Ve yine Allah’tan ve O’nun Elçisi’nden bu Büyük Hac günü ³ bütün insanlığa [yapılmış] bir duyurudur şu: “Allah’ın Allah’tan başkalarına tanrılık yakıştıranlarla hiçbir bağlantısı yoktur; O’nun Elçisi’nin de (öyle). Hal böyleyken artık tevbe ederseniz, kendi iyiliğinize olacaktır bu; yok eğer (bu fırsatı da) teperseniz, o zaman, bilin ki, Allah’ın gözetiminden asla kurtulamayacaksınız!” Ve (bütün bunlardan sonra) sen [ey Peygamber], hakkı inkara şartlanmış olan o kimselere çok çetin bir azabı müjdele.
3 “Büyük Hac günü”nden hangi haccın kasdedildiği konusunda müfessirler arasında görüş birliği yoktur. Müfessirlerin çoğu bunun, Hz. Peygamber’in bizzat katılmadığı ve Hz. Ebû Bekir’i Hac Emîri olarak tayin ettiği H. 9. yılda yapılan hac olduğunu ileri sürmüşlerdir. Oysa Kur’an’da bu özel haccın “Büyük Hac” olarak nitelendirilmesi bu görüşü ihtimal olmaktan çıkarmaktadır. Öte yandan, bu konuda Abdullah b. Ömer’e dayanılarak rivayet edilen bir Hadis’e göre Hz. Peygamber, H. 10. yılda bizzat imamet ettiği, tarihe Veda Haccı diye geçmiş bulunan son haccı tam da bu sözcüklerle yani “Büyük Hac” olarak anmıştır (Zemahşerî, Râzî). Bu Hadis de gözönünde bulundurulduğunda, ayette sözü geçen haccın, bu Vedâ Haccı olduğuna rahatlıkla hükmedilebilir. Eğer bu son görüş doğruysa, bundan, surenin 3 ve 4. ayetlerinin de Veda Haccı sırasında, yani Hz. Peygamber’in vefatından kısa bir süre önce vahyedildiği sonucu çıkarılabilir. Bu, ayrıca, güvenilir bir rivayet üslubu içinde Hz. Peygamber’in Sahâbesi’nden el-Berâ’ya isnad edilen -ve başka türlü şaşırtıcı olacak olan- “Tevbe suresinin Hz. Peygamber’e vahyedilen son sure” olduğu yolundaki ifadenin de anlaşılabilir olmasını sağlıyor; çünkü, her ne kadar surenin bir bütün olarak H. 9. yıl içinde vahyedilmiş olduğu ve Kur’an’ın Mâide gibi muhtelif başka surelerinin onu izlediği, herhangi bir şüpheye yer bırakmayacak biçimde biliniyor olsa da, mümkündür ki, el-Berâ’ bu ifadeyi kullanırken (Buhârî, Kitabu’t-Tefsîr), sadece Tevbe suresinin, muhtemelen Vedâ Haccı sırasında vahyedilen bu iki anahtar-ayetini (3 ve 4. ayeti) kasdediyordu.