ne güneş aya kavuşup çarpabilir ne de gece gündüzü örtebilir: zira hepsi[³⁹⁵¹] bir yörüngede[³⁹⁵²] hareket edip dururlar.[³⁹⁵³]
[3951] Hepsi: Burada sözü edilen güneş, ay ve âyette “gece gündüz” olarak geçen dünya.
[3952] “Yuvarlak cisim, daire” anlamına gelen felek, “gezegenlerin yörüngesi” için kullanılmaktadır. Gemilerin seyr u sefer rotasına benzediği için “gemi” mânasına gelen fulkten türetilmiştir (Râğıb).
[3953] Yesbahûn, akıllılar için kullanılan bir cemi kalıbıdır. Aynı zamanda bu cisimler hareketlerinin faili olarak zikredilmiştir. İbn Sina, buradan yola çıkarak onları canlı ve akıllı sayar. Çok daha vahimi, İbn Sina, “namazın mahiyetini keşf” ile ilgili eserinde, tevhid akidesiyle taban tabana zıt şeyler söyler. Ona göre zahiri namaz, faal aklı ile dünyamızı yöneten Ay feleğine yalvarmak, niyaz etmek, beşer dili ile ondan yardım istemekten ibarettir. “Çünkü” der; “Ay feleği, varlığın terbiyecisi ve yaratılmışların yöneticisidir.” Ona göre, namaz kılan kimse, bu dünyanın âfetlerinden korunmak için “ay feleğine” sığınmalıdır. Dahası namaz kılan kişi, aklını “faal akıl” adı verilen Cebrail’in temsil ettiği Ay feleğine kulluk (taabbud) etmelidir.” (el-Keşf ‘an Mâhiyyeti’s-Salât, Câmi’u’l-Bedâi’ içinde, 1. bs., D. K. İlmiyye, Beyrut - 1425/2004, s. 16) Bu ibretlik ifadelerin bir benzerini, İbn Sina’yı tekfir eden Gazzali’nin Mişkât’ın da da görüyoruz. Sorun kıymete kanaat etmeme sorunudur. Vahyin akide için çizdiği sınırlarda durmayıp, spekülatif ve zanni bilgi ile akait oluşturma sorunudur. “Ğayb” ve “şehadet” gibi iki ayak üzerinde duran Kur’an bilgi sisteminin (59:22) “ğayb” adıyla kodladığı imanın konusu olan alan, zanni ve spekülatif bilgiye açılınca, işin gelip duracağı vahim yer burasıdır.