close
close
Kelimenin Kök Hâli ve Türevleri
close

Tevbe Sûresi 29. Ayet Meali

Türkçe Transcript
swap_vert close
Kâtilû-lleżîne lâ yu/minûne bi(A)llâhi velâ bilyevmi-l-âḣiri velâ yuharrimûne mâ harrama(A)llâhu verasûluhu velâ yedînûne dîne-lhakki mine-lleżîne ûtû-lkitâbe hattâ yu’tû-lcizyete ‘an yedin vehum sâġirûn(e)
Abdulbaki Gölpınarlı
swap_vert close
Kendilerine kitap verilenlerden Allah'a ve ahiret gününe inanmayanlarla, Allah'la Peygamberinin haram ettiğini haram saymayanlarla ve hak dinini kabul etmeyenlerle savaşın cizye vermeye razı olup bizzat kendi elleriyle ve alçalarak gelip verinceye dek onlar.
Abdullah-Ahmet Akgül
swap_vert close
Kendilerine kitap verilenlerden; Allah’a ve ahiret gününe inanmayan, Allah’ın ve Resulü’nün haram kıldığını haram tanımayan ve Hakk Dini (İslam’ı) din edinip (teslim olmayan)larla, onlar küçük düşürülüp kendi elleriyle cizyeyi (zillet ve teslimiyet vergisini) verinceye kadar savaşın (ki izzet ve hâkimiyet mü’minlerin şerefidir).
Abdullah Parlıyan
swap_vert close
Bize de kitap verildi diyenlerden Allah'a da, ahiret gününe de inanmayan Allah'ın ve peygamberinin haram ettiği şeyleri haram tanımayan, gerçek din olan İslâm'ı din olarak kabul etmeyen kimselerle Allah'ın dininin egemenliğini kabul edinceye kadar, savaş yoluyla baş eğdirilip kendi elleriyle cizye denilen mal ve canlarını koruma bedeli olan vergiyi ödeyinceye kadar savaşın.
Ahmet Tekin
swap_vert close
Kendilerine verilen kutsal kitapların hükmünce sorumlu tutulanlardan Allah'a, Allah'a imanın gerektirdiği esaslara ve âhiret gününe iman etmeyenler, Allah'ın ve Rasulünün haram kıldığı şeyleri haram saymayanlarla, Hak Dini, şeriatı, din, şeriat ve medeniyet olarak kabul etmeyenlerle, kendi rızalarıyla boyun eğip, İslam devletinin otoritesini, şer'î hükümleri kabullenerek, kendilerine sağlanan imkânların karşılığı cizyeyi verir hale gelinceye kadar savaşın.
Ahmet Varol
swap_vert close
Kendilerine kitap verilmiş olanlardan Allah'a ve ahiret gününe iman etmeyen, Allah'ın ve Peygamber'inin haram kıldığını haram tanımayan ve hak dini din edinmeyenlere karşı, küçük düşürülmüş bir halde kendi elleriyle cizye verinceye kadar savaşın.
Ali Bulaç
swap_vert close
Kendilerine kitap verilenlerden, Allah'a ve ahiret gününe inanmayan, Allah'ın ve Resûlü'nün haram kıldığını haram tanımayan ve hak dini (İslam'ı) din edinmeyenlerle, küçük düşürülüp cizyeyi kendi elleriyle verinceye kadar savaşın.
Ali Fikri Yavuz
swap_vert close
O kendilerine kitap verilenlerden, Allah'a ve âhiret gününe inanmıyan, Allah'ın ve Peygamberin haram ettiği şeyi haram tanımıyan ve hak dinini (İslâmı) din edinmiyen kimselerle; onlar hor ve küçülmüş oldukları halde kendi elleriyel (boyun eğerek) cizye verinceye kadar harb edin.
Bahaeddin Sağlam
swap_vert close
Kitap verilenlerden, Allah’a ve ahiret gününe inanmayan, Allah ve elçisinin haram ettikleri şeyleri haram saymayan, hak dine itaat etmeyenlerle, boyun eğip elden cizye verinceye kadar savaşın.
Bayraktar Bayraklı
swap_vert close
Kendilerine kitap verilenlerden Allah'a ve âhiret gününe inanmayan, Allah ve Peygamber'inin haram kıldığını haram saymayan ve hak dini kendine din edinmeyen kimselerle, boyun büküp kendi elleriyle cizye verinceye kadar savaşınız.
Besim Atalay
swap_vert close
Hem Allaha, hem de sonraki güne inanmayan kimselerle, Allah ile peygamberin haram kıldığı şeyi, haram bilmiyenlerle, hak dine girmiyenlerle, boyun eğip elleriyle haraç verene değin vuruşasınız
Cemal Külünkoğlu
swap_vert close
Allah'a ve ahiret gününe inanmayanlarla, Allah'ın ve O'nun elçisinin haram kıldığını haram kabul etmeyenlerle, kendilerine kitap verilenlerden hak dini din olarak benimsemeyenlerle (size karşı savaş başlatırlarsa), boyun eğerek kendi elleriyle cizye verecekleri zamana kadar savaşın!
Bkz. 2/190, 9/12“Cizye” sözcüğü “bedel” anlamında bir nevi güvenlik vergisidir. Bu vergi, İslâm devleti ya da toplumu bünyesinde yaşayan gayri Müslim vatandaşların mükellef olan erkeklerinden can ve mallarını koruma bedeli olarak yılda bir defa alınmaktadır. Cizyenin miktarı, yükümlülerin ekonomik durumları dikkate alınarak belirlenir. Akıl hastaları, bunaklar, çocuklar, kadınlar, köleler, körler, topallar ve yaşlılar cizye ödemezler. Cizye veren kişi İslâm’a girer ve Müslüman olursa cizye vermekten kurtulurdu. Bu uygulama aynı zamanda gösteriyor ki; kimse dinini değiştirmeye zorlanamaz. Öyle olsaydı cizye vermek kaydıyla dinini yaşamaya devam eden insanlara dinlerini yaşama müsaadesi verilmezdi. Cizye vermelerinin sebebi; kendilerinin korunma konusunda herhangi bir sorumlulukları olmadığı halde İslâm devleti ya da toplumu tarafından korunmalarının sağlanmasıdır. Bu ayeti, daha iyi anlamak için Muhammed 47/4 ayetiyle bir araya getirmek gerekir: “(Savaşta) inkâr edenlerle karşılaştığınız zaman hemen (onlar sizi öldürmeden siz onların) boyunlarını vurun. Onlara üstün geldiğiniz zaman bağı sıkı bağlayın (onları esir alın). Savaş bitince de onları ya karşılıksız olarak ya da fidye ile salıverin…” (Muhammed 47/4)  
Cemil Said
swap_vert close
Allâh’a ve âhiret günine îmân itmeyenleri ve Allâh ve rasûlünün harâm itdiğini harâm ’add itmeyenleri ve ehl-i kitâbdan olub da hak dîni kabûl itmeyenleri katl idniz ve elleriyle fidye-i necât virinceye kadar, ’âciz bir halde bırakıncaya kadar muhârebe idiniz.
Diyanet İşleri (Eski)
swap_vert close
Kitap verilenlerden, Allah'a, ahiret gününe inanmayan, Allah'ın ve Peygamberinin haram kıldığını haram saymayan, hak dinini din edinmeyenlerle, boyunlarını büküp kendi elleriyle cizye verene kadar savaşın.*
Diyanet İşleri (Yeni)
swap_vert close
Kendilerine kitap verilenlerden Allah’a ve ahiret gününe iman etmeyen, Allah’ın ve Resûlünün haram kıldığını haram saymayan ve hak din İslâm’ı din edinmeyen kimselerle, küçülerek (boyun eğerek) kendi elleriyle cizyeyi verinceye kadar savaşın.
Kur'an Yolu (Diyanet İşleri)
swap_vert close
Ehl-i kitap’tan Allah’a ve âhiret gününe inanmayan, Allah ve resulünün yasakladığını yasak saymayan ve hak dine uymayan kimselerle, yenilmiş olarak ve kendi elleriyle cizye verinceye kadar savaşın.
Diyanet Vakfı
swap_vert close
Kendilerine Kitap verilenlerden Allah'a ve ahiret gününe inanmayan, Allah ve Resûlünün haram kıldığını haram saymayan ve hak dini kendine din edinmeyen kimselerle, küçülerek elleriyle cizye verinceye kadar savaşın.
Edip Yüksel
swap_vert close
Kendilerine kitap verilenler arasından, ALLAH'a ve ahiret gününe inanmıyan, ALLAH'ın ve elçisinin yasakladığını yasaklamıyan ve gerçek dine uymayan kimselerle boyunlarını eğip elleriyle vergi verinceye kadar savaşın.
Burada sözü edilen grup müslümanlara savaş açmış Kitap halkıdır. Daha önceki 9:1-5 ayetlerine bakınız.  
Elmalılı Hamdi Yazır
swap_vert close
Kendilerine kitap verilenlerden oldukları halde ne Allah'a, ne ahiret gününe inanmayan, Allah'ın ve Resulünün haram kıldığını haram tanımayan ve hak dini din edinmeyen kimselere alçalmış oldukları halde elden cizye verecekleri hale gelinceye kadar savaş yapın.
Elmalılı Meali (Orijinal)
swap_vert close
O kendilerine kitab verilenlerden oldukları halde ne Allaha ne Âhıret gününe inanmıyan, Allahın ve Resulünün haram ettiğini haram tanımıyan, ve hak dinini din edinmiyen kimselere küçülmüş oldukları halde elden cizye verecekleri hale kadar harbedin
Emrah Demiryent
swap_vert close
(Ey îmân edenler!) Kendilerine kitap verilenlerden, Allah’a, âhiret gününe inanmayan, Allah’ın ve Resûlü’nün harâm ettiği şeyleri harâm saymayan, (tek) hak (din olan, İslâm) dini (ni) kendine din edinmeyen kimselerle, onlar küçük düşürülmüş bir halde (size) kendi elleriyle cizye verinceye kadar cihat edin.
Erhan Aktaş
swap_vert close
Kendilerine Kitap verilenlerden, Allah'a ve Ahiret Günü'ne inanmayan; Allah'ın ve Resûlünün haram kıldığını haram saymayan ve Hak Din'i, din edinmeyen kimselerle, üstünlüğünüzü kabul ettirinceye, kendi elleriyle size belli bir cizye¹ verinceye kadar savaşın.²
1- Belli bir ceza. Savaş hukuku çerçevesinde esirlerden alınan fidye. Bu “cizyenin” (cezanın) gelenekte Müslüman olmayan “tebadan” alınan “baş vergisiyle” bir ilgisi yoktur. 2- Bu ayet, önceki ayetlerden de açıkça anlaşıldığı gibi doğrudan savaş durumu ile bağlantılı bir ayettir. Yoksa birçok ayette hangi inançtan olurlarsa olsunlar, saldırmadıkları sürece hiç kimse ile savaşılmayacağı açıkça ifade edilmektedir. Örneğin 2:190. Ayet)  
Hasan Basri Çantay
swap_vert close
Kendilerine kitab verilenlerden ne Allaha, ne âhiret gününe inanmayan, Allahın ve peygamberinin haraam etdiği şeyleri haram tanımayan, hak dînini dîn olarak kabul etmeyen kimselerle, zelîl ve hakıyr kendi el (ler) iyle cizye verecekleri zamana kadar, muhaarebe edin.
Hayrat Neşriyat
swap_vert close
Kendilerine kitab verilenlerden Allah'a ve âhiret gününe îmân etmeyen, Allah'ın ve Resûlünün haram kıldığını haram saymayan ve hak dîni din edinmeyen kimselerle, zelil bir hâle düşmüş kimseler olarak kendi elleriyle cizye verinceye kadar savaşın!
İhsan Aktaş
swap_vert close
Kendilerine önceden kitap verilen (barış antlaşmalarına uymayıp size saldıran o malum) gruptan Allah’a da ahiret gününe de (gerçek anlamda) inanmayan, Allah ve onun elçisi’nin haram kıldığını (saldırganlık, tecavüz ve zulmü) haram saymayan ve (saldırganlığı haram kılan) hak dini (kendi dinlerinden tahrif edilmemiş ilahi hüküm, kanun ve yasaları) din edinmeyen (saldırmazlık hukukunu de hiçe sayan o saldırgan) kimselerle yenilgiyi kabul edip cizyeyi (size verdikleri zararın karşılığı olan savaş tazminatını) elden (sahip oldukları kudret ve imkânlarından) verinceye dek (onlar sizinle çarpıştıkları gibi) siz de çarpışın. *
(*) Cizye, "kâfi gelmek; karşılığını vermek, hakkını ödemek, tazminat ya da bedel olarak bir şey ödemek, birine yapılan iyiliklere karşı iyilik yapanı mükâfatlandırmak’ gibi anlamlara gelen ’ceza, ( جزي - يجزي) fiilinden türemiş (فعلة) ’’fi’le’’ vezninde bir isimdir.. Kaynak: (Halil b. Ahmed, Kitabul- Ayn, Beyrut 1988, VI,164; Muhammed b. Ahmed el-Ezheri,) Ayet, ilk bakışta Kitap ehline karşı yapılmış bir savaş çağrısı olarak anlaşılabilir. Ancak savaşın savunma amacıyla caiz olduğu yolundaki Kur’ an’ı ilkenin ışığı altında okunup değerlendirildiğinde bu savaşın, Müslüman toplumuna karşı girişilen bir saldırı yahut onun güvenliğini tehlikeye sokan bir tehdidin mevcut olması hâlinde geçerli olduğu ortaya çıkar. Yani buradaki savaş bir saldırı savaşı olmayıp savunma savaşıdır. Onlarla savaş, bizimle savaştıkları ve bize karşı hücuma geçtikleri zaman, saldırgan müşriklerle yapılan savaş gibidir. İşte Ankebüt- 46. Ayetin ((وَلَا تُجَادِلُوا أَهْلَ الْكِتَابِ إِلَّا بِالَّتِي هِيَ أَحْسَنُ إِلَّا الَّذِينَ ظَلَمُوا منهم ’’Kitap ehliden zulüm edip size saldıranlar hariç, diğerleriyle daima en güzel şekilde mücadele edin’’şeklindeki mesajı bunu teyit etmektedir. Demek ki, Tevbe-29. ayet, Müslümanlara saldıran ve barışa yanaşmayan kitap ehlinden sadece bir kesimi ifade ediyor, bütün kitap ehli değil. Cizyeye gelince,) جزية) cizye kavramı toprak fethetme sevdasına kapılmış olan Emevilerin uydurma hadisler yardımıyla manasını saptırdıkları bir kavramdır. Kur’an da geçen "cizye" savunma savaşı sonrası karşı taraftan (saldıran ve zarar verenden) talep edilen savaş tazminatı anlamına gelir, yani cizye için asla savaşılmaz, bu ayette vurgusu yapılan kesim ise, barış antlaşmasını bozan saldırgan bir grup olup bütün kitap ehlini kapsamaz. Çünkü ayette geçen ) من الذين) ’’min,’’ tab’id harfi olup sadece saldıran kesimi ifade ediyor. Eğer cizye Müslüman olmayanlardan alınan bir kele vergisi olsaydı, ayetin bütün kitap ehlini kapsayacak şekilde bir ifadeyi kullanması gerekirdi, ama ayette öyle bir ifade yoktur. Demek ki, cizye gayrimüslimlerden alınan bir kele vergisi değil, sadece saldırgan tarafın verdiği zararı tazmin etmesi olayıdır. Zaten Bakara-190. ayeti de saldırganlara karşı yapılan savunma savaşı hariç, hiçbir savaşa onay vermez ve her türlü saldırı ve savaşı şiddetle yasaklar. Not: Bakara-191. ayet, yine Bakara-190. ayette geçen saldırganlara vurgu yapıyor, başka bir gruba değil. Ayrıca öncelikle Kur’an’dan bir konuyu anlamanın ya da bir sorunu çözmenin tek yolu, durumun Kuran’a arz edilmesidir. Özetle; Cizye ceza kökünden gelir. Ceza savaşa özel ödenen bir tazminattır, yani savaşlarda saldırgan devletlerin, galip devletlere verdikleri zarar karşılığında ödemek zorunda oldukları tazminata denir. Tarihte bu cizyeye örnek ödemeler mevcuttur. Ayrıca cizye/tazminat, medeni hukukta da var olan bir cezadır. Yakın tarihimize baktığımızda II. Dünya savaşı sonrası saldırgan Almanya’nın ödediği savaş tazminatı da cizyedir. Yine yakın tarihimizde Yunanistan Kurtuluş Savaşında Batı Anadolu’ya verdiği zararın karşılığında savaş tazminatı olarak Türkiye’ye Edirne’nin Karaağaç semtini vermiştir. Ayrıca ayette geçen ‘’Allah’a, ahiret gününe vs. inanmayan…’’ şeklindeki vasıflar bunların tanımı içindir, yoksa savaşın gerekçesi için değildir. Eğer öyle olsaydı, onlar Müslüman oluncaya kadar onlarla savaşın denilecekti…(alıntı) Yani bu “cizyenin” gelenekte Müslüman olmayan “teb’adan” alınan “baş vergisiyle” bir ilgisi yoktur. Bu ayet, önceki ayetlerden de anlaşıldığı gibi doğrudan savaş durumu ile bağlantılıdır. Yoksa birçok ayette hangi inançtan olurlarsa olsunlar, saldırmadıkları sürece hiç kimse ile savaşılmayacağı açıkça ifade edilmektedir. Bkz: Bakara: 190. Ayet) https://kurandaceliskiolmaz.com/kurana-gore-cizye-vergi-degil-savas-tazminatidir. Bunlarla savaşabilmek için, evvela onların saldırmaları şarttır (2, 190) Ayrıca aşağıdaki kaynaklara bkz: فالآية " تتكلم عن موقف بعينه مع طوائف محددة وقت نزول القرآن وعن جزاء فعلهم (الجزية) كما تم شرحه أعلاه (التفسير العصرى للقرآن الكريم - روح القرآن) الجزية تفرض على المغلوبين من أهل البلاد المفاتلة عنوة بدون رضاهم، وتضرب عليهم إجمالاً وتفصيلاً (حتى يعطوا الجزية عن يد وهم صاغرون - شبكة الألوك،) فجعلوا من الجزية التي فرضها المولى سبحانه وتعالى عقوبة على المقاتلين المعتدين من أهل الكتاب، آتاوة على جميع أهل الكتاب بدون وجه حق) لا نجد في كتاب الله العزيز آية واحدة تجيز الاعتداء على أحد، وفي هذه الآية تحديداً (التوبة 29) اُمرنا بالقتال المشروع، وهو الدفاع عن النفس والدين. لقد جاء الأمر بقتال الذين أعتدوا من أهل الكتاب فقط وليس أهل الكتاب كافَة أما أهل الكتاب من غير المقاتلين الذين لم يشتركوا في القتال ولم يخرجوا المسلمين من ديارهم ولم يظاهروا على إخراجهم، فعلى المسلمين أن يقوموا بِبرهم وأن يُقسطوا إليهم امتثالاً لقول الله تعالى:{لَا يَنْهَاكُمُ اللَّهُ عَنِ الَّذِينَ لَمْ يُقَاتِلُوكُمْ فِي الدِّينِ وَلَمْ يُخْرِجُوكُم مِّن دِيَارِكُمْ أَن تَبَرُّوهُمْ وَتُقْسِطُوا إِلَيْهِمْ إِنَّ اللَّهَ يُحِبُّ الْمُقْسِطِينَ} (ألممتحنة 8) وهذه الاية من سورة العنكبوت -46 (وَلَا تُجَادِلُوا أَهْلَ الْكِتَابِ إِلَّا بِالَّتِي هِيَ أَ أحْسَنُ إِلَّا الَّذِينَ ظَلَمُوا مِنْهُمْ الخ ﴿٤٦﴾) تؤيد هذا لان قوله تعالي (إِلَّا الَّذِينَ ظَلَمُوا مِنْهُمْ) أي اعتدوا عليكم ونصبوا الحرب لكم ولم يقبلوا الصلح الخ حيث هذاالفرقة المعتدية المقاتلة تثسني من الذين يجب علينا أن نجادلهم بأحسن صورة... (مروان محمد عبد الهادي – الموقع الرسمي )...و موقف الرسول الواضح بعد الرجوع إلى مكة يؤكد ان مفهوم محاربة غير المسلمين وعرض (الإسلام أو الجزية أو القتل) عليهم ليس من القرآن فى شيء فالرسول قال لأهل مكة - و هم الذين دأوه بالعدوان- حينما رجع إليها (إذهبوا فأنتم الطلقاء) و لم يقل لهم (الإسلام أو الجزية و القتل) الجزية ليست مؤبدة؛ إذ إنها جزاء مرتبط بالملاءمة الاجتماعية والأمر بالعدل والنهي عن الظلم، فأي اعتداء يصدر من الفئة المعتدية بأوصافها المقررة شرعاً له جزاء ملائم، أما أبدية الجزاء فيتنافى مع الملاءمة الاجتماعية والعدل بل هو ظلم بين، وليس في الآية أي إلزام بتأبيد الجزية --والصواب الذي تطمئن له النفس؛ أن المواطنين من الذين لهم صلة بالكتاب (مسيحيين، يهود، صابئة…الخ) لا تفرض عليهم أي جزية طالما لم يصدر منهم اعتداء، إذ الجزية تشرع باشتراطات معينة لا تنطبق على المواطن المختلف في الدين (الجزية في القرآن والتاريخ) يجب ان نفهم اولاأن كلمة قاتلوا لا تقال الا للدفاع مع عدم الاعتداء كنص الاية (وَقَاتِلُوا فِي سَبِيلِ اللَّهِ الَّذِينَ يُقَاتِلُونَكُمْ وَلا تَعْتَدُوا إِنَّ اللَّهَ لا يُحِبُّ الْمُعْتَدِينَ) (البقرة:190) والذين يقاتلوننا و المطلوب قتالهم هم طائفة من اهل الكتاب اسما فقط لا يؤمنون بالله و لا باليوم الاخر و لا يحرمون القتل و الغدر و السرقة و الربا و لا يدينون دين الحق اى لا ينفذون احكام دينهم الموجودة عندهم فى التوراة والانجيل و هؤلاء قد ظاهروا كفار مكة على قتال المسلمين و غدروا بالمسلمين فى غزوة الاحزاب مثل يهود خيبرو بنى قريظة و بذلك و جب تنفيذ أمر الله بقتال المعتدين من اهل الكتاب وليس كل اهل الكتاب ... أما الطائفة الاخرى من اهل الكتاب الذين يؤمنونبالله و باليوم الاخر ولا يقاتلون المسلمين فيجب معاملتهم بالبر و القسط اى المساواة مع المسلمين فى الحقوق و الواجبات لتوصية الله (لا يَنْهَاكُمُ اللَّهُ عَنِ الَّذِينَ لَمْ يُقَاتِلُوكُمْ فِي الدِّينِ وَلَمْ يُخْرِجُوكُمْ مِنْ دِيَارِكُمْ أَنْ تَبَرُّوهُمْ وَتُقْسِطُوا إِلَيْهِمْ إِنَّ اللَّهَ يُحِبُّ الْمُقْسِطِينَ) (الممتحنة:8) و خلاصة فهم الاية ان الجزية لا بد ان تكون بعد قتال و القتال كان لطائفة من اهل الكتاب لهم صفات مذكورة بدقة و ليس كل اهل الكتاب ولذلك فإن اهل الكتاب الذين لا يقاتلوننا فهم مثلنا تماما فى المعاملة اى بدون جزية (أهل القران) فالجزية هي غرامة حربية يدفعها المعتدون على المسلمين مقابل إنهاء القتال، ولا تؤخذ من الناس مقابل تركهم على دينهم، فهذا حق من حقوقهم قرره الله لهم، ولا يجوز لأحد أن ينهب أموال الناس مقابل تركهم يمارسون حقا قرره الله لهم، كما كان يتم استعمال هذا المعنى في عصور غابرة !! أما تنظيم التعايش بين المسلمين وبين غيرهم في كيانٍ واحد فهو أمر آخر يخضع لعقد بحيث يرضي الجميع ويكون متفق عليه ويعبر عن قيم الإسلام العليا التي هي أيضا القيم الإنسانية العليا مثل الحكم بالعدل والقيام بالقسط وأداء الأمانات إلى أهلها والبر والتواصي بالحق والتعاون البناء المثمر وكل هذه القيم أطّرها القرآن الى الى يوم القيامة ولايجوز لأحد أن يُحرفها (أسطورة عودة المسيح وعقيدة المخلص والمهدي المنتظر) (حتى يعطوا الجزية عن يد وهم صاغرون} هذه غاية للأمر بقتال أهل الكتاب ينتهي بها إذا كان الغلب لنا، أي قاتلوا من ذكر عند وجود ما يقتضي وجوب القتال كالاعتداء عليكم أو على بلادكم، أو اضطهادكم وفتنتك عن دينكم أو تهديد أمنكم وسلامتكم. كما فعل الروم، فكان سببا لغزوة تبوك، حتى تأمنوا عدوانهم بإعطائكم الجزية في الحالين اللذين قيدت بهما (تفسير المنار – محمد رشيد رضا)ا سبب نزول سورة التوبة الاية - 29: فهذه لاية موجهة لقتال الروم واعوانهم فقط, و كان سبب اعلان النبيﷺ حربه عليهم ,هو قيام الروم و اتباعهم بقتل رسول النبيﷺ واصحابه.فالنبي محمد ﷺ بعث الحارث بن عمير الأزدي بكتابه إلى قيصر بُصْرَى، فعرض له شُرَحْبِيل بن عمرو الغساني ـ وكان عاملاً على البلقاء من أرض الشام من قِبل قيصر ـ فأوثقه رباطاً، ثم قدمه فضرب عنقه. وكان قتل السفراء والرسل من أشنع الجرائم، يساوي بل يزيد على إعلان حالة الحرب، فاشتد ذلك على النبي محمد ﷺ حين نقلت إليه الأخبار فجهز إليهم جيشاً قوامه ثلاثة آلاف مقاتل، وهو أكبر جيش إسلامي لم يجتمع مثله قبل ذلك إلا في غزوة الخندق.أسباب غزوة تبوك : يذكر المؤرّخون أن السبب الرئيسيّ والمُباشر لغزوة تبوك هو وصول الأخبار للنبي -عليه الصلاة والسلام- عن حشْد الروم لقوّاتِهِا وجُنُودها من الشام بقيادة القيصر هِرقل؛ وذلك لِقتال المُسلمين، والقضاء على الإسلام، وغزو حُدود العرب الشماليّة، فقرّر النبي -عليه الصلاة والسلام- استنفار الصحابة الكرام للخروج لهم. أمّا الأسباب غير المُباشرة فكانت تتمثّل بحماية الإسلام والدِفاع عنه، وحُريّة نشره داخل الجزيرة العربيّة، وتقوية القبائل العربيّة التي تخضع لِحُكم الروم بعد دُخُولها الإسلام، ومحو الآثار النفسيّة التي خلّفها انسحاب المُسلمين من غزوة مؤتة، والعلم بالقوّة الحقيقيّة للروم وحُلفائهم في الشام استعداداً للنّصر المبين.[١][٢ المراجع ↑(1) صالح بن طه عبد الواحد (1428 هـ)، سُبُل السَّلام مِن صَحيح سيرة خَير الأنَامِ (الطبعة الثانية)، تركيا: مكتبة الغرباء، صفحة 525، جزء 1. بتصرّف. ↑(2) محمود شيت خطابْ (1422هـ)، الرسول القائد (الطبعة السادسة)، بيروت: دار الفكر، صفحة 397. بتصرّف.) الخلاصة : فالجزية هي غرامة حربية يدفعها المعتدون على المسلمين مقابل إنهاء القتال، ولا تؤخذ من الناس مقابل تركهم على دينهم، فهذا حق من حقوقهم قرره الله لهم، ولا يجوز لأحد أن ينهب أموال الناس مقابل تركهم يمارسون حقا قرره الله لهم، كما كان يتم استعمال هذا المعنى في عصور غابرة !! أما تنظيم التعايش بين المسلمين وبين غيرهم في كيانٍ واحد فهو أمر آخر يخضع لعقد بحيث يرضي الجميع ويكون متفق عليه ويعبر عن قيم الإسلام العليا التي هي أيضا القيم الإنسانية العليا مثل الحكم بالعدل والقيام بالقسط وأداء الأمانات إلى أهلها والبر والتواصي بالحق والتعاون البناء المثمر وكل هذه القيم أطّرها القرآن الى يوم القيامة ولايجوز لأحد أن يُحرفها !!] (أسطورة عودة المسيح وعقيدة المخلص والمهدي المنتظر)  
İlyas Yorulmaz
swap_vert close
Allah’a ve ahiret gününe iman etmeyenlerle, Allah ve O nun elçisinin haram ettiklerini yasaklamayanlarla, kendilerine kitap verilenlerden, doğru ve gerçek olan Allah’ın dinini din olarak kabul etmeyenlerle, kendi elleriyle size boyun eğerek, cizye verinceye kadar savaşın.
İsmayıl Hakkı Baltacıoğlu
swap_vert close
Kendilerine Kitap verilenlerden olup da Allah’a, son güne inanmıyan, Allah’ın, elçisinin haram kıldığını haram tanımıyan, doğru dini tutmıyan kimselerle, elleriyle baç verinceye, boyun eğinceye kadar vuruşun.
İsmail Hakkı İzmirli
swap_vert close
Kitab/a mazhar olanlardan olup Allah/a ve âhiret gününe inanmayan, Allah/ın ve peygamberinin haram kıldığını haram saymayan, hak dini tutmayan kimselerle, boyun eğerek elleriyle cizye [⁴] verinceye kadar mukatele edin.
[4] Üzerlerinde takarrür eden vergi.  
İsmail Yakıt
swap_vert close
(Ey inananlar!) Kendilerine Kitap verilenlerden Allah’a ve ahiret gününe inanmayan, Allah’ın ve elçisinin haram kıldığını haram saymayan ve gerçek dini din edinmeyen kimselerle, boyun büküp kendi elleriyle cizye verene kadar savaşınız!
Kadri Çelik
swap_vert close
Kitab verilenlerden, Allah'a, ahiret gününe inanmayan, Allah'ın ve peygamberinin haram kıldığını haram saymayan ve hak dinini din edinmeyenlerle, küçülerek kendi elleriyle cizye verene kadar savaşın.
Mahmut Kısa
swap_vert close
Kendilerine Tevrat, Zebur, İncil gibi kutsal Kitap verilen Hıristiyan ve Yahudilerden, Allah’a ve âhiret gününe gereğince inanmayan, Allah’ın ve son Elçisinin haram kıldığını haram kabul etmeyen ve Kur’an’da özellikleri belirtilen Hak Dini din olarak benimsemeyen kimselerle, alçalmış ve gururları kırılmış bir hâlde, size kendi elleriylevergi verinceye dek Allah yolunda savaşın! Onlar, Peygamberlerin emânet ettiği hak dini o kadar değiştirip tanınmaz hâle getirdiler ki:
Mahmut Özdemir
swap_vert close
Küçük düşmüş olarak Cizye’yi elden ödeyinceye kadar, Kitap verilmiş olanlardan Allah’a ve Âhir Gün’e inanmaz, Allah’ın ve O’nun rasûlünün haram kıldığını haram saymaz ve Hakk’ın dini’ni din edinmez kimseler ile savaşın!
Mehmet Çakır
swap_vert close
Siz, Allah'a ve ahiret hayatına inanmayanlarla savaşın, Allah ve resulünün yasakladığı şeyleri yasak saymayanlarla savaşın. İslâm’ı kabul etmeyen ehlikitap ile mücadeleyi ise, azınlık olmayı ve kelle vergisini / cizyeyi vermeyi kabul edene kadar sürdürün...
Mehmet Çoban
swap_vert close
Kendilerine kitap verilenlerden Allah’a, ahiret gününe iman etmeyen, Allah Resulünün uyguladığı Allah’ın haram hükümlerine uymayan, üstelik Allah’ın haramlarını haram saymayan, gerçekler üzerine bina edilen İslam’ı kendilerine yaşam yolu olarak seçmeyen kimselerle sizin hâkimiyetinize boyun eğinceye kadar savaşın! Allah’ın emirlerine boyun eğerek barışa huzura teslim olmak üzere; kendi elleriyle yaşam ücretlerini vermek için gelip teslim oluncaya kadar savaşın!
Mehmet Okuyan
swap_vert close
Kendilerine kitap verilenlerden Allah’a ve ahiret gününe inanmayan, Allah’ın ve Elçisinin haram kıldığını haram saymayan ve gerçek dini din edinmeyen kişilerle, küçülerek elden (peşin) cizye [*] verinceye kadar savaşın! [*]
[Cizyeh] kelimesi “antlaşma yapanın antlaşmasına göre verdiği şey”, bir anlamda “güvenlik vergisi”, “vatandaşlık borcu” gibi anlamlar içermektedir.,Burada savaş, sadece iman yoksunluğu sebebine değil, diğer şartların da gerçekleştirilmesine bağlıdır.   
Mehmet Türk
swap_vert close
(Ey îman edenler!) Kendilerine kitap verilenlerden Allah’a ve âhiret gününe inanmayan, Allah’ın ve Peygamberinin haram kıldığını haram kabul etmeyen ve hak din olan (İslâm’ı) din edinmeyen¹ kimselerle; zelil olup, himâye altına girmelerinin karşılığı olarak cizye verecek hale gelinceye kadar, savaşın.²
1 Bu âyete göre; Yahûdî ve Hıristiyanların inançları, “Allah’a ve âhiret gününe îman” olarak, kabul edilmemektedir. Bunların îman etmiş kabul edilmelerinin şartı olarak da; bunların; “Allah’ın ve Rasûlünün haram kıldıklarını haram, helal kıldıklarını helal kabul etmeleri, yani Müslüman olmaları” emredilmektedir. Bk. (Âlu İmrân: 19, 85, Mâide: 3) Demek ki bozulmuş birer din olan Yahûdîlik ve Hıristiyanlık, birer ilâhi din değildir ve Allah da böyle bir din, göndermemiştir. Bugünkü ve bundan önceki dinler arası diyalogların asıl amacı bu iki bozuk dine Müslümanlar tarafından meşruiyet kazandırma çabasından ve kâfirlere yalakalıktan başka bir şey değildir. 2 Cizye: İslâm devleti bünyesinde yaşayan gayr-i müslim (Yahûdî, Hıristiyan ve ehl-i kitap olma ihtimali olan Mecûsîler) vatandaşların mükellef olan erkeklerinden can ve mallarını koruma bedeli olarak yılda bir defa alınan vergidir. Bir İslâm beldesinde yaşayan gayr-i müslim, İslâm’a girerse cizyeden kurtulur. Müşriklere gelince onların cizye ödeyerek şirklerini sürdürmeleri asla söz konusu olamaz. Onlar için ya İslâm ya da kılıç vardır. Müslümanlar açısından cizye, ilk defa Hz. Peygamber (s.a.v) tarafından konulmuştur. Hz. Muhammed (s.a.v) cizye verecek olanlara yaptığı anlaşmalarda, durumlarına göre cizyenin miktar ve şeklini belirlemiştir. Akıl hastaları, bunaklar, çocuklar, kadınlar, köleler, kör ve topallar, çok yaşlılardan cizye alınmaz. Çünkü cizye, şer’an savaşmaya muktedir olan gayr-i müslimlere ait bir yükümlülüktür. Cizyenin miktarı, yükümlülerin ekonomik durumları dikkate alınarak belirlenir. Cizye, tahakkuk ettikten sonra; mükellefin Müslüman olması, cizye tahsil edilmeden sürenin geçmiş olması ve cizye tahsil edilmeden mükellefin ölmesi durumlarında cizye düşer.  
Muhammed Esed
swap_vert close
[Ve] kendilerine [çok önceden] vahiy bahşedilmiş olduğu halde [gerçek anlamda] Allah’a da, ahiret gününe de inanmayan, ⁴⁰ Allah ve O’nun Elçisi’nin yasakladığını yasak saymayan, ⁴¹ ve böylece [Allah’ın onlar için din olarak seçtiği] hak dini din olarak benimseyip ona uymayan kimselerle ⁴² savaşın; tâ ki, [savaş yoluyla] baş eğdirilip ⁴³ kendi elleriyle bağışıklık vergisi ödeyinceye kadar.
40 Lafzen, “kendilerine [önceden] vahiy/kitap verilmiş olup da inanmayanlarla ...” yahut: “kendilerine [önceden] kitap verilen kimseler içinden inanmayanlarla ...” Bizim çeviri ve yorumlarımızda genellikle gözönünde tuttuğumuz üzere, Kur’an’daki bütün ifadelerin, bütün ilke ve öğretilerin karşılıklı olarak birbirini tamamladığı ve dolayısıyla bunların her birinin bir bütünün ayrılmaz parçaları olarak okunmadıkça doğru olarak anlaşılamayacağı temel ilkesi uyarınca, bu ayetin de, savaşın ancak savunma amacıyla caiz olduğu (bkz. 2:190-194 ve ilgili not) yolundaki açık seçik Kur’ânî ilkenin ışığı altında okunması, değerlendirilmesi gerekir. Başka bir deyişle, yukarıdaki savaş buyruğu ancak, Müslümanlar cemaatine ya da devletine karşı girişilen bir saldırı yahut onun güvenliğini açıkça ve tereddüte yer bırakmayacak biçimde tehlikeye sokan bir tehdidin mevcudiyeti halinde geçerlidir. Büyük Müslüman düşünür Muhammed Abduh da bu görüşe katılarak bu ayeti tefsir ederken şöyle demektedir: “İslam’da savaş ancak hakkı ve ona bağlı olan insanları savunmak gerektiği hallerde farz kılınmıştır... Hz. Peygamber’in bütün seferleri hep savunma niteliğindedir; İslam’ın ilk dönemlerinde Sahâbîlerce girişilen savaşlar için de aynı şey geçerlidir” (Menâr X, 332).41 Bizce, yukarıdaki buyruk ya da mesajın anahtar cümlesi budur. “elçi” terimi, şüphe yok ki, burada temsîl edici anlamıyla kullanılmış olup, Yahudi ve Hristiyanların inanç ve öğreti olarak bağlılık iddiasında bulundukları bütün peygamberlere -Yahudiler için özellikle Hz. Musa’ya, Hristiyanlar için de Hz. İsa’ya- ilişkindir (Menâr X, 333 ve 337). Burada kendilerinden söz edilen kimseler önceki cümlede Allah’a ve Ahiret Günü’ne (yani ölümden sonraki hayata ve kişinin, bu dünyada yapıp-ettiklerinden bireysel olarak sorumlu tutulacağına) inanmayı inatla reddetmek gibi ciddî ve temel bir günahla suçlandıktan sonra, devamla, kendi şeriatlarına karşı işledikleri, öncekine nisbetle hafif kalan birtakım amelî günahlarla suçlanmaları ilk bakışta anlaşılmaz gibi geliyor. Öyleyse, burada onlar için yapılan “Allah ve O’nun Elçisi’nin yasakladığını yasak saymıyorlar” şeklindeki suçlamanın, Allah’a inanmamak kadar ağır bir şeyi îma ediyor olması gerekmektedir. Onlara karşı savaş buyruğunun yer aldığı bir söylem, bu anlam örgüsü içinde buradaki “şey”, olsa olsa ancak, ortada hiçbir kışkırtıcı sebep olmadığı halde “saldırganlık eğilimi göstermek” olabilir: zaten, Allah’ın mesajını insanlara ulaştırmakla görevli elçilerin hemen hepsinin tebligatları aracılığıyla Allah’ın yasakladığı en ağır, en ciddî suçlardan biri de budur. Şu halde, yukarıdaki ayet, müminler için, Kur’an’a bağlı cemaate karşı saldırganca davranarak benimsemiş göründükleri kendi inançlarını dahî çiğnemekten çekinmeyen kitap ehline karşı, ama kitap ehlinin yalnızca böyle olanlarına karşı yapılmış bir savaş çağrısı olarak anlaşılmalıdır (karş. Menâr X, 338).42 Bununla bağlantılı olarak bkz. 5:13-14’deki, Yahudi ve Hristiyanlar hakkında, “... akıllarında tutmaları için kendilerine söylenen şeylerin çoğunu unuttular” şeklindeki ifade.43 Zımnen, “İslamî devletin hüküm ve yönetimi altına alınıp ...”. Burada “bağışıklık vergisi” sözcükleriyle karşıladığımız cizye terimi Kur’an’da yalnız bir kere geçmektedir ama terimin anlamı ve onunla ifade edilen uygulamanın amacı pek çok sahih Hadisle yeteri kadar açıklanmış bulunmaktadır. Sözkonusu terim bir ideolojik organizasyon olarak İslamî cemaat ya da devlet kavramıyla son derece yakından bağlantılıdır: ve bu nokta, bu verginin gerçek amacı doğru olarak anlaşılmak isteniyorsa, her zaman akılda tutulması gereken bir husustur. İslamî cemaat ya da devlet organizasyonu içinde gücü yeten her Müslüman, dinî özgürlüğünü yahut cemaatin siyasal güvenliğini tehdit eden her tehlikeye karşı, böyle bir tehlikenin fiilen kendini gösterdiği her zaman cihâd için silahlanma yükümlülüğü altındadır; başka bir deyişle gücü yeten her Müslüman zorunlu askerlik (savunma) hizmetiyle yükümlüdür. Bu öncelikle dinî bir yükümlülük olduğuna göre, İslamî dünya görüşünü (İslam ideolojisini) onaylamayan gayrimüslim uyrukların benzer bir yükümlülük altına sokulmaları haklı bir uygulama olmazdı. Ama, beri yandan onların vatandaşlık haklarının, dinsel özgürlüklerinin de bütün kapsamıyla tam bir koruma ve güvenlik altında tutulması gerekmektedir: İşte Müslüman tebaayı, vatandaşlık yükümlülüklerinin bu eşit olmayan dağılımı sebebiyle bir dereceye kadar tazmin edip dengelemek amacıyladır ki gayrimüslim tebaa (ehl-i zimmet, lafzen, “andlaşmalı” [ya da “koruma altındaki”] tebaa”, yani güvenlikleri hukuken Müslüman tebaa tarafından sağlanan gayrimüslimler) üzerine özel bir vergi yüklenmiştir. Bu itibarla, cizye, ne eksik ne fazla, askerî hizmetten bağışıklık vergisidir ve İslamî yönetimin bu durumdaki uyruklarıyla akdettiği “koruma sözleşmesinin” (zimmet) hukukî bedeli ya da karşılığıdır. (Terimin kendisi, ceza, yani, “tazminat ya da bedel olarak [bir şey] ödedi” fiilinden türemiştir -karş. Lane II, 422.) Ne Kur’an ne de Hz. Peygamber tarafından bu vergi için kesin bir miktar ya da nisbet belirlenmiş değildir; fakat konuyla alakalı rivayetlerin hemen hepsi, bu verginin, özellikle İslamî bir farîza olduğu için, doğal olarak gayrimüslimlerin değil yalnızca Müslümanların ödemekle yükümlü oldukları zekât (“arınma farîzası”) terimiyle ifade edilen vergiden adamakıllı düşük olduğunu açıkça göstermektedir. Şu hususu da sarahaten belirtmek gerekir ki, yalnızca, eğer Müslüman olmuş olsalardı, kendilerinden askerlik hizmeti vermeleri beklenebilecek olan gayrimüslimler, üstelik kolayca ödeyebilecekleri görülen kimseler cizye ödemekle yükümlüdürler. Dolayısıyla, kişisel durum ya da şartları bakımından askerlik hizmetinden hukuken zaten bağışık olan gayrimüslim uyruklar -Hz. Peygamber’in sünnetine, öğreti ve uygulamalarına dayanılarak bilindiği üzere- cizye yükümlülüğünden de bağışıktırlar; bu sınıfa giren gayrimüslimler: (a) Kadınlar, (b) ergenlik yaşına gelmemiş erkekler, (c) yaşlı erkekler, (d) hasta ve sakat erkekler, (e) rahipler, keşişler, ayrıca askerî hizmet için gönüllü olan bütün gayrimüslimler de, doğal olarak cizye yükümlülüğünün dışındadırlar. Bizim yukarıda ‘an yed (lafzen, “ellerinden”) terimi için kullandığımız “kendi elleriyle” yani, direnmeden ifadesi, Zemahşerî’nin bu ayet hakkındaki kendi tefsirinde verdiği muhtelif açıklamalardan birine dayanıyor. Reşid Rıza, yed sözcüğünü, “güç” ya da “iktidar” anlamını veren mecazî çağrışımlarıyla ele alarak, ‘an yed tabirini, teorik olarak cizye ödemekle sorumlu kişinin malî gücüne bağlıyor (bkz. Menâr X, 342): bu açıklama, hiç kuşkusuz bu verginin kabul gören tanımıyla da doğrulanmaktadır.  
Mustafa Çavdar
swap_vert close
Kitap verilenlerden Allah’a ve ahiret gününe inanmayan, Allah’ın yasaklarını ve elçisinin haber verdiği yasakları tanımayan ve hak dini din olarak benimsemeyenlerle sizin üstünlüğünüzü kabul edip boyun eğinceye ve kendi elleriyle güvenlik vergisi verinceye kadar savaşın! 7/157- 158, 9/33, 48/28, 61/9
Mustafa İslamoğlu
swap_vert close
Kendilerine (daha) önceden kitap verilen zümreden Allah’a da âhiret gününe de (gerçek anlamda) inanmayan, Allah ve O’nun Elçisi’nin yasakladığını yasak saymayan ve hak dini tek din olarak benimsemeyen kimselerle, teslim olmuş bir hâlde güvenlik vergisini kendi elleriyle verinceye kadar savaşın.[¹⁴³³]
[1433] “Cizye âyeti” diye bilinen bu âyet, sığınma hakkı tanıyan 6 ve saldırı hâlinde savaşı meşru kılan 8. âyetle birlikte anlaşılmalıdır. Yalnız burada kullanılan ve “bedel” anlamına gelen cizye “güvenlik bedeli” olarak verilen bir vergidir. Bu bedeli ödeyen, güvenliğini garantiler. Esasen cizye uygulaması, vahyin inanç özgürlüğüne dair titizliğinin muhteşem bir örneğidir. Zira Müslüman cemaatin hayat tarzını ve ideolojisini korumak, o cemaate mensup olanlara ibadet düzeyinde bir vecibedir. Gayr-ı Müslim vatandaşların bu ibadete zorlanmaları haksızlık olurdu. Onlar hiçbir risk almazken, İslâm cemaatinin bu unsurların güvenliğini sağlaması da tersinden bir haksızlıktır. İşte bu âyet her iki taraf için de âdil olan bu yöntemi teşri kılmıştır.  
Orhan Kuntman
swap_vert close
(Ey iman edenler) Kendilerine kitap verilenlerden olup da, Allah'a ve ahiret gününe inanmayan, Allah ve Resulünün haram kıldığım haram saymayan (haramdan kaçınmayan, Allah’ın kitabında, Peygamberin sünnetinde ve hatta, kendilerinin uyduklarını söyledikleri kitabın ve peygamberin hükümleriyle haram olduğu kesin olan şeyleri mübah gören) ve hak dini din edinmeyen (oysa, "Allah katında din İslam'dır!" -Al-i İmran/19 - uyarınca, dinin gerçek manası Allah'ın emirlerine teslimiyettir) kimselerle, (yani, kendilerine kitap verilmiş olanların bir kısmına, -yukarda belirlenmiş olan imansız, saygısız ve haksız olanlara- karşı) boyun eğerek kendi elleriyle cizye (vergi) verinceye kadar savaşın. (Evet kitap ehlinden Rablerine ortak koşanlar da oldu, nitekim)
Osman Fırat
swap_vert close
Kendilerine kitap verilenlerden Allah’a ve ahiret gününe iman etmeyen, Allah’ın ve Resûlünün haram kıldığını haram saymayan ve hak din İslâm’ı din edinmeyen kimselerle, size boyun eğinceye kadar ve kendi elleriyle size cizye (vergi) verinceye kadar savaşın.
Ömer Nasuhi Bilmen
swap_vert close
Kendilerine kitap verilmiş olanlardan olup da ne Allah Teâlâ'ya ve ne de ahiret gününe imân etmeyen ve Allah Teâlâ ile Resûlünün haram kıldığı şeyleri haram tanımayan ve ne de hak dinini din edinmeyen kimseler ile zeliller olarak kendi elleriyle cizye verecekleri zamana kadar muharebede bulunun.
Suat Yıldırım
swap_vert close
Kendilerine kitap verilenlerden oldukları halde, Allah'a da, âhiret gününe de iman etmeyen, Allah'ın ve Resulünün haram kıldığını haram tanımayan, hak dinini din olarak benimsemeyen kimselerle zelil bir vaziyette tam bir itaatle, cizye verinceye kadar savaşın.
Dinu’l-hakk izafeti “Hak dini” demek olup “hak din” den daha kuvvetlidir. İslâm’ın hakka teslimiyet esasına dayandığını Allah’ın hakkını, bütün hakların temeli saydığını, hakların kutsallığını ifade eder. (Geniş bilgi için: M. H. Yazır’ın “Hak Dini” tefsirine bkz.) Bu âyet, Ehl-i kitabın Allah’a ve âhirete gereğince iman etmediklerini, gerçek dini kabul etmediklerini bildiriyor: Çünkü onlar Allah’ı kemal sıfatlarıyla muttasıf ve eksiklerden münezzeh olarak tanımıyorlar, âhiretin gerçek mahiyetini anlayamıyorlardı. Bunlarla savaşmak için, evvela onların saldırmaları şarttır (2, 190). Hz. Peygamber (a.s.) müşrik araplarla ancak İslâm’ı imha etmek için silaha sarıldıklarında harbetti. Hıristiyanlar da Müslümanları ortadan kaldırmak için, İslâm devletine karşı kuvvet hazırlayıp hücum ettikleri zaman onlara karşı hazırlandı ve karşı tarafın saldırmaya hazır olmamasını fırsat bilerek baskın yapmadı. Aksine, harbetmeden geri döndü. Cihadın gayesi gayri Müslimleri kuvvet kullanarak İslâm’a sokmak değil, İslâm’a karşı çıkan kuvvet kalmamasını sağlamaktır. Cizye, İslâm devletinin, gayri müslim vatandaşlarından aldığı cüz’î bir vergidir. Müslümanların verdiği zekât nisbetinden fazla değildir. Devletin sunduğu hizmetler karşılığı olarak alınır.  
Süleyman Ateş
swap_vert close
Kendilerine Kitap verilenlerden Allah'a ve ahiret gününe inanmayan, Allah'ın ve Elçisinin haram kıldığını haram saymayan ve gerçek dini din edinmeyen kimselerle, küçül(üp boyun eğ)erek elleriyle cizye verecekleri zamana kadar savaşın.
Süleyman Tevfik
swap_vert close
Kendilerine kitâb virilenlerden olub Allâh'a ve âhiret gününe îmân itmeyen, Allâh'ın ve Rasûl'ünün harâm kıldığını harâm saymayan, hak dînden yüz çevirenlerle -kendi elleriyle ve zelîlâne cizyelerini virinceye kadar- mukâtele idiniz.
Süleymaniye Vakfı
swap_vert close
Kendilerine Kitap verilmiş kimselerden Allah’a ve ahiret gününe inanıp güvenmeyen[1], Allah’ın yani onun kitabının haram saydığını haram saymayan[2] ve bu doğru dini[3] din edinmeyen kimselerle, küçük düşüp o cezayı[4] elleriyle verecek hale gelinceye kadar savaşın.[5]
[*] Kitap diye meal verdiğimiz resul (رسول), "gönderilen"demektir. Bir bilgiyi iletmek için gönderilen elçiye resul dendiği gibi onunla gönderilen bilgiye de resul denir (Müfredat). Kur'an'da geçen resul, ya elçi ya da Allah'ın Kitabı anlamındadır. Allah Teâlâ şöyle demiştir: "Muhammed sadece elçidir. Ondan önce de elçiler geldi. O ölse veya öldürülse, gerisin geri mi döneceksiniz?" (Al-i İmran 3/144) Artık aramızdaki resul, Kur'an olduğu için bu gibi âyetlerde kelimeye başka anlam verilemez.. [*] İsim sıfatına izafe edilmiştir, ed-dîn'ul-hak = الدين الحق demektir. (Bkz. Sa'leb, el-Keşfu v'el-beyân, Tevbe 28.) [*] "O ceza" diye meal verdiğimiz "el-cizye = الْجِزْيَةَ", çeşit bildiren mastardır, belli bir ceza demektir. Onun ne olduğunu ancak şu âyetten öğrenebiliriz: "Ayetleri görmezlikte direnenlerle (kafirlerle) savaşta karşılaşınca boyun köklerini vurun. Etkisiz hale getirince onları, sıkı güvenlik çemberine alın. Sonra esirleri karşılıksız ya da fidye alarak serbest bırakın ki savaşın ağırlığı kalmasın..." (Muhammed 47/4) Savaşta küçük düşüp o cezayı elleriyle verecek hale gelmeleri, esir olmalarıdır. Ödeyecekleri ceza da karşılıksız serbest bırakılmayanların ödeyecekleri fidyedir. Gelenekte gayri müslimlerin erkeklerinden alınan baş vergisi anlamındaki cizyenin, her hangi bir delili yoktur. [5] Allah Teâlâ şöyle demiştir: "Yanlış davrananlar dışındaki ehl-i kitap'la mücadelede sadece en güzel yöntemi uygulayın..." (Ankebut 29/46) Yanlış davrananlar, bize savaş açanlardır. İlgili âyet şöyledir: "Allah yolunda, sizinle savaşanlarla savaşın ve haksız saldırı yapmayın. Allah, haksız saldırı yapanları sevmez." (Bakara 2/190)  
Şaban Piriş
swap_vert close
Kitap verilenlerden, Allah'a, ahiret gününe iman etmeyen, Allah'ın ve resulünün haram kıldığı şeyleri haram kabul etmeyip, hak dini din edinmeyenlerle, boyunlarını büküp kendi elleriyle cizye verene kadar savaşın!
Ümit Şimşek
swap_vert close
Kendilerine kitap verilenlerden Allah'a ve âhiret gününe inanmayan, Allah'ın haram ettiğini haram saymayan ve hak dini din edinmeyenlerle, onlar kendi elleriyle cizye verip de küçük düşünceye kadar savaşın.(8)
(8) Bu ve benzeri âyetler, Müslümanlara karşı savaş halinde olan veya savaş hazırlığı içinde bulunanları kastetmektedir ki, 2:190-193 ve benzeri âyetlerden açıkça anlaşılan budur. Çünkü bu âyetlerde, “Sizinle savaşanlarla savaşın; haddi aşmayın; vazgeçerlerse siz de vazgeçin” emirleri yer almaktadır. Nitekim Peygamberimizin uygulaması da hep bu şekilde olmuştur.  
Yaşar Nuri Öztürk
swap_vert close
Kendilerine kitap verilenlerden Allah'a ve âhiret gününe inanmayan, Allah'ın ve resulünün yasakladığını haram saymayan ve hak dini din edinmeyenlerle, boyun eğerek kendi elleriyle cizye verecekleri zamana kadar savaşın.
Eski Anadolu Türkçesi
swap_vert close
çalışuñ anlaruñ-ıla kim inanmazlar Tañrı’ya ne daħı śoñraġı güne daħı ḥarām eylemezler anı kim ḥarām eyledi daħı yalavacı daħı boyun virmezler ḥaķ dįne anlardan kim virinildiler kitāb tā vireler ħarācı elden anlar ħorlar iken.
Satıraltı Meal (1534)
swap_vert close
Ṣavaş eyleñüz ol kişiler‐ile ki īmān getürmezler Tañrı Ta‘ālāya, ne daḫıḳıyāmet günine, ne daḫı ḥarām iderler Tañrı Ta‘ālā ḥarām itdügi nesneleri,daḫı resūlu’llāh ḥarām eylegeni, ne daḫı dīn idinürler ḥaḳ dīni kim İslāmdīnidür ve ol kimselerden ki kitāb virildi anlara, ḥattā cizye virince elleri‐y‐le ẕelīllik bile.
Bunyadov-Memmedeliyev
swap_vert close
Kitab əhlindən Allaha və qiyamət gününə iman gətirməyən, Allahın və Peyğəmbərinin haram buyurduqlarının haram bilməyən və haqq dini (islamı) qəbul etməyənlərlə zəlil vəziyyətə düşüb öz əlləri ilə cizyə verincəyə qədər vuruşun.
M. Pickthall (English)
swap_vert close
Fight against such of those who have been given the Scripture as believe not in Allah nor the Last Day, and forbid not that which Allah hath forbidden by His messenger, and follow not the religion of truth, until they pay the tribute readily, being brought low.
Yusuf Ali (English)
swap_vert close
Fight those who believe not in Allah nor the Last Day, nor hold that forbidden which hath been forbidden by Allah and His Messenger, nor acknowledge the religion of Truth, (even if they are) of the People of the Book, until they pay the Jizyah(1281) with willing submission,(1282) and feel themselves subdued.
1281 Jizyah: the root meaning is compensation. The derived meaning, which became the technical meaning, was a poll tax levied from those who did not accept Islam, but were willing to live under the protection of Islam, and were thus tacitly willing to submit to its ideals being enforced in the Muslim State . There was no amount permanently fixed for it, and in any case it was merely symbolical-an acknowledgment that those whose religion was tolerated would in their turn not interfere with the preaching and progress of Islam. Imam Shafi' suggests one dinar per year, which would be the Arabian gold dinar of the Muslim States, equivalent in value to about half a sovereign, or about 5 or 7 rupees. See n. 410 to 3:75. The tax varied in amount, and there were exemptions for the poor, for females and children (according to Abu Hanifah), for slaves, and for monks and hermits. Being a tax on able-bodied males of military age, it was in a sense a commutation for military service. But see the next note. 1282 'An Yadin (literally, from the hand) has been variously interpreted. The hand being the symbol of power and authority, I accept the interpretation "in token of willing submission." The Jizyah was thus partly symbolic and partly a commutation for military service, but as the amount was insignificant and the exemptions numerous, its symbolic character predominated. See the last note.  
Muhammed Hüseyin (R.A.)
play_arrow bookmark save_alt more_vert
  • content_copyÂyeti Kopyala
  • linkLinki Kopyala
  • photo_cameraGörüntü Oluştur
  • videocamVideo Oluştur
قَاتِلُوا
savaşın
الَّذ۪ينَ
o kimse- lerle ki
لَا يُؤْمِنُونَ
iman etmiyorlar
بِاللّٰهِ
Allah'a
وَلَا بِالْيَوْمِ
ve ne gününe
الْاٰخِرِ
âhiret
وَلَا يُحَرِّمُونَ
ve haram
saymıyorlar
مَا
o şey- leri ki
حَرَّمَ
haram kıldı
اللّٰهُ
Allah
وَرَسُولُهُ
ve resulü
وَلَا يَد۪ينُونَ
ve din edinmiyorlar
د۪ينَ
dini
الْحَقِّ
hak
مِنَ الَّذ۪ينَ
o kimselerden ki
اُو۫تُوا
kendileri- ne verildi
الْكِتَابَ
kitap
حَتّٰى
ta ki
يُعْطُوا
onlar verin- ceye dek
الْجِزْيَةَ
cizye
عَنْ يَدٍ
elden
وَهُمْ
onlar iken
صَاغِرُونَ۟
küçülmüş olanlar
Kendilerine kitap verilenlerden Allah'a ve âhiret gününe iman etmeyen, Allah ve resulünün haram kıldığını haram saymayan ve hak dini (kendine) din edinmeyen kimselerle (zelil bir hâlde) küçülerek (ve boyun bükerek size gelip) elleriyle cizye* verinceye kadar savaşın!
*Cizye; İslam ülkelerinde Müslüman olmayanların can ve mal güvenliklerini sağlamaya karşılık onlardan alınan bir vergi türüdür.
قَاتَلَ
Fiil-III
ق ت ل
Savaştı, öldürdü, kahretti
الَّذ۪ي
İsim
الَّذ۪ي
O kimse ki, o şey ki, o zat ki, o ki
لَا
Edat
لَا
Hayır, yapmayın, asla, hiç
ءَامَنَ
Fiil-IV
ا م ن
İman etti, inandı, emin kıldı
اَللَّه
Özel isim
ا ل ه
Allah
لَا
Edat
لَا
Hayır, yapmayın, asla, hiç
يَوْم
İsim
ي و م
Gün, gündüz
اٰخِر
İsim
ا خ ر
Âhiret, son, ard (ardından gelenler vb.)
لَا
Edat
لَا
Hayır, yapmayın, asla, hiç
حَرَّمَ
Fiil-II
ح ر م
Haram saydı, mukaddes kıldı, men etti
مَا
Zamir
مَا
Ne, şey, geçmiş zamanın olumsuzluk eki
حَرَّمَ
Fiil-II
ح ر م
Haram saydı, mukaddes kıldı, men etti
اَللَّه
Özel isim
ا ل ه
Allah
رَسُول
İsim
ر س ل
Resul, elçi
لَا
Edat
لَا
Hayır, yapmayın, asla, hiç
دَانَ
Fiil-I
د ي ن
Din edindi
دِين
İsim
د ي ن
Din, kanun, ceza
حَقّ
İsim
ح ق ق
Hakk (Allah'ın esması, ismidir. Hakk olan, gerçek olan demektir), hak, hakkını verdi, hakiki, gerçek, hakikat
مِن
Harf-i cer
مِن
-den, -dan
الَّذ۪ي
İsim
الَّذ۪ي
O kimse ki, o şey ki, o zat ki, o ki
اٰتَى
Fiil-IV
ا ت ي
Verdi
كِتَاب
İsim
ك ت ب
Kur'ân, kitap, yazılmış olan, mektup
حَتّٰى
Edat
حَتّٰى
Nihayet, -e kadar, hatta, ta ki, sonuçta
اَعْطٰى
Fiil-IV
ع ط و
Verdi
جِزْيَة
İsim
ج ز ي
Cizye
عَن
Ayrılma hâl eki
عَن
-den, -dan, hakkında
يَد
İsim
ي د ي
El
هُمْ
Zamir
هُمْ
Onlar (erkekler için kullanılır)
صٰغِرُون
Etken fiil
ص غ ر
Aşağılıklar, küçük düşenler, küçülmüş olanlar