Fakat Allah lütfundan onlara (mal) verince, sözlerinden dönerek cimrilik ettiler.¹
1 Bu âyet; Sa’lebe b. Hâtıb hakkında nâzil olmuştur. Sa’lebe, Peygamberimizin huzuruna gelir ve: “Ey Allah’ın Rasûlü, Allah’a duâ et de bana biraz mal versin!” der. Peygamberimiz de: “Ey Sa’lebe, şükrünü yerine getirdiğin az mal, şükrünü yapamayacağın çok maldan daha hayırlıdır.” der. Sa’lebe tekrar: “Seni hak ile gönderen Allah’a yemin ederim ki, bana bir mal verirse mutlaka şükrünü yerine getirir ve zekâtını veririm” der. Rasûlullah duâ eder, davarları bir sürü olur ve Medîne’ye sığmaz. Önce cemaat namazlarına, sonra da Cuma namazına dahi gelmez olur. Rasulullah (s.a.v) onu sorunca. “Malı çoğaldı, vadiye sığmaz oldu.” denilir. Bunun üzerine Rasulullah (s.a.v): “Eyvah, yazıklar oldu Sa’lebe’ye” buyurur. Hattâ Sa’lebe, Efendimizin gönderdiği zekât memurlarına, zekâtı vermek istemez ve: “Bu cizye de neyin nesi oluyor? Bu istediğiniz şey cizyenin kendisi değilse bile kardeşidir. Hele siz şimdi gidin de ben bir düşüneyim” der. Daha sonra Sa’lebe zekâtını getirir, fakat Peygamber (a.s): “Allah beni senin sadakanı kabul etmekten men etti.” buyurur. Sa’lebe Peygamberimizin vefatından sonra Hz. Ebû Bekir, Ömer ve Osman’a da zekâtını getirir fakat onlar da kabul etmezler. (Vâhidî)