Onlar için ister mağfiret dile (şefaat et, bağaşlanma talebinde bulun), ister onlar için mağfiret dileme (hiç fark etmez)! Eğer onlar için yetmiş defa istiğfâr (şefaat) etsen de (onlar tövbe edip ikiyüzlülükten vazgeçmedikçe) Allah onları bağışlamayacaktır! Bu, şüphesiz onların, Allah’ı ve Resulünü inkâr etmiş olmaları sebebiyledir. Oysa Allah, (inkârlarındaki ısrarları yüzünden doğru yoldan çıkan) fasıklar topluluğunu hidayete iletmez.*
(*) Hz. Peygamber münafıkların bağışlanması için yetmiş defa yalvarsa da Allah’ın onları bağışlamayacağının bildirilmesi değişik biçimlerde yorumlanmıştır. Hâkim kanaate göre belirtilen sayı çokluktan kinaye olup bununla, Resûlullah ne kadar dua ederse etsin, artık âyette işaret edilen münafıklar için bağışlanma ümidi taşımaması istenmektedir (Zemahşerî, II, 164-165; Şevkânî, II,441). Münafıklardan Hz. Peygambere gelip özür dileyenler için onun Allah’a yalvarması, onların samimi olabilecekleri ihtimaline dayanıyordu. Âyet ise onların dürüst ve samimi davranmadıklarını haber vermiş olmaktadır. Not: Hz. Peygamberin dua ve istiğfarı/onlar için dünyada şefaatidir. Yani istiğfar/ şefaat yeri dünya hayatıdır, ahiret değil. Ama dünyadaki bu şefaat izni de muvahhid kimseler içindir, muvahhid olmayanlara, burada olduğu gibi yüce Allah, Resulüne bile istiğfar/şefaat/ izni vermemiştir. Ayrıca Hz. Peygamberin kendi akrabaları için bile şefaat etmesi söz konusu değilken, müminler peygamber şefaatine sığınarak hangi cüretle günah işleyebiliyorlar? Bu şefaat beklentilerini hangi ayete dayandırıyorlar? Hz. İbrahim kendi babasına şefaat edemedi (Mümtehine 60/4), Hz. Nuh kendi oğlunu kurtaramadı (Hud 11/45-46). Çünkü “o gün kimseden şefaat kabul edilmeyecek, kimseden fidye alınmayacak ve kimseye yardım edilmeyecektir. (Bakara 2/48). İşte bu ayetten de net ve kesin olarak anlaşılıyor ki ahirette (melekler ve peygamberler dâhil) hiçbir kimseden şefaat kabul edilmez. Yani o gün birilerinin şefaati yoktur. Bu nedenle ahiretteki şefaat inancı bu vb. ayetlere aykırıdır. Ayrıca bu örneklerden anlaşılıyor ki, geleneksel inanışın akisne bir şefaat/dua ve istiğfar yapılacaksa, o da ahirette değil, dünyadadır. Çünkü ahirette bir kimsenin ne duası ne de istiğfarı kabul edilir. Yani yüce Allah’ın izne bağladığı şefaat, dünyada yapılan dua ve istiğfardan ibarettir. Örneğin: Hz. İbrahim kendi babası için istiğfarda/şefaatte bulunmuş, ama yüce Allah reddetmiştir, Hz. Nuh kendi oğlunun kurtuluşu için şefaatte bulunmuş, ama yüce Allah reddetmiştir. Hz. Peygamber bazı münafıklara istiğfarda/şefaatte bulunmak istemiş ama yüce Allah reddetmiştir. Çünkü bunlar muvahhid kimseler değildi. Bu nedenle dünyada iken ancak muvahhid kimseler için dua ve istiğfarda/şefaatte/ bulunulabilir. Yani şefaat, dünyade iken gerek peygamberlerin ve gerekse müminlerin birbirlerine yaptıkları dua ve istiğfarlarından ibarettir. İşte izne bağlanan şefaat budur, yani dünyada yapılan dua ve istiğfarlardır, ahirette ise böyle bir imkân da yoktur. Çünkü o gün hesap günüdür, iman, ibadet, dua ve istiğfar etme günü değildir. O gün ne iman etmenin ne ameli salihte bulunmanın ne de dua ve istiğfarda/şefaatte bulunmanın bir faydası vardır! İşte bunun şiari şöyledir. ( (الشفاعة في الدنيا وحصادها في الاخرة ‘’Şefaat dünyadadır, hasadı/elde edilecek ürünü/ ise ahirettedir. (الله اعلم)