Hahamlarını ve rahiplerini Allah'tan ayrı rabler edindiler, Meryem oğlu Mesih'i de öyle. Oysa kendilerine yalnız tek Tanrı olan Allah'a ibadet etmeleri emredilmişti. O'ndan başka tanrı yoktur. O, onların ortak koştukları şeylerden münezzehtir.
Rivâyetlere göre yahûdîler, Tevrât'ın hükümlerini uygulamayı bırakınca yüce Allah, Tevrât'ın içinde bulunduğu Tâbût'u ortadan kaldırmış. Tevrât'ın yazılı metni ellerinden gittiği gibi, belleklerindeki âyetler de tamamen silinmiş. Tevrât'ın ortadan kalkmasına çok üzülen Uzeyr (Kitapı Mukaddes'e göre Ezra), Tevrât'ın kendisine verilmesi için Allah'a çok yalvarmış. Nihâyet bir gün, Allah'a yönelmiş vaziyette namaz kılarken Allah'tan inen bir nûr, içine dolmuş ve Tevrât, olduğu gibi kalbine doğmuş olan Uzeyr, Allah'ın, Tevrât'ı kendisine verdiğini kavmine duyurmuş ve Kutsal Kitapı onlara öğretmiş. İşte bunun için İsrâîl Oğulları: "Uzeyr, Allah'ın oğlu olmasaydı, Tevrât kendisine verilmezdi" demişler (Taberî, Câmi'u'l-beyân: 10/111). Bu rivâyetlerin, İsrâîl Oğulları geleneklerinden tefsîrlere geçtiğinde şüphe yoktur. Gerçek şu ki: Yahûdîlerin Kutsal Kitaplarını taşıyan sandık, birkaç kez düşmanlarının eline geçmiş; Kutsal Kitap saldırıya uğramış; bizzat Hz. Mûsâ'ya verilen levhaların orijini ortadan kaybolmuştur. Yahûdî dîn uzmanları, belleklerinde kalan Tevrât âyetlerini parça parça yazmışlar. Babil tutsaklığı sırasında, iyi bir yazıcı olan kâhin Ezra, bu şifâhî ve kısmen yazılı rivâyetleri bir araya toplayıp yahûdî Kutsal Kitapını bir bütün halinde ortaya çıkarmıştır. Bu hizmetinden dolayı Ezra, İsrâîl Oğullarının takdir ve saygısını kazanmış, zamanla aşırılığa doğru tırmanan bu saygı, onun, Allah'ın oğlu sayılması noktasına kadar ileri götürülmüştür (Ezra hakkında, Kitabı Mukaddes, Ezra, s. 466-476'ya bakınız). İşte Kur'ân-ı Kerîm, insanı tanrılaştıran bu aşırı inanç ve davranışları reddetmektedir.