Münafıklar[dan bazıları], kendilerine karşı [bir delil olmak üzere], kalplerinde gizleyip durdukları [gerçek] niyeti açığa vuracak [yeni] bir surenin indirilmesinden tasalanıyorlar. ⁸⁹ De ki: “Siz alay ededurun bakalım! Nasıl olsa Allah, tasalandığınız asıl şeyi ⁹⁰ er geç açığa vuracak!”
89 Bu ifade belli bir münafık tipini îma ediyor: yani, Allah’ın birliği ve/veya Muhammed (s)’in peygamber olduğu konusunda tam bir iman ve itminan taşımadığı için bu konuları bir kenara bırakıp dünyevî çıkar kaygısıyla inananlardan biriymiş gibi görünmeyi seçen şüpheci ve kararsız tipi (Menâr X, 610.) (Bütün münafıkların, açıkçası bu tipe uyması düşünülemeyeceğine göre, ayetin başında bizim “[bazıları]” sözcüğüyle yaptığımız ilave böylece doğrulanmış görünüyor.) Burada işaret edilen karışık ya da kararsız zihnî tutum, bu tutumu taşıyan kişinin yalnızca toplumsal çevreye karşı gösterdiği ikiyüzlülüğü değil, ister istemez kendine karşı oynamak zorunda kaldığı ikiyüzlü rolü de îma etmektedir: bu durum, böyle kişilerin, “kalplerinde olup biteni bütün gerçeğiyle” görmek ya da kabul etmek konusunda duydukları “isteksizlik” ya da ayette kullanılan deyimle, “tasa” şeklinde kendini gösterir (karş. 56-57. ayetler ve yukarıda ilgili 80. not). Tabii, bu marazî duyguların yanına bir de bu zihinsel karışıklık ya da kararsızlığın, aslında sadece manevî yükümlülüklerden kaçma arzusunu gizleyen bir örtü olduğunu belli belirsiz farkediyor olmanın verdiği ruhsal sıkıntıyı da eklemek gerekir (karş. 2:9 -“Allah’ı ve imana erişenleri aldattıklarını sanıyorlar oysa onlar ancak kendi kendilerini aldatıyorlar”).90 Yani, içlerindeki gerçeği, kalplerinde sakladıkları şeyi. “Alay” suçlaması, Hz. Peygamber için yaptıkları uygunsuz yakıştırmayla ilgilidir: “O her söze kulak veriyor” (bkz. 61. sure ve yukarıda 86. not).