Yoksa onlar bilmiyorlar mı ki: Süphesiz (kendisine hakkıyla İslam tebliğ edildiği hâlde her) kim Allah’a (onun koyduğu sınırlara, insanlığın huzur, mutluluk ve hidayeti için gönderdiği hüküm ve mesjalara) ve (bunların tebliğini yapan) elçisi’ne karşı koyarsa, elbette ona, içinde (Allah’ın dilediği vakte kadar) kalmak üzere cehennem ateşi vardır; en büyük onursuzluk da budur. *
(*) Allah’a ve elçisine karşı koymaya kalkmak, Alla’ın hayata müdahalesine karşı çıkmaktır, tebliğ yapan elçisinin elçiliğini ve vahiy yoluyla alıp tebliğ ettiklerini reddetmektir, her konuda Allah’ın söz sahibi olamayacağını söylemektir, Kur’an’ın sadece bedevi bir Arap toplumuna geldiğini ve Hz. Muhammed’in getirdiği kural ve ilkeler çağın çok gerilerde kaldığını iddia etmektir, din ve dünya işlerini birbirinden ayırmaktır, her yönüyle İnsanlığın bütün sosyal hayatını tanzim eden islam dinini vicdanlara hapsetmektir, İslam dininin ilke ve prensiplerinin tümünü veya bir kısmını reddetmektir, İnsanlığın hidayet ve hayat rehberi olan Kur’an’la değil, hadis adı altında uydurma rivayetlerle, Kur’an dışı tefsir ve içtihatlarla amel etmektir. Kısacası indirilen Kur’an’ı dine göre değil, uydurulmuş dine göre yaşamaktır.