Ey îman edenler! Size ne oldu ki, “Allah yolunda topluca savaşa çıkın.”¹ denilince, olduğunuz yere çakılıp kaldınız. Yoksa dünya hayatını âhirete mi tercih ediyorsunuz? Fakat dünya hayatının geçici kazançları, âhiretin yanında ancak pek az bir şeydir.²
1 Nefr: Lugatte heyecan verici bir emirden dolayı fırlayıp ileri çıkmak demektir. “Nefr” düşmana karşı gaza için fırlayıp çıkmak anlamında kullanılır. Böyle evlerinden çıkıp bir yere toplanan cemaate “nefir”, onlardan her birine “nefer” denilir. Önderin, insanları cihada teşvik etmesine de “istinfar” adı verilir ki, dilimizde buna “seferberlik emri” denir. Yani halkı yerinden kaldırıp harekete geçirmek demektir. Allah yolunda seferberlik emri verilince şekline göre hemen icabet etmek farzdır. Burada işi ağırdan alanlar bile kınanmış ve azarlanmıştır. Elbette bu ağırdan alma işi müminlerin hepsinde meydana gelmiş değildir. Fakat bir bütünlük meydana getirmesi gereken bir toplum içinden bazılarının ağırdan alması, bütünün hareketini ağırlaştırıp aksatacağından ve seferberliğin vaktinde tamamlanamayıp ordunun gecikmesine ve Müslümanların zararına sebep olacağından, ilahi hitap bu şekilde olmuştur. Her şeyin doğrusunu Allah bilir. (Elmalılı)2 Bu durum H. 9. yılda Huneyn ve Taif savaşlarından yeni dönüldüğü sırada, Tebük seferberliği emredildiği zaman meydana gelmiştir. Mevsim yaz, hava çok sıcak, Medîne’nin meyveleri yetişmiş, mesafe uzak ve düşman çok kuvvetli idi. Savaşılacak ordu, Bizans ordusu olduğu için, savaş hazırlığı da ağır idi. Toplam yirmi bin kişilik bir ordu ile Peygamberimiz Tebük’e hareket etmiş, bazı bedevî kabîleleri, Müslümanlardan bir kısmı ve birçok münâfık, orduya katılmak istememişlerdi. Bu ordu Tebük’e kadar gitti, Bizans ordusu karşısına çıkamayınca tekrar geri döndü. Bu, Müslümanlara büyük bir itibar kazandırdı. Bu âyet ve devamı, bu olay üzerine indi.