Ortada umulmadık türden bir kazanç ve kolay bir sefer [umudu] olsaydı, [ey Peygamber] kuşkusuz, arkandan gelirlerdi; fakat çıkılacak yol onlara çok uzun geldi. ⁶⁶ (Bu yetmiyormuş gibi), bir de [ey inananlar, sizin dönüşünüzden sonra] o (sefere katılmayan) kimseler, Allah’a yemin edip [bu yeminle] kendilerini tehlikeye sokarak: “Gücümüz olsaydı, mutlaka sizinle beraber çıkardık” diyecekler: Oysa Allah, Onların düpedüz yalan söylediklerini elbette biliyor!
66 Bazı Müslümanların Hz. Peygamber’in çağrısına uyup (yukarıda 59. notun son paragrafında sözü edilen) sınır boylarına düzenlenen sefere katılmak konusunda gösterdikleri isteksizliğe ilişkin bir atıf. Seferin hedefi durumundaki Tebük’e varmak için yapılması gereken yaklaşık ondört günlük zorlu yürüyüş, seferin sonucuna ilişkin belirsizlik ve nihayet katlanılması zorunlu sıkıntılar, bilinç ve duyarlıktan yana zayıf olan müminlerle iki yüzlülerin (münafıkların) olur olmaz her türlü mazerete başvurarak seferden geri durmalarına yol açtı. Sonraki ayetten de anlaşılacağı gibi, Hz. Peygamber çoğu hallerde bu mazeretleri kabul edip sahiplerinin Medine’de kalmalarına izin verdi.