfedin» denildiği zaman o kâfirler mü/minlere istihza ile «— Allah dileseydi zamınızca ta/am vereceği kimselere mi ta/am verelim?», «— Siz meşiyeti Bâri/ye muhalif hareket ettiğinizden ancak açık bir sapıklık içindesiniz» derlerdi.
İsmail Yakıt
swap_vert close
Onlara, “Allah’ın size verdiği rızıktan harcayınız [enfikû]” denildiği zaman, inkâr edenler inananlara, “Allah’ın dilediğinde doyurabileceği kişilere mi yedirelim? Siz ancak apaçık bir sapıklık içindesiniz” derler.
Kadri Çelik
swap_vert close
Ve onlara, “Size Allah'ın rızık olarak verdiklerinden infak edin” denildiği zaman da o küfre sapanlar, iman edenlere dediler ki: “Allah'ın, dilediği takdirde yedirip doyuracağı kişiyi acaba biz mi doyuracağız? Gerçekten siz, apaçık bir şaşkınlık içindesiniz.”
Mahmut Kısa
swap_vert close
Yine onlara, “Allah’ın size bahşettiği nîmetlerden bir kısmını yoksullar için harcayın!” denildiği zaman, hakîkati inkâr edenler, dünya hayatının baştan başa bir imtihândan ibaret olduğunu görmezlikten gelerek, inananlara şöyle itiraz ederler: “Allah’ın dileseydi doyurabileceği —fakat doyurmadığı— kimseleri biz mi doyuracağız? Allah fakir edecek, biz besleyeceğiz, öyle mi? Allah onlara vermemişken bize ne oluyor? Biz daha mı merhametli, daha mı adâletliyiz? Ey Müslümanlar, siz düpedüz yanlış bir yoldasınız!” derler.
Mahmut Özdemir
swap_vert close
Onlara: -“Allah’ın sizi rızıklandırdığı şeylerden infâk edin!” denildiği zaman inkâr etmiş olanlar, iman etmiş kimseler için dedi ki: -“Şayet Allah dilerse, doyurabildiği kimseyi doyurur muyuz? Siz ancak açık bir şaşkınlık içindesiniz”.
Mehmet Çakır
swap_vert close
" Allah'ın verdiklerinden bir kısmını hayra sarfedin " dendiğinde ise inkarcılar inananlara: " doyurmak mı!? Madem Allah istediğini doyuruyormuş buyursun doyursun, " herhalde siz, kafayı yediniz. "
Mehmet Çoban
swap_vert close
Allah’ın size verdiklerinden yoksullara, yetimlere, yolda kalmışlara, fakirlere verin denildiğinde şöyle derler: “Allah’ın dilediği zaman doyuracağı kimseleri biz mi doyuracağız? Siz gerçekten apaçık bir sapıklık içindesiniz. Onları doyurmuyoruz diye bizi tehdit mi ediyorsunuz?”
Mehmet Okuyan
swap_vert close
Onlara “Allah’ın size rızık olarak verdiklerinden [infak] edin (verin)” dendiğinde, kâfir olanlar iman edenlere “Allah’ın, dilemesi hâlinde doyuracağı kişileri biz mi doyuracakmışız! Siz sadece apaçık bir sapkınlık içindesiniz!” demişlerdi.
Mehmet Türk
swap_vert close
Ve o (kâfirlere): “Allah’ın size rızık olarak verdiklerinden Allah yolunda harcayın.” denilince o kâfirler, îman edenlere; “Allah’ın dilediği zaman doyurabileceği kimseleri, (şimdi) biz mi doyuracağız? Gerçekten siz, apaçık bir şaşkınlık içerisindesiniz” ¹ dediler.
1 Bu âyet; Mekke’de bir takım zındıkların, Müslümanlar sadaka için teşvik olunduklarında, “Allah, fakir edecek biz besleyeceğiz öyle mi?” demeleri üzerine indirilmiştir.  
Muhammed Esed
swap_vert close
Kendilerine, “Allah’ın size verdiği rızıktan başkaları için harcayın!” ²⁶ denildiğinde, hakikati inkara şartlanmış olanlar, inananlara, “Rabb[iniz] dileseydi [Kendisinin] besleyebileceği kimseleri biz mi besleyelim? Doğrusu siz açık bir yanılgı içindesiniz!” derler;
26 Enfeka fiili (lafzen, “harcadı”), Kur’an terminolojisinde, sebebi ne olursa olsun, başkaları adına, yahut başkasının iyiliği için harcama yapmayı ifade eder. Bu “başkası için harcama”nın ahlakî önemi Kur’an’da sıkça vurgulanmakta ve “arındırıcı yükümlülükler”i yahut, daha geniş anlamıyla, “karşılıksız yardımlar”ı ifade eden zekât kavramında somutlaşmış bulunmaktadır (bkz. 2:43, not 34).  
Mustafa Çavdar
swap_vert close
Yine onlara: – Allah’ın size verdiği nimetlerden açları ve muhtaçları doyurun denildiğinde, bu nankör kâfirler iman edenlere derler ki: – Dilediği takdirde Allah’ın doyurabileceği kimseleri biz mi doyuracağız? Öyleyse siz, açıkça saçmalıyorsunuz. 51/15.19, 76/7...11
Mustafa İslamoğlu
swap_vert close
Kendilerine “Allah’ın size verdiği servetten (Allah yoluna) cömertçe sarf edin”[³⁹⁵⁹] denildiğinde, inkârda ısrar edenler imanda sebat gösterenlere dediler ki: “Ne yani, Allah’ın isterse pekâlâ doyuracağı kimseyi biz mi doyuracakmışız? Şimdi siz açık bir şaşkınlık içinde değil de nesiniz!”
[3959] Muhtemelen infakın nüzul sürecinde geçtiği ilk yer. Nefeka kökü “elden çıktı, bitti” mânasına gelir. Lafzen “açığı kapatmak, eksiği gediği gidermek” anlamına gelen infak, yarar veren bir şeyi ona muhtaç olanlarla karşılıksız paylaşmaktır. Geçişli olması, “öteki” olmaksızın bu ibadetin gerçekleşmeyeceği anlamına gelir. Farz olanına zekât, nafile olanına sadaka, Ramazan’a has olanına fıtr, sırf maldan yapılanına hayr denir. İnfak ile nifak aynı köktendir. İnfak iki dünyalılığı, nifak iki yüzlülüğü ifade ettiği için kökleri aynıdır. Bununla beraber tek dünyası olanın iki yüzü olur. İşte bu yüzden bu ikisi kavramsal bir zıtlık içerirler ve Kur’an’da infak nifakın panzehiri olarak sunulur. Münafikun sûresi bunun en çarpıcı örneğidir (Bkz: Sûrenin girişi ve 9-11, ilgili notlar; infakla korunmak için bkz: 64:16-17, not 20-21). Kur’an’da sadece üç şey “Allah yoluna” (fî-sebilillah) isnat edilir: Cihad, infak, hicret.  
Orhan Kuntman
swap_vert close
(Nitekim ayetlerimizde) "Allah’ın rızık olarak verdiklerinden hayra harcayın" denildiğinde, kâfirler müminlere, "Allah’ın dilediği takdirde doyurabileceği kimseleri biz mi doyuracağız? Siz gerçekten apaçık bir sapıklık içindesiniz" derler.
Osman Fırat
swap_vert close
Onlara, "Allah’ın sizi rızıklandırdığı şeylerden Allah yolunda harcayın" denildiği zaman, inkâr edenler iman edenlere, "Allah dilemiş olsa kendilerini doyurabileceği kimselere biz mi yedireceğiz? Siz ancak apaçık bir sapıklık içindesiniz" derler.
Ömer Nasuhi Bilmen
swap_vert close
Ve onlara «Allah'ın sizi merzûk ettiği şeylerden infak ediniz» denildiği vakit kâfir olanlar, imân edenlere dediler ki: «Biz mi taam vereceğiz o kimseye ki, eğer Allah dilese idi ona taam verirdi. Siz başka değil, ancak apaçık bir sapıklık içindesiniz?»
Suat Yıldırım
swap_vert close
Onlara ne zaman: “Allah'ın size lütfettiğinden, siz de muhtaçlar için harcayın” denilse, kâfirler müminlere şöyle derler: “Size kalsa Allah'ın dilediği takdirde bol bol rızıklandıracağı kimseyi doyurmak bizim mi işimiz? Siz, böyle ne sapık düşünürsünüz! ”
Süleyman Ateş
swap_vert close
Onlara: "Allah'ın size verdiği rızıktan (Allah için) verin!" dendiği zaman, nankörler, inananlara: "Allah'ın dilediği takdirde yedireceği bir kimseye biz mi yedirelim? Doğrusu siz, apaçık bir sapıklık içindesiniz." derler.
Süleyman Tevfik
swap_vert close
Onlara, "Size Allâh'ın rızk iylediği şeylerden fukarâya infâk idiniz" dinildikde kâfirler mü'minlere: "Allâh murâd itse idi it'âm ideceği adamları biz mi it'âm idelim? Şübhesiz âşikâr dalâletdesiniz"
Süleymaniye Vakfı
swap_vert close
“Allah’ın verdiği rızıktan hayra harcayın” dense, görmezlikten gelenler, müminlere derler ki, “Onları biz mi doyuracağız; gerekli görseydi Allah doyururdu. Sizin hepiniz açık bir sapıklık içindesiniz.”
Şaban Piriş
swap_vert close
Kendilerine:-Allah'ın size verdiği rızıklardan infak edin, denildiği zaman; nankörlük edenler, iman edenlere;-Allah istese doyurabileceği kimseleri biz mi doyuracağız? Siz, ancak açık bir sapıklık içindesiniz, derler
Ümit Şimşek
swap_vert close
Kendilerine “Allah'ın sizi rızıklandırdığı şeylerden bağışta bulunun” dendiği zaman, inkâr edenler iman edenlere dediler ki: “Dilediği takdirde Allah'ın doyurabileceği kimseleri biz mi doyuralım? Siz iyice şaşırmışsınız!”
Yaşar Nuri Öztürk
swap_vert close
Onlara, "Allah'ın size lütfettiği rızıklardan dağıtın!" dendiğinde, nankörlüğe sapanlar, iman edenlere şöyle derler: "Allah'ın, dilediği takdirde yedirip doyuracağı kişiyi biz mi doyuracağız? Siz açık bir sapıklık içindesiniz, hepsi bu."
Eski Anadolu Türkçesi
swap_vert close
daħı ķaçan kim eyidildi anlara “nafaķa eyleñ andan kim rūzį virdi size Tañrı” eyitti anlar kim kāfir oldılar anlara kim įmān getür diler “iy yidürelüm mi aña kim eger dilese-di Tañrı yidüre-di? degülsiz illā azġunlıķda bellü.”
Satıraltı Meal (1534)
swap_vert close
Ve ḳaçan anlara eyidilse ḫarc eyleñüz, ṣadaḳa virüñüz Tañrı Ta‘ālā sizevirdügi rızḳdan. Eydür kāfir olanlar īmān getürenlere: Biz yidürelik mi olkimseye ki Tañrı Ta‘ālā dilese‐y‐di aña yidürürdi. Siz degülsiz, illā bellüazġunluḳ içinde.
Bunyadov-Memmedeliyev
swap_vert close
Onlara: “Allahın sizə verdiyi ruzidən (ehtiyacı olanlara) sərf edin!” – deyildiyi zaman, kafirlər mö’minlərə: “Allahın istədiyi təqdirdə özü yedirə biləcəyi kimsəni bizmi yedirdəcəyik?!” – deyərlər. Siz (bu e’tiqadınızla) sadəcə olaraq (haqq yoldan) açıq-aşkar azmısınız.
M. Pickthall (English)
swap_vert close
And when it is said unto them: Spend of that wherewith Allah hath provided you. those who disbelieve say unto those who believe: Shall we feed those whom Allah, if He willed, would feed? Ye are in naught else than error manifest.
Yusuf Ali (English)
swap_vert close
And when they are told, "Spend ye of (the bounties)(3994) with which Allah has provided you," the Unbelievers say to those who believe: "Shall we then feed those whom, if Allah had so willed,(3995) He would have fed, (Himself)?- Ye are in nothing but manifest error."
3994 To selfish men, the good may make an appeal, and say: "Look Allah has given you wealth, or influence, or knowledge, or talent. Why not spend some of it in charity, i.e., for the good of your fellow-creatures?" But the selfish only think of themselves and laugh such teaching to scorn. 3995 They are too full of themselves to have a corner in their hearts for others. "If," they say, "Allah gave them nothing, why should we?" There is arrogance in this as well as blasphemy: arrogance in thinking that they are favoured because of their merits, and blasphemy in laying the blame of other people's misfortunes on Allah. They further try to turn the tables on the Believers by pretending that the Believers are entirely on the wrong track. They forget that all men are on probation and trial: they hold their gifts on trust; those apparently less favoured, in that they have fewer of this world's goods, may be really more fortunate, because they are learning patience, self-reliance, and the true value of things ephemeral which is apt to be very much exaggerated in men's eyes.  
Muhammed Hüseyin (R.A.)
play_arrow bookmark save_alt more_vert
  • content_copyÂyeti Kopyala
  • linkLinki Kopyala
  • photo_cameraGörüntü Oluştur
  • videocamVideo Oluştur
وَاِذَا
ve o za-man ki
ق۪يلَ
denildi
لَهُمْ
onlara
اَنْفِقُوا
infak edin
مِمَّا
o şeyler-den ki
رَزَقَكُمُ
sizi rızık-landırdı
اللّٰهُۙ
Allah
قَالَ
dedi
الَّذ۪ينَ
o kimse-ler ki
كَفَرُوا
kâfir oldular
لِلَّذ۪ينَ
o kimse-lere ki
اٰمَنُٓوا
iman ettiler
اَنُطْعِمُ
doyuracak mıyız
مَنْ
o kim-seyi ki
لَوْ
eğer
يَشَٓاءُ
dileseydi
اللّٰهُ
Allah
اَطْعَمَهُۗق
onu doyu-rurdu
اِنْ اَنْتُمْ
siz değilsiniz
اِلَّا
an- cak
ف۪ي ضَلَالٍ
bir dalâlet içinde
مُب۪ينٍ
apaçık
Bir de onlara, "Allah'ın size rızık olarak verdiklerinden (Allah yolunda) infak edin!" denildiği zaman kâfirler iman edenlere derler ki: "Allah'ın dilediği takdirde doyuracağı kimseyi biz mi doyuracağız? Siz ancak apaçık bir dalâlet içindesiniz."
اِذَا
İsim
اِذَا
O zaman ki, ne zaman ki, o takdirde
قَالَ
Fiil-I
ق و ل
Dedi, buyurdu, söyledi
لَهُمْ
Zamir
لَهُمْ
Onlar için, onlara, onların
اَنْفَقَ
Fiil-IV
ن ف ق
İnfak etti, harcadı, nafaka verdi
مِن
Harf-i cer
مِن
-den, -dan
رَزَقَ
Fiil-I
ر ز ق
Rızıklandırdı, rızık verdi, yedirdi
اَللَّه
Özel isim
ا ل ه
Allah
قَالَ
Fiil-I
ق و ل
Dedi, buyurdu, söyledi
الَّذ۪ي
İsim
الَّذ۪ي
O kimse ki, o şey ki, o zat ki, o ki
كَفَرَ
Fiil-I
ك ف ر
Kâfir oldu, inkâr etti, nankör oldu, küfretti, karşılıksız bıraktı
الَّذ۪ي
İsim
الَّذ۪ي
O kimse ki, o şey ki, o zat ki, o ki
ءَامَنَ
Fiil-IV
ا م ن
İman etti, inandı, emin kıldı
اَطْعَمَ
Fiil-IV
ط ع م
Yedirdi, doyurdu
مَن
Şart edatı
مَن
Kim, kimdir, kimse
لَو
Masdar harfi
لَو
Olsa, şayet, keşke
شَاءَ
Fiil-I
ش ي ا
Diledi, istedi
اَللَّه
Özel isim
ا ل ه
Allah
اَطْعَمَ
Fiil-IV
ط ع م
Yedirdi, doyurdu
اِن
Edat
اِن
Eğer,  -se, -sa
اَنْتُمْ
Zamir
اَنْتُمْ
Siz
اِلَّا
Edat
اِلَّا
Ancak, sadece, başka, hariç, dışında, yalnız
فِى
Bulunma hâl eki
فِى
İçinde, -de, -da
ضَلَال
İsim
ض ل ل
Dalâlet, sapma, şaşkınlık, boşa çıkma, boşa gitme
مُبِين
Etken fiil-IV
ب ي ن
Mubîn (Allah'ın esması, ismidir. Apaçık hakk olan demektir), apaçık, Mübin, açıklayıcı, açıklayan