close
close
Kelimenin Kök Hâli ve Türevleri
close

Tevbe Sûresi 43. Ayet Meali

Türkçe Transcript
swap_vert close
‘Afa(A)llâhu ‘anke lime eżinte lehum hattâ yetebeyyene leke-lleżîne sadekû veta’leme-lkâżibîn(e)
Abdulbaki Gölpınarlı
swap_vert close
Allah seni affetsin, ne diye izin verdin onlara? Vermeseydin de sence gerçekler de açığa çıksaydı, yalancıları da bilseydin.
Abdullah-Ahmet Akgül
swap_vert close
Allah Seni affetsin; doğru söyleyenler Sana açıkça belli oluncaya ve yalancıları da öğrenip tanıyıncaya kadar, niye onlara (cihaddan kaytarmak için bahane uyduranlara) izin verdin?
Abdullah Parlıyan
swap_vert close
Allah seni affetsin, ey peygamber! Doğru söyleyenler, sana iyice belli olup, yalan söyleyenleri bilinceye kadar, niçin onlara evde kalmaları yolunda izin verdin?
Ahmet Tekin
swap_vert close
Allah seni affetsin. Doğru söyleyenler ortaya çıkmadan, yalancıları bellemeden niçin onlara izin verdin?
Ahmet Varol
swap_vert close
Allah seni affetsin! Doğru söyleyenler sana iyice belli olmadan ve kimlerin de yalancı olduklarını bilmeden onlara niçin izin verdin? [4]
4.Burada Resulullah`ın; Tebük savaşına çıkmamak için özür bildiren münafıkların savaştan geri kalmalarına izin vermesi kastediliyor.  
Ali Bulaç
swap_vert close
Allah seni affetsin; doğru söyleyenler sana açıkça belli oluncaya ve yalancıları da öğreninceye kadar niye onlara izin verdin?
Ali Fikri Yavuz
swap_vert close
Ey Yüce Peygamber! Allah senden hüznü gidersin; şu doğru söyleyenler sana belli oluncaya ve sen yalancıları bilinceye kadar, neden beklemeyip onlara izin verdin? (bekleyip de, özründe sadık olanlarla yalancı bulunanları bileydin).
Bahaeddin Sağlam
swap_vert close
Allah seni affetsin! Doğrular ortaya çıkmadan (anlaşılmadan,) yalancıları tanımadan neden onlara izin verdin?
Bayraktar Bayraklı
swap_vert close
Allah seni affetsin. Doğru söyleyenler sana iyice belli olup yalancıları bilinceye kadar, onlara niçin izin verdin?
Besim Atalay
swap_vert close
Allah seni bağışlaya, onlara niçin izin verdin sen? Gerçekler bilmeydi, bilseydin sen yalan söyliyenleri
Cemal Külünkoğlu
swap_vert close
Allah, seni affetsin! Doğru söyleyenler sence iyice bilinip, yalancılar belli oluncaya kadar (beklemeden seferden geri kalmaları için) onlara neden izin verdin?
“Allah seni affetsin!” deyişi bir suçlama ya da sorumlu tutma ifadesi değil, bir bağışlama ifadesidir. Söz konusu meselede serbest hareket ettiği kaygısıyla kendisini suçlu hisseden Hz. Peygamberi rahatlatmak için teselli anlamında kullanılmış bir ifadedir. Burada Tebük savaşına çıkmamak için mazeret uyduran münafıkların savaştan geri kalmalarına izin vermesi kastediliyor ki bu Hz. Muhammed’in yöneticiliğinin yetersiz olduğu ya da ahlakî bir zaafın yer aldığı anlamına gelmez. Ayette de belirtildiği gibi yalancıların bilinmesi ve tanınması bakımından onlara izin vermemesinin daha doğru olacağı bildiriliyor.  
Cemil Said
swap_vert close
Yâ Muhammed! Allâh seni ’afv itsün sözlerinin sıdkı tebeyyün itmeksizin ve kâfirler meydâna çıkmaksızın niçün oturmalarına müsâ’ade itdin?
Diyanet İşleri (Eski)
swap_vert close
Allah seni affetsin; doğrular sana belli olup, yalancıları bilmeden önce, niçin onlara izin verdin?
Diyanet İşleri (Yeni)
swap_vert close
Allah, seni affetsin! Doğru söyleyenler sana iyice belli olup, yalancıları bilinceye kadar beklemeden niçin onlara izin verdin?
Kur'an Yolu (Diyanet İşleri)
swap_vert close
Allah seni affetti de, doğru söyleyenler sence belli olmadan ve kimlerin yalancı olduğunu bilmeden niçin onlara izin verdin?
Diyanet Vakfı
swap_vert close
Allah seni affetti. Fakat doğru söyleyenler sana iyice belli olup, sen yalancıları bilinceye kadar onlara niçin izin verdin?
Edip Yüksel
swap_vert close
ALLAH seni affetti: Doğrular ve yalancılar sana belli olmadan önce neden onlara izin verdin?
Elmalılı Hamdi Yazır
swap_vert close
Allah seni affetsin. Doğru söyleyenler kimler, gerçekten yalancılar kimlerdir, bunların iyice belli olmasını beklemeden niçin onlara izin verdin?
Elmalılı Meali (Orijinal)
swap_vert close
Allah senden afvetti ya, şu neden onlara izin verdin de beklemedin ki doğru söyliyenler sence tebeyyün ede ve yalancıları bilesin?
Emrah Demiryent
swap_vert close
*Allah seni affetsin. (Cihada katılmamak için sana mazeret ileri sürenler ile ilgili olarak) doğru söyleyenler sana iyice belli olmadan, yalancılar bilinmeden, niçin onlara izin verdin?
Kavmi içerisindeki bazı insanlar, Hz. Peygambere [sallallahu aleyhi vesellem] gelip, bazı mazeretler ileri sürerek, cihada katılmamak için izin istemişlerdi. Bu kişilerin munâfık olduklarına dair haklarında bir nassın bulunmaması sebebi ile Resûlullah [aleyhissalâtu vesselâm] Efendimiz bu hususta zâhire göre hükmederek içtihat etmiş ve neticede bu kişilerin Tebûk seferine katılmamalarına müsaade etmişti. * “Allah seni affetsin”; Bu cümlede herhangi bir azarlama yoktur. Arap dilinde bu ifadeler çok yaygındır. Bunun örnekleri çoktur. Devlet ricallerinin huzurunda konuşmaya başlayan âlimler, “Eslehekellah/Allah seni ıslah etsin” yani “Her daim dosdoğru olasın” manasında bir cümle ile sözlerine başlarlar. Bu tür cümlelerin söylenmesi, ortada bir hatânın olduğu anlamına gelmez. Peygamberler, ismet (günahsızlık) sıfatına sahiptirler. Hayatlarının hiçbir döneminde (çocukluk, gençlik, peygamberlik öncesi veya peygamberlik vazifesini yaparken) küçük-büyük, gizli-açık hiçbir günaha meyletmezler, her daim ilâhî koruma altındadırlar.  
Erhan Aktaş
swap_vert close
Allah seni affetsin! Doğru söyleyenler belli olmadan, yalancılar bilinmeden, onlara niçin izin verdin?
Hasan Basri Çantay
swap_vert close
Hay Allah aafiyet veresice, şu (özründe) saadık olanlar sana besbelli oluncaya ve sen o yalancıları bilinceye kadar, neden izin verdin onlara?
Hayrat Neşriyat
swap_vert close
(Habîbim, yâ Muhammed!) Allah, (geçmiş gelecek her türlü günahtan korumakla) seni affetmiştir. (Fakat) doğru (söyleyen) kimseler sana belli olmadan ve yalancıları bilmeden niçin onlara izin verdin?
İhsan Aktaş
swap_vert close
(Resulüm, zatım olan) Allah seni affetmiştir (bunun sıkıntısını yaşamazsın)! Fakat doğru söyleyenler sana iyice belli olup yalan söyleyenleri bilmeden onlara niçin izin verdin? *
(*) Meallerdeki (عَفَا اللّهُ عَنكَ)’’afallahu anke’’ Allah seni affetsin’’ şeklindeki çeviri çok hatalıdır, çünkü (عَفَا) geçmiş fiil kipi olup dua ile (inşa cümlesi ile) bir alakası yoktur. Zaten affetmek Allah’ın elindedir, neden peygamberin affedilmesi için dua etsin ki? Aşağıdaki tefsir metinlerine bakılabilir. Ayrıca bu âyetten, Hz. peygamberin de yanılıp hata edebileceği, hata etmese bile Allah’ın affına muhtaç olduğu anlaşılmaktadır. Hz. Peygamberin bir kısım hataları için Bk. (En’am: 52, Kehf: 23, Tahrim: 1, Tevbe: 113, Abese:1- 4) Ama ne zaman Hz. Peygamber bir hata yapmışsa hemen vahiy ile uyarılmış ve doğru olan ona gösterilmiştir. لقد عفا الله عنك ايها الرسول في إذْنِك لهؤلاء المنافقين بالتخلّف عن الجهاد قبل أن تتبيّن أمْرَهم، وتعلم الصادقَ من أعذارهم ان كان، كما تعرِف الكاذبين منهم في ادّعائهم الإيمان (تيسير التفسير – القطان - المنتخب في تفسير القرآن الكريم - أيسر التفاسير - ). والمعنى: عفا الله عنك يا محمد، وتجاوز عن مؤاخذتك فيما فعلته مع هؤلاء المنافقين من سماحك لهم بالتخلف عن الجهاد معك فى غزوة تبوك، حين اعتذروا إليك بالأعذار الكاذبة، (الوسيط في تفسير القرآن الكريم) و وقد صرح علماء الأصول بجواز الخطأ في الاجتهاد على الأنبياء عليهم السلام قالوا : ولكن لا يقرهم الله على ذلك بل يبين الصواب فيه. (تفسير المنار) (يقول تعالى لرسوله صلى الله عليه وسلم: عفا الله عنك أي: سامحك وغفر لك ما أجريت) (.تفسير السعدي) الإعراب: (عفا) فعل ماض مبنيّ على الفتح المقدّر على الألف (اللّه) لفظ الجلالة فاعل مرفوع (عن) حرف جرّ والكاف ضمير في محلّ جرّ متعلّق ب (عفا  
İlyas Yorulmaz
swap_vert close
Allah seni bağışlasın, sana kimlerin doğru söylediğini, kimlerinde sana yalan söylediğini açığa çıkarıp öğrenmeden, onlara niçin izin verdin?
İsmayıl Hakkı Baltacıoğlu
swap_vert close
Allah senin suçunu bağışlasın. Doğru söyliyen kim, yalan söyliyen kim, belli olmadan, ne diye onları bıraktın?
İsmail Hakkı İzmirli
swap_vert close
Allah seni affetsin. Fakat gerçek söyleyenler sence belli olmadan, yalancıları bilmeden evvel neye onlara [²] izin verdin.
[2] Tebük'ten geri kalmak hususunda izin isteyen münafıklara.  
İsmail Yakıt
swap_vert close
Allah seni affetsin (ey Peygamber!), doğru söyleyenler sana iyice belli olup, yalancıları da bilinceye/tespit edene kadar beklemeden niye onlara izin verdin?
Kadri Çelik
swap_vert close
Allah seni affetsin! Doğru söyleyenler sana açıkça belli oluncaya ve yalancıları da öğreninceye kadar niye onlara izin verdin?
(Peygamber’in (s.a.a) savaşlara katılmama hususunda münafıklara izin vermesi, asla bu yüce insanın kötü tedbirde bulunduğunun ve yöneticiliğinin zayıf olduğunun nişanesi değildir. Aksine Peygamber’in zarafetini, yöneticilik letafetini, güçlü ve fevkalade tedbirini göstermektedir. Sonuçta da Peygamber bu konuda asla kınanmış değildir. Aksine Allah inatçı münafıkları kınamak için, bu şekilde Hz. Resul’e hitap etmiş ve adeta kendisine şöyle buyurmuştur: “Ey Peygamberim! Senin izin verip vermemenin onlar için bir farklılığı yoktur. Onlar asla savaş meydanlarına katılmayacaklardı. Ama eğer sen izin vermeseydin, münafıkların nifakı ve çirkin yüzleri daha çabuk ortaya çıkacaktı; yoksa sen kötü bir iş yapmış değilsin.” Ayette yer alan, “Allah seni affetti” cümlesi de şefkat, merhamet, ilgi izharı, yumuşaklık ve benzeri sebeplerden dolayı söylenmiş bir dua cümlesidir. Nitekim Türkçe’de de yaygın olduğu üzere, “Allah sana hayır versin, ne yaptığını gördün mü?” veya “Allah seni affetsin, onların ne yaptığını gördün mü?” şeklinde demekteyiz Bu cümleler, Zemahşeri’nin sandığı gibi muhatabın bir günah işlediğine delalet etmemektedir. Örnek olarak küstah bir insan, saygın bir insana terbiyesizlik yapmak istemektedir. Bu sahneyi gören başka birisi ise zorla, ricayla veya herhangi bir yolla bu küstahlığa engel olmak istemektedir. Burada o saygın insan, bu sahneyi gören o şahsa şöyle diyebilir: “Allah sana rahmet etsin. Neden engel oldun? Bıraksaydın onlar istediklerini yapsaydı da herkes onun nasıl küstah bir insan olduğunu görseydi.” Açıkça görüldüğü üzere bu sahneye şahit olan kimse hiçbir günaha bulaşmamıştır. Aksine gerekli ve layık bir iş yapmıştır. O saygın insan da diğerinin yaptığından asla rahatsız olmamıştır. Hatta bundan dolayı çok da mutludur. Bu açıdan “Allah seni affetsin” cümlesi asla uygunsuz bir iş yaptığı anlamında değildir ve “Neden onun bu işi yapmasına izin vermedin” cümlesi de o şahsı kınamak için söylenmiş değildir, aksine yumuşaklık, merhamet ve şefkat üzere söylenmiş sözlerdir.)  
Mahmut Kısa
swap_vert close
Allah seni affetsin; Tebük seferine katılmamak için senden izin isteyenlerden kimin doğru, kimin yalan söylediğini iyice araştırıp ortaya çıkarmadan, savaşa katılmamaları konusunda onlara niçin öyle kolayca izin verdin? Öne sürdükleri mâzeretleri iyice araştırarak, yalnızca geçerli mâzereti olanlara izin vermen gerekmez miydi? Gerçi münafıklar, kendilerine izin vermeseydin bile savaşa gelmeyeceklerdi; ama o zaman, senin izninin arkasına sığınamayacaklardı ve Müslümanları kandırmak için kullandıkları maskeleri tamamen düşmüş olacaktı.
Mahmut Özdemir
swap_vert close
Allah seni affetsin; niçin onlara izin verdin? Tâ ki doğru söylemiş olanlar sana açıkça belli olur; Yalancılar’ı bilirsin.
Mehmet Çakır
swap_vert close
Hay Allah iyiliğini versin! doğru söyleyenler belli olmadan, yalancıları ortaya çıkarmadan neden onlara izin verdin ki?
Mehmet Çoban
swap_vert close
Allah yolunda savaşmak için yola çıktığında kalbinde nifak hastalığı olanlardan bazıları senden izin istediler. Sen onlardan bazılarına niçin izin verdin? Allah seni affetsin! Yalancıların yalanları ortaya çıkmadan niçin onlara izin verdin? Onların bahanelerini araştırsaydın! Yalanlarını ortaya çıkarsaydın! Kalplerindeki nifakı yüzlerine vursaydın olmaz mıydı? İzin istemelerine karşılık niçin hemen peki dedin?
Mehmet Okuyan
swap_vert close
Allah seni affetsin! [*] Doğru söyleyenler sana iyice belli olup, yalancıları bilinceye kadar onlara niçin izin verdin?
Bu ayet Muhammed 47:19, Fetih 48:2, Tahrîm 66:1-2, ‘Abese 80:3-9 ve Nasr 110:3. ayetlerle birlikte okunmalıdır. “Bir peygamber aynı hatayı iki kere yapmaz; sürekli hata yapmaz, hatası düzeltilmeden ve istiğfar edip bağışlanmadan ölmez.” Hatanın düzeltilmesi, söz konusu davranışın ümmet için bir hatanın devamını engellemeye yöneliktir. Peygamberlerin masumiyeti de vahyin insanlara ulaştırılması noktasındadır; yoksa hiç hata yapmamalarında değildir.  
Mehmet Türk
swap_vert close
Allah senin (geçmiş-gelecek) bütün günâhlarını bağışladı.¹ Sen kimin doğru söylediği tam belli olmadan, yalancıların kimler olduğunu iyice bilmeden, onlara niçin izin verdin?¹
1 Bu hitâpta Peygamberimizin, Peygamberlikle beraber, kulluğunu ifâde ve münâfıklara bir tehdit vardır. Ayrıca bu âyetten, Peygamberimizin de hata (zelle) edebileceği, hata etmese bile Allah’ın affına muhtaç olduğu anlaşılmaktadır. Konuyla ilgili olarak Bk. (Mü’min: 55, Muhammed: 19, Fetih: 2, Kasas: 56 ve dipnotu.) Peygamberimizin bir kısım hataları için Bk. (En’am: 52, Kehf: 23, Tahrim: 1, Tevbe: 113, Abese: 1-4)  
Muhammed Esed
swap_vert close
Allah seni affetsin [ey Peygamber]! ⁶⁷ Daha kimin doğru söylediği senin için (iyice) ortaya çıkmadan ve sen [kimler] yalancı (iyice) tanımadan, niçin [evde kalmaları yolunda] onlara izin verdin?
67 Dilek ya da temenni formunda dile getirilmiş olsa da, bu ifadenin, “Allah seni affeder” ya da “Allah seni affetti” anlamında, kendilerinin sefere katılmaktan mazur görülmelerini isteyen kimselerin şüphe götürür özürlerini hataen, ama beşerî açıdan anlaşılabilir nedenlerle kabul etmesi yüzünden Hz. Peygamber’in ahlaken sorumlu tutulmayacağını bildiren bir bağışlama ifadesi/ikrarı olduğu görüşünde bütün müfessirler birleşmişlerdir. Bizce bu “bağışlama” bildirisi, öncelikle, Hz. Peygamber’i, sözkonusu meselede fazlaca serbest davrandığı kaygısıyla kendini suçlamaktan, kendini kınamaktan kurtarma niyetine matuftur. (Akılda tutulmalıdır ki, Tevbe suresinin bu bölümü Tebük seferi sırasında ya da seferden hemen sonra vahyedilmiştir.)  
Mustafa Çavdar
swap_vert close
Allah seni affetsin. Kimin doğru söylediği senin için ortaya çıkmadan ve yalancıların da kimler olduğunu öğrenmeden niçin savaşa katılmamalarına izin verdin. 8/67, 24/62, 40/55, 48/1- 2, 45/19
Mustafa İslamoğlu
swap_vert close
Allah seni affetsin;[¹⁴⁵³] daha kimin doğru söylediği sana aydınlanmadan ve yalancıları iyice öğrenmeden niçin onlara (savaşa katılma) izni verdin?[¹⁴⁵⁴]
[1453] “Ben de sizin gibi ölümlü bir insanım” (18:110) itirafının yaşanmış karşılığı. Bu şefkat uyarısı, anlaşılabilir nedenlere dayalı bir taktik hatayı dile getirir. Bu hatanın arka planında asla ahlâkî bir zaaf yer almaz. Belki Allah Rasûlü’nün davranış ve kararlarının tahlile açık oluşuna bir işarettir. [1454] Bu ve müteakip âyetlerde münafıkların istediği “iznin” mahiyeti nedir? Savaşa katılmak için mi, katılmamak için mi izin istenmektedir? Çoğunluk, savaşa katılmamak için izin istendiği görüşündedir. Fakat dakik bir okuma, burada istenen iznin “savaşa katılmak için” istenen izin olduğu sonucunu vermektedir. Şöyle ki: 1) Sefere katılmamak için izin istemek ikiyüzlülerin tarzı değildir. Bu şekilde kendilerini açık etmiş olacaklardır. Bu iznin “katılma” izni olduğunu düşünenler, muhatapların gerçek niyetlerini gizleyen münafıklar olduğunu gözardı etmektedirler. Oysa münafığın davranışı, kendini gizleme temelinde yükselir. 2) Sefere katılmamak için -gerçek ya da sahte- mazeret belirtip izin isteyenlerin kınanmadığının delili 90. âyettir. Bir münafık için de mazeretten bol bir şey yoktur. Kınanan durum, seferden kaytarmak için izin almak değil, katılmaktan nefret ettiği hâlde tam tersi gibi davranıp “Bizim de katılmamız gerekir mi?” diye, teamüllerin aksine katılım izni isteyerek ikiyüzlülük yapmaktır. 3) Bu ikiyüzlülüktür, çünkü Tebük seferi için ilan yapılmıştır. Mü’min olana düşen bu çağrıya tereddütsüz icâbettir. Tıpkı Zemahşerî’nin dediği gibi: “Savaşa katılmak için izin istemek mü’minlerin âdetinden değildi. Muhacir ve Ensarın samimileri ‘Nebi’den asla izin istemeyiz ve sözümüz sözdür; biz mallarımız ve canlarımızla onunla birlikte cihada katılacağız’ diyorlardı” (Keşşaf; ayrıca krş: 48:15). Bu sonucu esas alırsak, 49 ve 86. âyette izin istediğinden söz edilenleri daha farklı bir kategori olarak değerlendirmek gerekecektir ki, vakıayla uyumlu olan da budur. İşbu sebeplerle onlara orduya katılma izni verilmemiştir. 47. âyetin girişi de bunu teyit eder. Bundan ayrı olarak, savaşa katılmamak için izin isteyen bir zümre daha vardır. Arkadan gelecek olan 49 ve 86. âyetler işte bu zümreden söz etmektedir.  
Orhan Kuntman
swap_vert close
(Ey Muhammed) Allah seni affetsin. (Allah senin gelmiş gelecek kusurlarını bağışladı, fakat) Niçin onlara (özür beyan ettiler diye, geride kalmaları için) izin veriverdin? Doğru söyleyenlerin durumu sana belli oluncaya ve kimlerin yalancı olduğunu tanıyıncaya kadar niçin beklemedin?
Osman Fırat
swap_vert close
Allah, seni affetsin! Doğru söyleyenler sana iyice belli olup, yalancıları bilinceye kadar neden onlara izin verdin?
Ömer Nasuhi Bilmen
swap_vert close
Allah Teâlâ seni affetsin, ne için sadâkatte bulunanlar sence tayin edinceye ve sen yalancıları bilinceye kadar (beklemeden) onlara izin verdin.
Suat Yıldırım
swap_vert close
Hay Allah seni affedesice! Niçin sence doğru söyleyenler iyice belli oluncaya ve yalancılar da meydana çıkıncaya kadar beklemeyip izin isteyen o münafıklara izin verdin?
Süleyman Ateş
swap_vert close
Allah seni affetsin; doğru söyleyenler sana iyice belli olup, yalan söyleyenleri bilmezden önce niçin onlara izin verdin?
Süleyman Tevfik
swap_vert close
(Yâ Muhammed) Allâh seni 'afv itsün, sözlerinde sâdık olanlar ile yalancılar senin yanında tebeyyün itmedikce ne içün onlara izin virdin? [²]
[2] Tebük gazâsına çıkıldığı zamân münâfıklar bir takım a'zâr serdiyle gazâya iştirâkden 'afv olunmalarını ve geride kalmaları içün müsâ'ade i'tâsını Rasûl-ü Ekrem efendimizden ricâ itmişler ve Fahr-i Kâinât da onlara Mekke'de kalmaları içün izin virmişdi. Bu âyet-i kerîme onlar hakkında nâzil olmuşdur. Bundan sonra 59uncı âyet-i kerîmeye kadar bunlar hakkındadır.  
Süleymaniye Vakfı
swap_vert close
Allah seni affetsin, kimin özü sözü doğru olduğu senin için iyice ortaya çıkmadan ve kimin de yalancı olduğunu iyice anlamadan onlara ne diye izin verdin?
Şaban Piriş
swap_vert close
Allah seni affetsin, niçin doğrular sana belli olup, yalancıları tanımadan onlara izin verdin?!
Ümit Şimşek
swap_vert close
Allah seni affetsin, neden kimin doğru söylediğini, kimin yalancı olduğunu anlayıncaya kadar beklemedin de onlara izin verdin?
Yaşar Nuri Öztürk
swap_vert close
Allah seni affetsin; neden onlara izin verdin de beklemedin ki, doğru söyleyenler sana açık-seçik belli olsun da yalancıları bilesin.
Eski Anadolu Türkçesi
swap_vert close
'afv eyledi Tañrı senden nişe destūr virdüñ anlara tā bellü olınca saña anlar kim girçek oldılar daħı bileseñ yalancıları?
Satıraltı Meal (1534)
swap_vert close
Tañrı Ta‘ālā ‘afv eyledi senden, niçün anlara destūr virdi‐sen? Ḥattā kibile‐y‐idük girçek söyleyenleri, daḫı bile‐y‐idük yalancıları.
Bunyadov-Memmedeliyev
swap_vert close
Allah səni bağışlasın! (Allah səni əfv etdi). Doğru danışanlar sənə bəlli olmadan, yalançıları tanımadan əvvəl nə üçün onlara (cihadda iştirak etməməyə) izin verdin?
M. Pickthall (English)
swap_vert close
Allah forgive thee (O Muhammad)! Wherefore didst thou grant them leave ere those who told the truth were manifest to thee and thou didst know the liars?
Yusuf Ali (English)
swap_vert close
Allah give thee grace!(1308) why didst thou grant them until those who told the truth were seen by thee in a clear light, and thou hadst proved the liars?
1308 Literally, "Allah give thee forgiveness!" But there is no question of fault here, and Imam Razi understands the expression to mean an exclamation-as one might say in English, "God bless you!" In Shakespeare "God save you!" is a simple friendly greeting, without any question of danger: e.g., in "Much Ado about Nothing," iii. 2. 82. Note that in 3:152, last clause, "forgiveness" is put in juxtaposition to "grace" as having closely allied meanings. What the Holy Prophet had done in the Tabuk expedition was that he had been granting exemptions which may appear from a military point of view too liberal. He was actuated by motives of kindness as well as policy-kindness, because, in the urgency of the moment he did not wish anyone who had a real excuse to be refused exemption; and policy, because, if any one did not come with hearty good will, he would be a burden instead of a help to the army. The policy was justified, because in fact 30,000 men or more followed him. But that did not in any way justify the slackers, and in a review of the position, the slackers and hypocrites are justly condemned.  
Muhammed Hüseyin (R.A.)
play_arrow bookmark save_alt more_vert
  • content_copyÂyeti Kopyala
  • linkLinki Kopyala
  • photo_cameraGörüntü Oluştur
  • videocamVideo Oluştur
عَفَا
affetti
اللّٰهُ
Allah
عَنْكَۚ
seni
لِمَ
niçin
اَذِنْتَ
izin
verdin
لَهُمْ
onlara
حَتّٰى
ta ki
يَتَبَيَّنَ
belli olun- caya kadar
لَكَ
sana
الَّذ۪ينَ
o kim- seler ki
صَدَقُوا
doğru söylediler
وَتَعْلَمَ
ve sen bi- linceye dek
الْكَاذِب۪ينَ
yalancıları
(Resulüm! Sefere katılmayan o münafıklara izin verdiğin için) Allah seni affetti. (Fakat mazeretleri hakkında) Doğru söyleyen kimseler sana (kesin olarak) belli olmadan ve yalancıları bilmeden niçin onlara izin verdin?
عَفَا
Fiil-I
ع ف و
Affetti, bağışladı, çoğaldı
اَللَّه
Özel isim
ا ل ه
Allah
عَن
Ayrılma hâl eki
عَن
-den, -dan, hakkında
مَا
Zamir
مَا
Ne, şey, geçmiş zamanın olumsuzluk eki
اَذِنَ
Fiil-I
ا ذ ن
İzin verdi, dinledi, kulak verdi
لَهُمْ
Zamir
لَهُمْ
Onlar için, onlara, onların
حَتّٰى
Edat
حَتّٰى
Nihayet, -e kadar, hatta, ta ki, sonuçta
تَبَيَّنَ
Fiil-V
ب ي ن
Apaçık belli oldu, açıklandı, ortaya çıktı, anlaşıldı
لَكَ
Zamir
لَكَ
Sana, senin
الَّذ۪ي
İsim
الَّذ۪ي
O kimse ki, o şey ki, o zat ki, o ki
صَدَقَ
Fiil-I
ص د ق
Sözüne sadık oldu, doğru söyledi, yerine getirdi, sadakat gösterdi, gerçekleştirdi, sadık kaldı, tasdik etti
عَلِمَ
Fiil-I
ع ل م
Bildi
كَاذِب
Etken fiil
ك ذ ب
Yalancı, yalan söyleyen