Oysa, Allah’ın kendilerine verdiği ve O’nun Elçisi’nin de verilmesini [sağladığı] ⁸² şeylerle yetinip hoşnut olsalardı ve “Allah bize yeter! Allah, bolluk ve bereketinden bize [dilediğini] verecektir; O’nun Elçisi ise bize verilmesini [sağlayacaktır]; doğrusu, biz umutla ve yürekten Allaha yönelmişiz,” deselerdi, [bu onlar için elbette daha iyi olurdu].
82 Lafzen, “Allah onlara ne verdiyse ve O’nun Elçisi”: gerçek veren elin Allah, Rasûl’ün ise bir vesile, bir vasıta olduğunu dile getiren tipik Kur’ânî bir ifade birimi. Bu bölüm ilk ağızda her ne kadar Medine’deki münafıklarla ve dolayısıyla tarihsel bir durumla ilgili ise de, bu ayetlerin ortaya koyduğu mesaj, vahyedilmelerine neden olarak karşımıza çıkan tarihsel olayı aşarak “her çağda ve her toplumda namuslu düşünce ve aksiyonun yoluna çıkan eyyamcı/ikiyüzlü kişiliğin genel tutum ve zihniyetini” sergilemektedir (Menâr X, 567). Sonuç olarak şunu söyleyebiliriz ki, bu anlam örgüsü içinde “Allah’ın Elçisi”ne ilişkin gönderme, Peygamber Muhammed (s)’in kişiliğiyle sınırlı olmayıp temsîlî bir ifade tarzı içinde, o’nun aracılığıyla vaz‘edilen İslam Hukuku’nu ve dolayısıyla bu hukuka dayanarak yetkiyi elinde tutan ve ona göre yöneten her yönetimi işaret etmektedir.