close
close
Kelimenin Kök Hâli ve Türevleri
close

Tevbe Sûresi 60. Ayet Meali

Türkçe Transcript
swap_vert close
İnnemâ-ssadekâtu lilfukarâ-i velmesâkîni vel’âmilîne ‘aleyhâ velmu-ellefeti kulûbuhum vefî-rrikâbi velġârimîne vefî sebîli(A)llâhi vebni-ssebîl(i)(s) ferîdaten mina(A)llâh(i)(k) va(A)llâhu ‘alîmun hakîm(un)
Abdulbaki Gölpınarlı
swap_vert close
Söz budur ancak; sadakalar, yoksulların, hiçbir şeyi bulunmayanların, o malı toplayıp devşirmeye memur olanların, gönülleri Müslümanlıkla uzlaştırılmak istenen kişilerin, kölelerle tutsakların, borçluların, Allah yolunda savaşanların ve yolda kalmışların hakkıdır, Allah'ın hükmüdür bu ve Allah her şeyi bilir, hüküm ve hikmet sahibidir.
Zekâta aittir. Zekât verilenlerden "gönülleri Müslümanlıkla uzlaştırılmak istenen kişiler" bâzılarına göre Hz. Muhammed (s.a.a)'in zamanından sonra yoktur ve bu kısım kalkmıştır. Ebu-Hanife bu reyi kabul eder. Bazılarına göreyse bunlar, her zaman vardır. Şafii, bu reyi seçmiştir. "Zekat toplayanlar" da bugün yoktur, çünkü zekat, artık devlet müessesesi olmaktan çıkmıştır.  
Abdullah-Ahmet Akgül
swap_vert close
Sadakalar (zekât ve devlet vergisi harcamaları), -Allah’tan bir farz olarak- sadece: (Zaruri ihtiyaçlarını karşılayamayan) Fakirler, (iş bulamayan ve engelleri sebebiyle çalışma yeteneği bulunmayan) düşkünler, (ortak bütçeden verilmek üzere kamu hizmeti) işinde görevli kimseler, (örtülü ödenek bütçesinden) kalpleri (İslamiyet’e ve devlete) ısındırılmak istenenler, köleler (hapisten ve esaretten kurtulmak isteyenler), borcunu ödeyemeyenler, Allah yolunda (cihad edenler, savunma giderleri) ve yolculukta (muhtaç düşmüşler) içindir. Allah (her şeyi hakkıyla) Bilendir, Hüküm ve Hikmet sahibidir.
Abdullah Parlıyan
swap_vert close
Devlet gelirlerinden olan zekatlar, Allah'tan bir farz olarak ancak fakirlere, düşkünlere, zekat toplamakla görevli memurlara, kalpleri İslâm'a ısındırılmak istenen kimselere boyunduruklarından kurtarılacak tüm insanlara, borçlarını ödeyemeyecek durumda olup, borca batmış kimselere, Allah uğruna girişilebilecek her türlü çabayı sarfedenlere ve yolda kalmış kimseler içindir. Allah herşeyi en iyi bilen ve herşeyi yerli yerince yapandır.
Ahmet Tekin
swap_vert close
İmanda sadakatin ve kemalin ifadesi olan sadakalar, vicdanınızı, servetinizi, sosyal bünyenizi arındıran, berekete vesile olan zekâtlar, hazine gelirleri, ancak fakirler, çevresi, çaresi olmayan yoksullar, göçmenler, devlet memurları, müellefe-i kulûp-gönülleri, düşünceleri İslâm'a ısındırılacak olanlar-örtülü ödenekler,kölelikten kurtulma sözleşmesi yapanların borçlarını ödemek-borçtan dolayı mahkum olanları mahkûmiyetten kurtarmak, borçlular, Allah yolunda, İslâm uğrunda cihad edenler, faaliyet gösterenler, eğitim, tebliğ, sağlık ve askerî giderler, yolda kalan muhtaç yolcular, yol güvenliği ve yolcu sağlığı için kullanılır. Bu Allah tarafından farz kılınmıştır. Allah her şeyi bilir, hikmet sahibi ve hükümrandır.
bk. Kur’an-ı Kerim, 2/177, 215.  
Ahmet Varol
swap_vert close
Sadakalar (zekatlar) Allah tarafından bir farz olarak, yoksullara, düşkünlere, onların toplanmasında çalışanlara, gönülleri İslam'a ısındırılacak olanlara, kölelere, borçlulara, Allah yolunda olanlara ve yolda kalanlaradır. Allah alimdir, hakimdir.
Ali Bulaç
swap_vert close
Sadakalar, -Allah'tan bir farz olarakyalnızca fakirler, düşkünler, (zekat) işinde görevli olanlar, kalbleri ısındırılacaklar, köleler, borçlular, Allah yolunda (olanlar) ve yolda kalmış(lar) içindir. Allah bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.
Ali Fikri Yavuz
swap_vert close
Sadakalar (zekâtlar), Allah tarafından bir farz olarak ancak şunlar içindir: Fakirler, miskinler, zekât toplayıcıları, kalbleri müslümanlığa ısındırılmak istenenler, mükâteb köleler, borçlular, Allah yolundaki gaziler ve yolda kalmışlar. Allah Alîm'dir, Hakîm'dir.
Bahaeddin Sağlam
swap_vert close
Zekât ancak; fakirlerin, miskinlerin, onda çalışan memurların, kalpleri (İslam’a) ısındırılacakların, (azad edilecek) kölelerin, borçluların, cihad edenlerin ve yolda kalanlarındır. Bu, Allah’tan bir tayin ve taksimdir. Şüphesiz Allah, her şeyi bilen ve her şeyi yerli yerinde yapandır.
Bayraktar Bayraklı
swap_vert close
Sadakalar/zekâtlar Allah'tan bir farz olarak ancak, yoksullara, düşkünlere, zekât memurlarına, gönülleri ısındırılmış olanlara, kölelere, borçlulara, Allah yolunda çalışıp cihad edenlere, yolda kalana/toplumun bitirilemeyen işlerine aittir. Allah hakkıyla bilen, işini yerli yerince yapandır.[176]
[176] Zekât verilecek kişiler hakkında geniş bilgi için bk. Bayraklı, KUR’ÂN TEFSÎRİ, VIII, 242-248.  
Besim Atalay
swap_vert close
Sadakalar ancak Allahın katından kesin olarak, yoksulların, miskinlerin, bu yolda çalışmış bulunanların, gönülleri alınacak olanların, salınacak kölelerin, borcu olanların, hak yolunda bulunanların, yolda kalmış kimselerindir; Allah bilicidir, Allah bilgedir
Cemal Külünkoğlu
swap_vert close
Zekâtlar yalnızca yoksullara, düşkünlere, zekât toplamakla görevli memurlara, kalpleri (İslam'a) ısındırılmak istenenlere, sözleşmeli (azad edilecek) köle ve esirlere, (borcunu vermeyecek kadar fakir düşen) borçlulara, Allah yolunda çalışanlara ve yolda kalmış kimselere verilir. Bu paylaştırma sırası Allah tarafından belirlenmiştir. Allah her şeyi hakkıyla bilendir, tam hüküm ve hikmet sahibidir.
Bkz. 2/177, 215Ayette geçen sekiz kategori, zekâtın verilebileceği bütün alanları göstermektedir. Zekât ya da sadaka zenginlerin sekiz kategoride yer alan kesimlere bir ihsanı değil, zenginlerin malının üzerinde hakkı olan ihtiyaç sahiplerinin payıdır.Bu kategoride bulunanlar: Temel ihtiyaçlarını gideremeyecek kadar yoksul olanlar, hiç çalışamayacak durumdaki özürlü, hasta, yaşlı, yatalak ve benzeri durumda olanlar, zekât toplamakla memur olup ihtiyaçları topladıkları zekâtlardan karşılananlar, kalpleri İslâm’a ısındırılmak istenen ve Müslüman olmaya meyilli kişiler, başkalarının boyunduruğu altında ezilen işçi, hizmetçi, esir ve köleler, borcunu ödeyemeyecek kadar sıkıntıya düşmüş ve acil paraya ihtiyacı olanlar, Allah’ın dinine hizmet için yola çıkmış ama ihtiyaçlarını karşılamakta zorlananlar, evinden, yurdundan uzak, memleketine dönemeyecek şekilde yolda kalmış kimselerdir.  
Cemil Said
swap_vert close
Sadakalar dilencilik itmeyen fukarâ ve miskinler ve zekât tahsîline sa’y iden ’âmiller ve kalblerinde îmânı henüz za’îf olanlar ve kendilerini satun alub âzâd olmak isteyen esirler ve gâzîleri techîz idenler ve sefere ’azîmetle malından dûr kalanlar içündir. Bu Allâh’ın mecbûriyyu’l itâ’a emridir Allâh ’alîm ve hakîmdir.
Diyanet İşleri (Eski)
swap_vert close
Zekatlar; Allah'tan bir farz olarak yoksullara, düşkünlere, onu toplayan memurlara, kalbleri Müslümanlığa ısındırılacaklara verilir; kölelerin, borçluların, Allah yolunda olanların ve yolda kalanların uğrunda sarfedilir. Allah bilendir, hakimdir.
Diyanet İşleri (Yeni)
swap_vert close
Sadakalar (zekâtlar), Allah’tan bir farz olarak ancak fakirler, düşkünler, zekât toplayan memurlar, kalpleri İslâm’a ısındırılacak olanlarla (özgürlüğüne kavuşturulacak) köleler, borçlular, Allah yolunda cihad edenler ve yolda kalmış yolcular içindir. Allah, hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.
Kur'an Yolu (Diyanet İşleri)
swap_vert close
Sadakalar (zekât gelirleri) ancak şunlar içindir: Yoksullar, düşkünler, sadakaların toplanmasında görevli olanlar, kalpleri kazanılacak olanlar, âzat edilecek köleler, borçlular, Allah yolunda (çalışanlar) ve yolda kalmışlar. İşte Allah’ın kesin buyruğu budur. Allah bilmekte ve hikmetle yönetmektedir.
Diyanet Vakfı
swap_vert close
Sadakalar (zekâtlar) Allah'tan bir farz olarak ancak, yoksullara, düşkünlere, (zekât toplayan) memurlara, gönülleri (İslâm'a) ısındırılacak olanlara, (hürriyetlerini satın almaya çalışan) kölelere, borçlulara, Allah yolunda olana, yolda kalana mahsustur. Allah pek iyi bilendir, hikmet sahibidir.
Edip Yüksel
swap_vert close
Sadakalar, ALLAH'tan bir yükümlülük olarak, yoksullara, düşkünlere, bu konuda çalışan görevlilere, sempatizanlara, kölelerin özgürlüğü için, borçlulara, ALLAH yoluna ve yolda kalmışlara verilmeli. ALLAH Bilendir, Bilgedir.
Elmalılı Hamdi Yazır
swap_vert close
Sadakalar ancak şunlar içindir: Fakirler, yoksullar, o işte çalışan görevliler, müellefei kulûb (kalbleri İslâm'a ısındırılacaklar), köleler, borçlular, Allah yolundakiler, yolda kalmışlar. Allah tarafından böyle farz kılındı. Allah her şeyi bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.
Elmalılı Meali (Orijinal)
swap_vert close
Sadakalar ancak şunlar içindir: fukara, mesâkîn, onun üzerine me'mur olanlar, müellefetülkulûb, rakabeler hakkında borçlular, Allah yolundakiler, yolda kalmışlar, Allah tarafından kat'î olarak böyle farz buyuruldu, ve Allah alîmdir, hakîmdir
Emrah Demiryent
swap_vert close
Sadakalar (zekâtlar), Allah’tan bir farz olarak ancak fakirler, düşkünler, zekât toplayan memurlar, *müellefe-i kulûb (ehl-i küfürden olup da kalpleri İslâm’a ısındırılacak olanlar), (özgürlüğüne kavuşturulacak) köleler, borçlular, Allah yolunda cihat edenler ve yolda kalmış yolcular içindir. Allah her şeyi hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.
* “Müellefe-i kulûb (ehl-i küfürden olup da kalpleri İslâm’a ısındırılacak olanlar)”; Hz. Ebû Bekir’in [radıyallahu anh] hilafeti zamanında icmâ ile zekât sınıfından düşürülmüştür.  
Erhan Aktaş
swap_vert close
Sadakalar¹, Allah'tan bir farz olarak; ancak yoksullara, düşkünlere, bununla ilgili görevlilere², kalpleri kazanılacak kimselere³, rikâb olanlara⁴, borçlulara, Allah yoluna ve yol oğluna5 aittir. Allah, Her Şeyi Bilen'dir, En İyi Hüküm Veren'dir.
1. Hak gözetirlik; sahip olunan malda başkasının hakkını gözetmek. Yardım etmek. Sadaka, kişinin sahip olduğu mal üzerinde, başkalarına ait olan haklardır. Maldan çıkarılan, verilen şey demektir. 2. Sadaka işi ile görevlendirilmişlere. 3. Gönülleri İslam'dan yana olduğu halde ekonomik sıkıntılar nedeniyle çıkmazda olanlara. 4. Boyunduruk altında bulunan kimseye, özgürlüğüne kavuşmasını sağlamak için yardım etmek. Rekâbe, boyun demektir; boyunduruk altında bulunan kimseler için de kullanılan bir sözcüktür. Sözcük olarak; gözetlenmek, gözetlemek, korumak, korunmak anlamlarına gelmektedir. 5. “İbnu's-sebili,” “yol oğlu” demektir. Bu bir deyimdir. Bu deyime, “yolda kalanlar” olarak anlam verilmesi doğru değildir. Zira sebil, üzerinde yürünen/gidilen “yol” demek değildir. Sebil, “iki şey, iki yol arasından birini seçmek anlamında “tercih edilen yol” demektir. Yani, Hakk veya Batıl yoldan “birinin tercih edilmesi” anlamına gelmektedir. Bu nedenle doğru anlam, “yolda kalanlar” değil, bütün zamanını “Allah yolunda” çalışmaya ayırmış ve bundan dolayı yardıma muhtaç olmuş olanlar anlamıdır. Diğer bir anlam da yaptığı şey imkânsızlık nedeni ile yarım kalan kimselerdir.  
Hasan Basri Çantay
swap_vert close
Sadakalar, Allahdan bir farz olarak, ancak fakirlere, miskinlere, (sadakaların) üzerine me'mur olanlara, kalbleri (müslümanlığa) alışdırılmak istenenlere, kölelere, esirlere, (borcundan fazla nisaabı olmayan) borçlulara, Allah yolunda (harcamıya) ve yol oğluna (ya'ni memleketinde zengin bile olsa meşru' bir maksadla seyr-ü sefer ederken muhtâc kalmış olan yolculara) mahsusdur. Allah hakkıyle bilendir, tam hüküm ve hikmet saahibidir.
Hayrat Neşriyat
swap_vert close
Sadakalar (zekâtlar), Allah'dan bir farz olarak ancak, fakirlere, yoksullara, (zekâtı toplamak için me'mur kılınmakla) onun üzerine çalışanlara, kalbleri (İslâm'a) ısındırılacak olanlara, (âzâd edilmek üzere efendisiyle belli bir bedel karşılığında anlaşmış olan) kölelere, borçlulara, Allah yolunda olanlara ve yolda kalmışlara mahsustur.(1) Ve Allah, Alîm(menfaatinize olanı hakkıyla bilen)dir, Hakîm (en doğru hükmü veren)dir.
(1)“Havâs (yüksek tabaka) kısmı avâmdan (aşağı tabakadan), zengin kısmı fukarâdan(fakirlerden) hatt-ı muvâsalayı (kavuşma çizgisini) kesecek derecede uzaklaşmamaları lâzımdır. Bu tabakalar arasında muvâsalayı te’mîn eden, zekât ve muâvenettir (yardımlaşmadır). Hâlbuki vücûb-ı zekât ile hurmet-i ribâya (zekâtın farz, fâizin haramlığına) mürâat etmediklerinden (uymadıklarından), tabakalar arası gittikçe gerginleşir, hatt-ı muvâsala kesilir, sıla-i rahim (akrabâlar arasındaki irtibat)kalmaz. Bu yüzdendir ki, aşağı tabakadan yukarı tabakaya ihtiram (hürmet), itâat, muhabbet yerine ihtilâl sadâları (sesleri), hased (kıskançlık) bağırtıları, kin ve nefret vâveylâları (çığlıkları) yükselir. Kezâlik(bunun gibi) yüksek tabakadan aşağı tabakaya merhamet, ihsan, taltif (iltifât etmek) yerine zulüm ateşleri, tahakkümler (baskılar), şimşek gibi tahkīrler (hakāretler) yağıyor.” (İşârâtü’l-İ‘câz, 41)  
İhsan Aktaş
swap_vert close
Sadakalar (zekât vb. gelirler; devlet vergisi harcamaları), Allah’tan (zorunlu) bir farz olarak yalnızca fakirler, düşkünler (muhtaçlar, iş bulamayan işsizler, amme hizmeti işinde) görevli kimseler, (örtülü ödenek bütçesinden) gönülleri kazanılacak olanlar, boyunduruklarından (herhangi bir nedenle özgürlüğü elinden alınan, köle konumunda bulunan veya hapis, iflas, haciz, işsizlik ve yoksulluk gibi benzeri durumlarda olup da, bundan) kurtulmak isteyenler, (meşru yöntem ve amaçlarla) borçlanmış (olup elinde olmayan sebeplerle sıkıntıya düştüğü için, paraya ihtiyacı) olanlar, Allah uğruna her türlü çabayı sarfedenler ve yolculukta (muhtaç düşmüş) olanlar içindir. Ve Allah (her şeyi hakkıyla) bilendir, doğru hüküm verendir.*
(*) Eğer 14 asır önce Hz. peygamber ve dört hulefâ-i raşidin döneminde olduğu gibi bugün de zekât olması gerektiği gibi kurumlaştırılabilse İslam ülkesinde ’asgari insani hayat’ düzeyinin altında hiçbir kimse kalmaz. Bunu söylerken rikâzın yani yer altı zenginliklerinin (petrol, doğalgaz, altın vb. bütün yer altı kaynaklarının) beşte birinin de zekâtın verildiği yerlere verileceğini hatırlamamız gerekir. O hâlde kurumlaşmış bir zekât ibadeti bugünün sosyal güvenlik kurumlarına ihtiyaç bırakmaz. Kaynak: (Zekât Bir Sosyal Güvenlik Kurumu mudur?) Ayrıca Zekâtın bir diğer ekonomik yönü ise modern sosyal güvenliğin ötesinde bir içtimai medeniyet sağlamasıdır. Bir bakıma zekât emniyet supabıdır. Modern sosyal güvenlik sistemi henüz 20. asrın ikinci yarısına doğru yeni belirirken İslamiyet bunu 14 asır öncesinde tesis etmiştir. Modern sosyal güvenliğin zekâta kıyasla oldukça olumsuz tarafları da bulunmaktadır. Sosyal güvenlik prim veya vergi usulü ile işlemekte ve zengin- fakir herkese konu olmaktadır. Modern sosyal güvenlikte fakirden alınıp ilerde yine fakire verme durumu vardır. Çoğu zamanda bu kâfi gelmez ve devlet bunun vergi ile finanse etmeye çalışır. Bu da yine fakirden alıp fakire vermeye gelir. Bu araçlar aynı zamanda çalışanlar için ayrı bir yüktür. Ve bu fiyat/ücret mekanizmasıyla işverenler ve üreticiler tarafından yansıtılabilir konumdadır. İşverenler çalışanları için ödedikleri işveren primlerini çalışanın ücretine dâhil ederek maliyetten kısar, ücretin de düzeyini düşürerek ödenen primi çalışanlarına yükler. Zekât ise gelişen ve fazla olan maldan ödendiği için fakirin veya asgari ücretle çalışanının boynuna böyle bir yük yüklemez. Zekât sosyal güvenlik primi gibi ücretlere ve fiyatlara yansıtılamaz. Zengine de ağır bir yükümlülük değildir. Bu nedenle zekât sistemi mükemmel denecek kadar güzel bir sosyal güvenlik sistemidir. Ayrıntı bilgi için bkz: (Atılgan, Neo Liberal Dönemde Sosyal Güvenlik s 73-75; Turan Yazgan, Sosyal Güvenlik Açısından Zekât, İst. Türk Dünyası Araştırmaları Vakfı, 1987,s 75)  
İlyas Yorulmaz
swap_vert close
Ancak sadakalar fakirlerin, çalışamayacak durumda olanların, sadakaları toplamakla görevlendirilen memurların, kalpleri Allah’ın dinine ısındırılanların, kölelerin kölelikten kurtulması için, borçlarını ödeyemeyecek duruma gelenlerin, Allah yolunda savaşmak için ve yolda kalmışların hakkıdır. Allah her şeyi bilen ve hükmünü ona göre verendir.
İsmayıl Hakkı Baltacıoğlu
swap_vert close
Gerçekten, sadakalar yalnız yoksullar, düşkünler bunlar için çalışanlar, İslam dinine ısındırmak istenenler, boşlanacak köleler, borçlular, Allah uğrunda savaşanlar, yolda kalanlar içindir. Allah bunları borç yazmıştır. Allah bilicidir, doğruyu bildiricidir.
İsmail Hakkı İzmirli
swap_vert close
Sadakalar yalnız züğürtler ve yoksullara, sadakaları toplamaya memur olanlara [³], müellife-i kulübe [⁴], azat kılınacak kölelere, borçlulara, Allah yolunda sarfa [⁵] ve yolculara mahsustur. Bu ahkâm Allah tarafından farz kılınmıştır. Allah hakkıyle âlimdir, hakimdir.
[3] Yani aylıkları buradan verilir.[4] İslâma ısınmak için islâmda sebat etmek için müslimlere, şeref-i İslâm ile müşerref olmak için gayr-i müslimlere verilir.[5] Levazim-ı harbiye burada dahildir.  
İsmail Yakıt
swap_vert close
Ancak sadakalar/zekâtlar, Allah’tan bir farz olarak; fakirler, düşkünler [mesâkîn], zekât toplayan memurlar, kalpleri kazanılacak/ısındırılacak olanlar, (özgürlüğüne kavuşacak) köleler, borç içindekiler, Allah yolunda olanlar, yolda kalmış yolcular içindir. Zira Allah Alîm’dir, Hakîm’dir.
Kadri Çelik
swap_vert close
Sadakalar (zekâtlar); Allah'tan bir farz olarak yoksullara, düşkünlere, onu toplayan memurlara ve kalpleri Müslümanlığa ısındırılacaklar içindir ve de köleler, borçlular, Allah yolunda olanlar ve yolda kalanlar uğrunda verilir. Allah her şeyi bilendir, hikmet sahibidir.
Mahmut Kısa
swap_vert close
Zekât malları ancak; Temel ihtiyaçlarını gideremeyen yoksulların, hiç çalışamayacak durumdaki hasta, yatalak, yaşlı, özürlü ve benzeri düşkünlerin, Zekât toplamak ve dağıtmakla görevli memurların, İslâm’a yeni giren veya girmesi umulan kişilerin, yani gönülleri İslâm’a ve Müslümanlara ısındırılması gereken kimselerin, Başkalarının boyunduruğu altında ezilen işçi, hizmetçi, esir ve kölelerin,meşrû yöntem ve amaçlarla borçlanmış olup da, elinde olmayan sebeplerle sıkıntıya düştüğü için, acil paraya ihtiyacı olanların, Allah yolunda çarpışan mücahitlerin, İslâm’ı anlamak, öğrenmek, öğretmek, duyurmak için yola çıkmış ama ihtiyaç içinde olanların, Ve evinden yurdundan uzak düşmüş, memleketine dönemeyecek şekilde yolda kalmış kimselerin hakkıdır. Bu düzenleme, bizzat Allah tarafından konulan ve hepinizin uyması gereken bir yasadır. Allah, her şeyi bilendir; sonsuz ilim ve hikmetiyle en mükemmel kanunları koyan bir hakîmdir.O hâlde, gücünüz yettiğince bu yasaları uygulamalı, birtakım çıkar hesaplarıyla buna engel olmaya çalışan ikiyüzlüleri iyi tanımalısınız:
Mahmut Özdemir
swap_vert close
Allah’tan bir farz olarak Sadakalar, Fakirler içindir; bir de Düşkünler, onu toplamaya Görevlendirilenler, Kalbleri Isındırılmışlar, Kölelik ve Ağır Borç içindekiler, Allah Yolundakiler ve Yolda Kalanlar içindir. Allah hakîm alîmdir.
Mehmet Çakır
swap_vert close
Sadaka / zekat: yoksullara, düşkünlere, vergi toplayan görevlilere, kalpleri kazanılacak olanlara, köle ve esirlere, ödeme güçlüğü çekenlere, Hak yolcularına, yol mağdurlarına yapılacak zorunlu bir ödemedir. İlahî bir fermandır. Allah, engin bilgi gücüyle her şeye hakimdir.
Mehmet Çoban
swap_vert close
Müminlerin zenginlerinden toplanan yardımlar; Allah’tan bir farz olarak ancak; fakirler, düşkünler, sadaka toplayan memurlar, kalpleri İslam’a ısındırılacak olanlar, özgürlüğüne kavuşturulacak köleler, borçlular, Allah yolunda mücadele edenler ve yolda kalmış yolcular içindir. Allah hakkıyla bilen, hüküm ve hikmet sahibidir.
Mehmet Okuyan
swap_vert close
[Sadaka]lar Allah’tan bir farz olarak ancak yoksullara, düşkünlere, (zekât toplayan) memurlara, kalpleri (İslam’a) ısındırılmış olanlara, (özgürleşmek isteyen) kölelere, borçlulara, Allah yolunda olanlara, yolcuya mahsustur. Allah bilendir, doğru hüküm verendir. [*]
Bu ayet “sadaka” özelinde bütün infak türlerinin farz olduğunu ve sekiz grup insana verilmesi gerektiğini hükme bağlamaktadır. Sadaka vermek sanıldığı gibi sünnet değil, farzdır. Sadaka da zekât da Tevbe 9:103, İsrâ 17:26, Rûm 30:38, Zâriyât 50:19 ve Me‘âric 70:24-25’te belirtildiği gibi “maldan” verilmelidir; konunun sadece “kâra” indirgenmesi doğru bir yaklaşım değildir. Çünkü “infak bir iman kurumudur; imkanla sınırlı değildir.” İmanı olan herkesin infakı da olur, olmalıdır. Unutulmamalıdır ki “sadaka, bir müminin imanındaki sadakatinin görüntüsüdür;” asla ve asla hafife alınmamalı, geçiştirilmemeli ve görmezlikten gelinmemelidir.  
Mehmet Türk
swap_vert close
Sadakalar (zekâtlar)¹ Allah’tan bir farz olarak² ancak; fakirlere,³ düşkünlere,⁴ (zekât toplama) memurlarına,⁵ kalpleri İslâm’a ısındırılacaklara,⁶ kölelere, borçlulara, Allah yolunda⁷ yapılan hizmetlere ve yolda kalmışlara verilir. Gerçekten Allah (her şeyi) hakkıyla bilendir, hüküm (ve hikmet) sahibidir.⁸
1 Sadaka (Zekât): Bir Müslüman’ın malından sadece Allah için ihtiyacı olanlara temlik edilmek üzere verdikleridir. Sadakanın; “ihtiyaç, temlik ve Allah için olmak” üzere üç şartı vardır. Sadaka, farz ve nafile olmak üzere iki kısımdır. Farz olanına, “zekât” denilir. Her iki kısmın da bazı çeşitleri vardır. Mesela tarım ürünlerinden alınan zekâta "öşür" denilir. Ayrıca sevaim “hayvanlar”, ağnam “koyunlar”, ticaret, nukud “nakit paralar”, rikaz “defineler”, meadin “madenler” adı verilen bölümlerinin de özel zekât miktarları vardır. Bir de nefsin zekâtı olan "Sadaka-i fıtır" vardır. Görülen ve görülmeyen mallardan alınan bu zekâtların hepsi farz sadakalar cinsindendir. Âyetin sonundaki bağlantı karinesiyle burada asıl söz konusu olan şey farz olan sadakalar, yani zekât çeşitleridir. 2 Sadaka; zenginin fakirlere bir lütfu değil fakirlerin zenginlerin zimmetine geçmiş bir hakkı yani bir borcun iadesi demektir. Yani sadaka, Allah’ın hakkıdır. Bundan dolayı sadaka ancak Allah için verilir. Peygamberimizin ailesinden olan fakirlerin, zekât almaları ise haramdır. 3 Fakir: Kazancı ailesinin ihtiyacına yetmeyen ve çok az mala sahip olan kimse demektir. Bununla beraber, az bir gelire sahip de olabilir, böylece fakir ve muhtaç durumda olduğunu gizleyebilirler. Hatta bu yüzden "İffetli ve çekingen olduklarından, hallerini bilmeyenler onları zengin sanırlar." (Bakara: 273) âyetinin tarifi ile cahiller onları zengin bile sanabilirler.4 Miskîn: Çok daha düşkün, fakirliği açıkça belli olan, âciz kimse demektir. "Yersiz yurtsuz, evsiz barksız yoksul ve kimsesizler" (Beled: 16) âyetinin de işaretiyle yoksulluğu dışarıdan bakıldığı zaman da belli olan kişi demektir. Miskinlik fakirlikten daha aşağı bir durumda olmak anlamına gelir, ayrıca acizlik ve zillet mânâsını da ifade eder. 5 Zekât Memurları: Yani, İslâm Devletinde zekât toplama işinde çalışan tahsildarlar, kâtipler, koruyucular, bekçiler, mesela davar ve sığır cinsinden toplanan zekâtların çobanlığını yapanlar, toplanan zekâttan bu hizmetlerinin ücretini alabilirler. Bu ücretler, bunlar için sadaka olmaz, ücret olur. Ancak onların yaptıkları bu hizmetler, sonucu itibariyle fakirlerin ihtiyaçları ve onların menfaatleri yönünde yapılmış hizmetler olur.6 Müellefe-i Kulûb: Kalpleri İslâm’a ısınanlar, demektir. Bunlar; Müslümanlara yardımcı olan kâfirler, İslâm’a girme ihtimâli bulunanlar ve İslâm’a yeni giren kimselerdir ki bunlara, îmanları kuvvetleninceye kadar, zekât verilir. Bunlardan bir kısmı azılı kâfirler idi ki Rasulüllah (s.a.v), bunların şerlerini defetmek ve diğer kâfirlere ve zekât vermek istemeyenlere karşı çıkmalarını sağlamak için böyle ihsan ve yardımlarla kendilerini İslâm’a meyilli kişiler yapardı. Diğer bir kısmı ise kabile reisi ve ileri gelen kimseler durumunda idi ki Hz. Peygamber (s.a.v), bunlara ikram ve ihsanda bulunur, kendi kabilelerinden İslâm’a girenlere eza ve cefa etmelerini önlemeye çalışırdı. Rasulüllah (s.a.v), tarafından birinci ve ikinci kısma verilen yardımların resmi sadakalardan verildiği hakkında sarih bir rivayet yoktur. Rivayetler bunun ganimetlerden Rasulüllah (s.a.v)’in hissesi olan beşte birden verildiğini gösteriyor. Bundan dolayıdır ki, İmam Şafii ve bazı imamlar, buradaki “Müellefe-i Kulub” vasfının, gayr-i Müslimlere değil, Müslümanlara ait olduğu görüşünü savunmuşlardır. Üçüncü kısım ise İslâm’a yeni girmiş, imanları henüz iyice pekişmemiş olan zayıf karakterli kişiler idi ki, fakir olmasalar da kalpleri iyice İslâm’a ısınsın, imanları pekişsin ve İslâm’ı iyice benimsesinler diye Rasulüllah (s.a.v) tarafından, ikram ve ihsan görüyorlardı. Uyeyne b. Hısn, Akra’ b. Hâbis ve Abbas b. Mirdas bunlar arasındaydı. Hz. Ebu Bekir’in hilafeti sırasında yukarıda adı geçenler gelmişler ve: “Ey Allah’ın Rasulü’nün halifesi, bizim tarafta otsuz, işe yaramaz bir kıraç arazi var, onu bize tahsis et.” demişler. Hz. Ebu Bekir de o araziyi onlara tahsis eylemiş ve buna dair bir de yazılı belge düzenleyip, şahitlere imzalatmış. Bunlar şahit olsun diye Hz. Ömer’e vardılar, durumu anlattılar. Hz. Ömer bunu işitince yazılmış olan yazıyı ellerinden aldı, yırttı ve: “Rasulullah sizi İslâm’a ısındırıyordu ve o gün Müslümanların sayısı azdı. Şimdi ise Allahu Teâlâ Müslümanların sayısını çoğalttı. Gidin gücünüz yettiği kadar çalışıp çabalayın, siz size düşeni yaparsanız Allah da sizi gözetir.” dedi. Bunun üzerine onlar tekrar Hz. Ebu Bekir’e müracaat ettiler ve: “Halife sen misin, Ömer mi?” dediler. Ebu Bekir de: “Bazen o, bazen ben” dedi, bu konuda Ömer’e muvafakat ettiğini gösterdi. Böylece “Müellef-i Kulub”a yapılan özel bağışların İslâm’ın azınlıkta ve zayıf olduğu zamanlara mahsus bir uygulama olduğu anlaşıldı ve buna ashaptan karşı çıkan da olmadı. Bu uygulama, İslâm Devlet Başkanı’nın yetkisi altındadır. Uygun görürse kaldırabilir. 7 Fî Sebilillah: Bu hizmetlerin; Allah için cihad, hac, ilim öğrenme için yolculuk etmek olabilirse de İslâmi örfte bunun, “cihad ibâdeti” olmasıdır. Ve bu anlamda da bütün müfessirler ittifak etmişlerdir. Bu kavram ayrıca Suffe Ashabı gibi din ilimlerinin tahsiline kendini adamış olanları da kapsamı içine alır. Fî sebîlillâh sadaka, bir özel harcama şeklidir ki, bilhassa “î’lâyı kelimetullah” (Allah’ın kelimesini yükseltme) yolunda olanlara verilen sadakadır. Bu farkın belli olmasından dolayıdır ki, bütün tefsir bilginleri ve önde gelen fıkıh âlimleri bu “fî sebîlillâh” harcama yerinden asıl murad olunanların “mücahidler” olduğunda görüş birliği içindedirler. Bir Hadis-i Şerifte Efendimiz (s.a.v): “Zengine sadaka ancak fî sebîlillâh veya yolcu veyahut kendisine verilen sadakayı yoksul komşusuna iletmesi durumunda helal olur” buyurmuştur.8 Bu âyete göre; Allah’ın farz kıldığı sadaka, bu sekiz sınıfın dışındakilere verilemez. Sünnetteki uygulama da zekât ibâdetinin tıpkı Cuma namazı ve Hac gibi, İslâm Devleti ve başkanı tarafından organize edilmesini ve herkesin keyfine bırakılmamasını gerektirmektedir.  
Muhammed Esed
swap_vert close
Allah için ⁸³ sunulan şeyler, yalnızca yoksul ve düşkünler, bu konuyla ilgilenen görevliler, ⁸⁴ kalpleri kazanılacak olan kimseler içindir; ve insanları boyunduruklarından kurtarmak için; ve borçlarını ödeyemeyecek durumda olanlar için; ve Allah uğruna girişilebilecek her türlü çaba için ve yolda kalmış kimseler için: bu, Allah’tan (uyulması zorunlu) bir yönergedir; çünkü Allah, doğru hüküm ve hikmetle yön gösteren mutlak ve sınırsız bilgi sahibidir. ⁸⁵
83 Bkz. Yukarıda 81. not.84 Yani, zekât’ın toplanması ve yönlendirilmesiyle görevli kimseler.85 Bu sekiz kategori, zekât’ın harcanabileceği ya da tahsis edilebileceği bütün alanları hulasa etmektedir. “Kalpleri kazanılacak olanlar” deyimiyle, açıktır ki, İslam’ı anlamaya ve belki benimsemeye yatkınlık gösteren ve İslam’a dönmeleri yönünde, dolaylı ya da dolaysız yollarla (yani, İslam öğretisinin en etkin ve doğru biçimde insanlara ulaşması ve yayılması için başvurulması mümkün ve meşru olan her türlü araçla) çaba sarf edilecek olan kimseler kasdedilmektedir. Fi’r-rikâb (“insanları boyunduruklarından kurtarmak için”) terimine gelince, hem savaş esirlerinin hem de kölelerin fidye ödenip kurtarılmalarıyla ilgili olan bu terim için bkz. 2. sure, 146. not. Ğârimûn terimi, iyi niyet ve amaçlarla borçlanıp sonra da kendi hata ve eğrilikleri olmaksızın borcunu ödeyemeyecek duruma düşenleri işaret etmektedir. “Allah uğruna” ya da “Allah yoluna” terimi, İslam’ın yayılıp insanlara ulaşması başta olmak üzere doğru ve maruf amaçlarla yapılan her türlü harcamayı, savaşta ve barışta hak uğruna girişilen her türlü çabayı içine alır. İbnu’s-sebîl (“yolda kalmış”) deyiminin anlamı için bkz. 2. sure, 145. not.  
Mustafa Çavdar
swap_vert close
Sadakalar Allah’ın kesin hükmü uyarınca yalnızca fakirlerin, düşkünlerin, bu uğurda çalışanların, kalpleri İslam’a ısındırılacak kimselerin kölelerin, borç yükü altında ezilenlerin, Allah yolunda savaşanların ve yolda kalmış kişilerin hakkıdır. Allah her şeyi bilen ve her hükmünde doğru karar verendir. 2/177, 4/36, 9/79- 103, 30/38, 51/19
Mustafa İslamoğlu
swap_vert close
Zekâtlar[¹⁴⁶⁹] yalnızca yoksullara ve düşkünlere, bu işi yapan görevlilere ve kalpleri kazanılacak kimselere; özgürlükleri elinden alınanlar ve borç yükü altında ezilenler için, Allah yolunda gösterilen her türlü faaliyet ve yolda kalmışlar için[¹⁴⁷⁰] verilir: bu Allah’ın koyduğu bir kuraldır. Ve Allah her şeyi bilir, her hükmünde tam isabet sahibidir.
[1469] Lafzen: “sadakalar”. Bu sınıflardan ilk dördünde lâm son dördünde fî kullanılmıştır. Lâm harf-i cerrinde mülkiyet vurgusu vardır. İlk dört grubu oluşturan fukarâ, mesâkîn, ‘amilîne aleyhâ ve müellefe-i kulûb kendilerine sarf edilen zekât üzerinde mülkiyet sahibi olurlar. Yani zekât doğrudan kendilerine verilir. Fakat fî harf-i cerri ile gelen son dört madde böyle değildir. Mesela köle için verilen zekât efendisinin mülkiyetine, borçlu için verilen zekât alacaklısının mülkiyetine, “yol oğlu” için verilen zekât, yola terk edilmiş küçükler için anlaşıldığında onların bakımını üstlenecek özel ve tüzel kişiliklerin mülkiyetine geçer. Bu durum, “Allah yolu” için verilen zekâtlarda daha da belirgindir. Lâm ile fî farkı “falana vermek” ile “falanca için vermek” arasındaki farktır. Bu, sonuncuların daha müstehak olduklarına delâlet eder. Bu fark çeviriye yansıtılmıştır. [1470] İbnu’s-sebîl, lafzen “yol oğlu”. Bu ifade sadece yolcuları değil, yola terk edilmiş bebek ve sokak çocukları gibi tüm “mekânsızları” kapsar.  
Orhan Kuntman
swap_vert close
Sadakalar, - Allah tarafından bir farz olarak -ancak fakirlere, yoksullara, (sadakaların toplanmasında) çalışan görevlilere, kalpleri İslam'a ısındırılmak istenen gayr-ı müslimlere, (hürriyetlerini satın almaya çalışan) kölelere, borçlulara, Allah yolunda harcamaya (cihad ve Hac masraflarına ilim ve hayır müesseselerine) ve (sefer ederken muhtaç kalmış) yolculara (misafir hacılara) mahsustur. Allah, herşeyi hakkıyle bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.
(Resulullah s.a.s. münafıkların kabahatlarını yüzüne vurmaz, merhamet ve kerem gösterirdi ve özellikle yemine çok saygı gösterirdi. Onlar ise, bu tutumunu onun saflığına verirlerdi.)  
Osman Fırat
swap_vert close
Sadakalar, (zekâtlar) Allah’tan bir farz olarak ancak fakirlere, miskinlere (düşkünlere), zekât toplayan memurlara, kalbleri (İslâm’a) ısındırılacak olanlara, Boyunduruk altında bulunanlara, borçlulara, Allâh yoluna ve yolcuya mahsustur. Allâh bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.
Ömer Nasuhi Bilmen
swap_vert close
Sadakalar, ancak fakirlere, miskinlere, onun üzerine memur olanlara, kalpleri telif edilmiş bulunanlara, azad edilecek kölelere, borçlulara, Allah yolunda cihada atılanlara ve yolculara Allah tarafından bir fariza olarak (mahsustur) ve Allah Teâlâ alîmdir, hakîmdir.
Suat Yıldırım
swap_vert close
Zekâtlar sadece fakirlere, düşkünlere, zekât toplayan görevlilere, kalpleri İslâm'a ısındırılacak olanlara, esirlik ve kölelikten kurtulmak isteyenlere, borçlulara, Allah yoluna ve bir de muhtaç kalmış yolcu ve gariplere mahsustur. Allah tarafından kesin olarak böyle farz buyuruldu. Allah alîmdir, hakîmdir (her şeyi bilir, tam hüküm ve hikmet sahibidir). [2, 177. 215]
Zekât fonu bu sekiz sınıfa dağıtılır. Hz. Peygamberin ve yakın akrabaları Hâşimoğulları’nın zekât almaları haramdır. Zekât ahkâmının ayrıntıları fıkıh kitaplarında yer alır. Hz. Ömer (r. a)’ın nasdaki delâleti fark edip bildirmesi üzerine Hz. Ebû Bekir (r. a)’ın halifeliği sırasında, İslâma ısındırılacak olanların hisselerinin düştüğü hususunda ashab ittifak etti. Hanefî, Malikî ve Şafiî mezhepleri de bu icmaı aldılar. Müslümanların güçsüz olması halinde bu hissenin yine işletileceğini bu mezhep fakihleri bildirirler.“Allah yoluna” kısmına, sadece savaş giderleri değil, Allah’ın dinini yaymak için yapılan her türlü faaliyet dahildir.  
Süleyman Ateş
swap_vert close
Sadakalar, (zekatlar) Allah'tan bir farz olarak ancak fakirlere, düşkünlere, onlar üzerinde çalışan (zekat toplayan) memurlara, kalbleri (İslam'a) ısındırılacak olanlara, kölelik altında bulunanlara, borçlulara, Allah yoluna ve yolcuya mahsustur (toplanan zekat, ancak bu sayılanlara verilir). Allah bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.
Süleyman Tevfik
swap_vert close
Sadakalar (zekât) hiç bir tarafdan geliri olmayan fakîrlere, kazancı ma'îşetini idâre itmeyen mesâkine, onı tahsîl iden me'mûrlara, kalbleri İslâm'a ısındırılacak yeni mühtedilere, esîrlikden kurtılacak köle ve câriyelere, borcını viremeyen medyûnlara, cihâd ve gazâya ve vatanlarından cüdâ garîbleredir. Allâh böyle farz itmişdir. Cenâb-ı Hak her şeyi bilir ve muktezâ-yı hikmeti icrâ ider.
Süleymaniye Vakfı
swap_vert close
Zekatlar (Sadakalar) sadece fakirler, çaresizler, bu işte çalışanlar[1] ve kalpleri ısındırılanlar[2] içindir. Bir de esirler, borçlular, Allah yolunda çalışanlar ve yolda kalanlar uğrunda harcanır. Bunlar Allah tarafından farz kılınmıştır. Allah bilir, doğru kararlar verir.
[*] Sadaka toplama ve dağıtma işini meslek edinmiş müminler, kamu görevlilieri [2] İslam dinine kalpleri ısındırılanlar  
Şaban Piriş
swap_vert close
Sadakalar, Allah'tan bir farz olarak fakirler, düşkünler, onu toplayan memurlar, kalpleri (İslam'a) ısındırılanlar, köle ve esirler, borçlular, Allah yolunda ve yolda kalanlar içindir. Allah alimdir, hakimdir.
Ümit Şimşek
swap_vert close
Sadakalar(16) ancak yoksullar, düşkünler, sadaka toplamakla görevli olanlar, kalpleri İslâma ısındırılacak olanlar, esaret altındakiler,(17) borçlular, Allah yolunda harcamalar ve yolcular(18) içindir. Bu Allah tarafından size böylece farz kılınmıştır. Allah herşeyi bilir, her hükmünü hikmetle verir.
(16) Genel anlamda her türlü bağışı kapsamakla birlikte, özel olarak zekât kastedilmekte ve zekât verilebilecek kimseler sayılmaktadır. Nitekim âyetin devamında, bunun Allah tarafından farz kılındığı belirtilmektedir ki, bu zekâtın tanımıdır.(17) Özgürlüğüne kavuşturulacak esir ve köleler.(18) Misafir olan, evinden uzakta bulunan, yolculuk yapan, yurdundan uzakta yaşamak zorunda olan.  
Yaşar Nuri Öztürk
swap_vert close
Sadakalar/zekât malları Allah'tan bir farz olarak sadece şunlar içindir: Fakirler, düşkünler, sadakalarla ilgilenmeye memur edilenler, kalpleri yakınlaştırılıp ısındırılacak olanlar, özgürlüğünü yitirmiş olanlar, borçlular, Allah yolundakiler, yolda kalmış kişi. Allah Alîm'dir, Hakîm'dir.
Eski Anadolu Türkçesi
swap_vert close
bayıķ śadaķalar ya'nį zekāt malları yoħsullaruñdur daħı miskinlerüñdür daħı işçilerüñdür anuñ üzere daħı göñülleri düzinilmişlerüñdür daħı mükāteblerüñdür daħı borçlularuñdur. daħı Tañrı yolında daħı yol erinüñ farįżadur Tañrı’dan. daħı Tañrı bilicidür. dürüst işlüdür dürüst sözlüdür.
Satıraltı Meal (1534)
swap_vert close
Ṣadaḳalar vācib degüldür illā faḳīrlere, daḫı miskinlere, daḫı ol ṣadaḳalarıyıġışduran kişilere, daḫı göñülleri birlik olanlara, daḫı mekātiblere, daḫı borç‐lulara, daḫı ġazālıġa yā ġāzīlere, daḫı ġarīblere. Farż oldı Tañrıdan anlara.Daḫı Tañrı Ta‘ālā her nesneyi bilicidür, ḥikmetler issidür.
Bunyadov-Memmedeliyev
swap_vert close
Sədəqələr (zəkatlar) Allah tərəfindən müəyyən edilmiş bir fərz (vacib əməl) olaraq ancaq yoxsullara, (ehtiyacı olan, lakin utandığından əl açıb dilənməyən) minskinlərə, zəkatı yığıb paylayanlara, ürəkləri (müsəlmanlığa) isinişib bağlanmaqda olanlara (iman gətirib hələ kamil mö’min olmayanlara), azad ediləcək kölələrə (və ya boynuna kəffarə düşüb verə bilməyənlərə), həmçınin (borcu ödəməyə imkanı olmayan) borclulara, Allah yolunda cihad edənlərə və yolçulara (pulu qurtardığı üçün yolda qalan, vətəninə qayıda bilməyən müsafirlərə) məxsusdur. Allah (hər şeyi) biləndir, hikmət sahibidir!
M. Pickthall (English)
swap_vert close
The alms are only for the poor and the needy, and those who collect them, and those whose hearts are to be reconciled, and to free the captives and the debtors, and for the cause of Allah, and (for) the wayfarers; a duty imposed by Allah. Allah is knower, Wise.
Yusuf Ali (English)
swap_vert close
Alms are for the poor and the needy, and those employed to administer the (funds); for those whose hearts have been (recently) reconciled (to Truth); for those in bondage and in debt; in the cause of Allah. and for the wayfarer:(1320) (thus is it) ordained by Allah, and Allah is full of knowledge and wisdom.
1320 Zakah or charitable gifts are to be given to the poor and the needy and those who are employed in their service. That is, charitable funds are not to be diverted to other uses, but the genuine expenses of administering charity are properly chargeable to such funds. Who are the needy? Besides the ordinary indigent, there are certain classes of people whose need is great and should be relieved. Those mentioned here are: (1) men who have been weaned from hostility to Truth, who would probably be persecuted by their former associates, and require assistance until they establish new connections in their new environment; (2) those in bondage, literally and figuratively; captives of war must be redeemed; slaves should be helped to freedom; those in the bondage of ignorance or superstition or unfavourable environment should be helped to freedom to develop their own gifts; (3) those who are held in the grip of debt should be helped to economic freedom; (4) those who are struggling and striving in Allah's Cause by teaching or fighting or in duties assigned to them by the righteous Imam, who are thus unable to earn their ordinary living; and (5) strangers stranded on the way. All these have a claim to charity. They should be relieved by individual or organised effort, but in a responsible way. In this verse, the word sadaqah refers to obligatory charity (zakah). See n. 1318 above. (R).  
Muhammed Hüseyin (R.A.)
play_arrow bookmark save_alt more_vert
  • content_copyÂyeti Kopyala
  • linkLinki Kopyala
  • photo_cameraGörüntü Oluştur
  • videocamVideo Oluştur
اِنَّمَا
ancak
الصَّدَقَاتُ
sadakalar
لِلْفُقَـرَٓاءِ
fakirlere mahsustur
وَالْمَسَاك۪ينِ
ve yoksullara
وَالْعَامِل۪ينَ
ve memurlara
عَلَيْهَا
onun üzerine
وَالْمُؤَلَّفَةِ
ve ısındırılacak olanlara
قُلُوبُهُمْ
kalpleri
وَفِي الرِّقَابِ
ve kölelere
وَالْغَارِم۪ينَ
ve borçlulara
وَف۪ي سَب۪يلِ
ve yolunda (olanlara)
اللّٰهِ
Allah
وَابْنِ السَّب۪يلِۜ
ve yolda kalmışa
فَر۪يضَةً
bir farz olarak
مِنَ اللّٰهِۜ
Allah'tan
وَاللّٰهُ
ve Allah
عَل۪يمٌ
Alîm'dir
حَك۪يمٌ
Hakîm'dir
Sadakalar (ve zekâtlar) Allah'tan bir farz olarak ancak; fakirlere, yoksullara, (bu işle görevlendirilen) memurlara, kalpleri (İslam'a) ısındırılacak olanlara, kölelere, borçlulara, Allah yolunda (çalışanlara) ve yolda kalmışlara mahsustur. Allah Alîm'dir, Hakîm'dir (her şeyi ve herkesi bilen, her işinde hikmet ve hayır olandır).
اِنّ
Edat
اِنّ
Şüphesiz, kesinlikle, muhakkak, elbette, gerçekten, zira, çünkü, doğrusu, daima. Cümledeki bilgiyi pekiştirmek için kullanılır.
صَدَقَات
İsim
ص د ق
sadakalar
فَقِير
İsim
ف ق ر
Fakir, muhtaç
مِسْكِين
İsim
س ك ن
Yoksul, fakir
عَامِل
Etken fiil
ع م ل
Çalışan, yapıcı, yapan, memur, amel işleyen, iş yapan
عَلَى
Zamir
عَلَى
Üzerinde, hakkında, karşı, dolayı, -a, -e
مُؤَلَّفَة
Edilgen fiil-II
ا ل ف
Isındırılacak olanlar
قَلْب
İsim
ق ل ب
Kalp, yürek
فِى
Bulunma hâl eki
فِى
İçinde, -de, -da
رَقَبَة
İsim
ر ق ب
Esaret altında bulunan, köle, boyun
غَارِم۪ين
Etken fiil
غ ر م
Borçlular
فِى
Bulunma hâl eki
فِى
İçinde, -de, -da
سَبِيل
İsim
س ب ل
Yol
اَللَّه
Özel isim
ا ل ه
Allah
اِبْن
İsim
ب ن ي
Oğlu, (Çoğulu اَبْنَٓاءَ: oğulları, çocukları)
سَبِيل
İsim
س ب ل
Yol
فَرِيضَة
İsim
ف ر ض
Mehir, farz kılınmış
مِن
Harf-i cer
مِن
-den, -dan
اَللَّه
Özel isim
ا ل ه
Allah
اَللَّه
Özel isim
ا ل ه
Allah
عَلِيم
İsim
ع ل م
Alîm (Allah'ın ismi, esmasıdır. İlmiyle her şeyi ve herkesi bilen demektir), çok bilgili, en iyi bilen, bilgin, âlim
حَكِيم
İsim
ح ك م
Hakîm (Allah'ın esması, ismidir. Her işinde hikmet ve hayr olan demektir), hikmet dolu, hikmetli