close
close
Kelimenin Kök Hâli ve Türevleri
close

Tevbe Sûresi 122. Ayet Meali

Türkçe Transcript
swap_vert close
Vemâ kâne-lmu/minûne liyenfirû kâffe(ten)(c) felevlâ nefera min kulli firkatin minhum tâ-ifetun liyetefekkahû fî-ddîni veliyunżirû kavmehum iżâ race’û ileyhim le’allehum yahżerûn(e)
Abdulbaki Gölpınarlı
swap_vert close
İnananların hepsinin savaşa gitmesi lazım değil; bir kısmı savaşa gitmeli, bir topluluk da çekinmelerini sağlamak için kavimleri savaştan dönüp gelerek onlarla buluşunca onları korkutmak için dini hükümleri iyice öğrenmeye çalışmalıdır.
Abdullah-Ahmet Akgül
swap_vert close
Bununla beraber (umumi seferberlik dışında) mü’minlerin tümünün öne fırlayıp (hepsinin seferber olup gazaya) çıkmaları gerekmez. Öyleyse onlardan her bir topluluktan bir grup (sefere) çıktığında, (bir grup da) dinde derin bir kavrayış edinmek (tafakkuhta ve ilmi araştırmalarda bulunmak) ve kavimleri kendilerine geri döndüğünde onları uyarmak (ve aydınlatmak) için (evinde kalabilirler). Umulur ki onlar da (kötülükten) kaçınıp-sakınıverirler.
Abdullah Parlıyan
swap_vert close
Bütün bunlarla birlikte, savaş zamanı mü'minlerin hepsinin toptan savaşa çıkması doğru olmaz. Onların arasında her guruptan bazılarının sıcak savaştan geri kalmaları, bunun yerine din hakkında derin ve sağlam bir bilgi elde etmek yolunda çaba göstermeleri ve böylece savaştan dönen kardeşlerini aydınlatmaya çalışmaları, aynı zamanda savaş ortamında hayatı anlayanların bu bilgileriyle geride kalanları eğitip uyarmaları daha yerinde olacaktır. Böylece onlar da, kötülüklere karşı kendilerini daha iyi korumuş olacaklardır. Bir başka savaşta da bu savaştan geri kalanların savaşa katılıp diğerlerinin bu işi yapması hayatı tanımak açısından daha uygundur.
Ahmet Tekin
swap_vert close
Mü'minlerin, şehirlerini, yurtlarını tamamen terketmeleri, düzenlerini bozup dağılmaları, topyekün savaşa gitmeleri doğru değildir. Ülkelerinde devam ettirdikleri eğitimin yanında, mü'minlerin her kesiminden bir grup, dinde, ilimde ve teknikte, geniş ve derin bilgi elde etmek, anlayışlarını geliştirmek, kendi toplumlarına döndüklerinde, onları bilgilendirmek, uyarmak niyetiyle ilim tahsil etmek ve ilmî toplantılara katılmak için yeryüzündeki gelişmiş ilim merkezlerine gitmelidirler. Umulur ki, uyanık ve dikkatli davranarak kendilerini koruma imkânı kazanırlar.
Ahmet Varol
swap_vert close
Mü'minlerin toptan savaşa çıkmaları uygun olmaz. Her kabileden bir grubun dini iyi öğrenmek ve kavimleri kendilerine döndüklerinde onları uyarmak üzere geride kalmaları gerekmez mi? Olur ki böylece sakınırlar.
122.İbnu Ebi Hatim`in İkrime`den rivayet ettiğine göre Yüce Allah: "Eğer savaşa çıkmazsanız (Allah) size acıklı bir şekilde azab eder" diye buyurduktan sonra bedevilerden bazıları kendi kavimlerine mensup insanları din konusunda bilgilendirmek üzere savaştan geri kaldılar. Bu durumu gören münâfıklar: "Kenar yörelerde (badiyelerde) bazı kimseler savaştan geri kaldılar, onlar helâk oldu" dediler. Bunun üzerine Yüce Allah böyle buyurdu.Yine İbnu Ebi Hatim`in bir başka rivayetine göre de cihad olunca mü`minler topluca savaşa çıkıyorlardı. Bu yüzden bu ayeti kerime indirildi.  
Ali Bulaç
swap_vert close
Mü'minlerin tümünün öne fırlayıp çıkmaları gerekmez. Öyleyse onlardan her bir topluluktan bir grup, çıktığında (bir grup da), dinde derin bir kavrayış edinmek (tafakkuhta bulunmak) ve kavimleri kendilerine geri döndüğünde onları uyarmak için (geride kalabilir). Umulur ki onlar da kaçınıp-sakınırlar.
Ali Fikri Yavuz
swap_vert close
Bununla beraber müminlerin hepsi toplanıp birden savaşa çıkmaları uygun değildir. Her kabileden büyük bir kısım savaşa gitmeli, onlardan bir kısmı da, din ilimlerini öğrenmek ve kabileleri savaştan kendilerine döndüğü zaman, onları Allah'ın azâbı ile korkutmak için, geri kalmalıdır. Olur ki, Allah'ın azâbından sakınırlar.
Bahaeddin Sağlam
swap_vert close
Bütün Müminlerin (Medinelilerin ve çevre kabilelerinin hepsinin) birden beraber akın etmeleri gerekmezdi. Fakat her kabileden bir grup, dini öğrenmek ve kavimlerine döndükleri zaman, onlara koruyucu, eğitici ve uyarıcı olmak için, neden (Medine’ye, Peygamber’in yanına) akın etmediler?
Bayraktar Bayraklı
swap_vert close
İnananların hepsinin birden savaşa çıkmaları doğru değildir. Onların her kesiminden bir grubun, dinde derin bilgiler edinmek ve sefere çıkan topluluk geri döndüğünde korunmaları ümidiyle onları uyarmak için, arkada kalmaları gerekmez mi?
Besim Atalay
swap_vert close
İnanmış olanların hepsinin savaşa çıkması olmaz, her bölükten bir takımı çıkmalı, bir takımı da, dini iyi öğretmeli, onları kocundurmalı, umulur ki sakınırlar
Cemal Külünkoğlu
swap_vert close
Mü'minlerin hepsinin (savaş zamanı) toptan sefere çıkmaları gerekmez. Onların her bölge halkından bir grup din hususunda sağlam bilgi sahibi olmak, dinî hükümleri öğrenmek için çalışmalı ve (savaşa çıkanlar) geri döndüklerinde kötülüklerden sakınmaları ümidiyle, onları uyarmalıdır.
Bu ayet; din hususunda ve ahlakî anlamda eğitim ve öğretimin toplumsal bir vecibe olduğunu, savaş zamanında da olsa bu vecibenin mutlaka birileri tarafından yerine getirilmesi gerektiğini beyan eder. Ancak toplumun sadece dînî ve ahlakî hayatlarını değil, sosyal, ekonomik ve siyasi hayatının sorumluluğunu üzerine alan farklı alanlarda görev yapan eğitimciye, gazeteciye, yöneticiye, iş insanına, sanatkâra da ihtiyacı vardır. Seferberlik ilân edilmedikçe hayatın devam etmesi için iş bölümü yapılarak bazı insanların savaştan geri durması gerekir.  
Cemil Said
swap_vert close
Tekmîl mü’minlerin birden muhârebeye gitmesi lâzım değildir. Bir kısmı kalmalı ve dîni öğrenmelidirler. Arkadaşlarının ’avdetinde ânlara da öğretmeli îkâz iylemelidirler.
Diyanet İşleri (Eski)
swap_vert close
İnananlar toptan savaşa çıkmamalıdır. Her topluluktan bir taifenin dini iyi öğrenmek ve milletlerini geri döndüklerinde uyarmak üzere geri kalmaları gerekli olmaz mı? Ki böylece belki yanlış hareketlerden çekinirler.*
Diyanet İşleri (Yeni)
swap_vert close
(Ne var ki) mü’minlerin hepsi toptan seferber olacak değillerdir. Öyleyse onların her kesiminden bir grup da, din konusunda köklü ve derin bilgi sahibi olmak ve döndükleri zaman kavimlerini uyarmak için geri kalsa ya! Umulur ki sakınırlar.[265]
Tebük seferinden sonra Hz. Peygamber, küçük bir birlik çıkarmıştı. Seferden geri kalanlar hakkında inen âyetlerin de etkisi ile bu defa herkes bu birliğe katılmış, din konusunda köklü bilgi sahibi olmak üzere meşgul olacak kimse kalmamıştı. Bu âyette, ilmin cihad kadar önemli olduğuna, biri olmadan öbürünün olmayacağına dikkat çekilmektedir.  
Kur'an Yolu (Diyanet İşleri)
swap_vert close
Bununla beraber müminlerin hepsinin toptan savaşa çıkmaları doğru değildir. Onların her kesiminden bir grup dinde yeterli bilgi sahibi olmaya çalışmak ve seferden dönen topluluklarını uyarmak üzere geride kalmalıdır. Umulur ki sakınırlar.
Diyanet Vakfı
swap_vert close
Müminlerin hepsinin toptan sefere çıkmaları doğru değildir. Onların her kesiminde bir gurup dinde (dinî ilimlerde) geniş bilgi elde etmek ve kavimleri (savaştan) döndüklerinde onları ikaz etmek için geride kalmalıdır. Umulur ki sakınırlar.  
Bu âyetten anlaşıldığına göre, bir milletin topyekün savaşa çıkması doğru değildir. Savaş durumunda toplumun silah kullanabilen bir kısmı silah altına alınırken, bir kısmı da ilmî faaliyetleri devam ettirmelidir. Özellikle dinî ilimlerde toplumun ihtiyacını karşılayacak seviyede ilim adamları yetiştirilmelidir ki toplumu aydınlatıp, Allah’ın emir ve yasaklarını toplum fertlerine öğretsinler. Ancak, âyette geçen din ve dinî ilimler dar manada anlaşılmamalıdır. Çünkü İslâm, aynı zamanda siyasî, ictimaî ve iktisadî hayatı düzenlediğine göre, bu anlamdaki ilimler de dinî ilimler sayılır. Savaş uzun süre devam edebilir. Toplumun ayakta durabilmesi için din ve ilim adamlarının iman, bilgi ve teknik bakımdan savaşan zümreyi beslemeleri ve desteklemeleri gerekir. Bir millet, ilim ve teknik alanında geri kalmışsa, askerî alanda kuvvetli dahi olsa çabuk çöker. Ama ilim ve teknikte ileri gitmiş milletler, askerî alanda zayıf bile olsalar, noksanlarını çabuk telâfi edebilirler. Bu sebeple cephedeki cihadı bilim ve teknoloji ile destekleyen ve tamamlayan bilim adamlarının cihadı daha önemli görülmüştür. İslâm dini, prensip olarak sulhtan yanadır. Nitekim Nisâ sûresinin 128. âyetinde, «Sulh daha hayırlıdır» buyurulmuştur. Fakat 123. âyet, dinin ve devletin güvenliğini garanti altına almak için gayri müslim komşulardan gelen zararları bertaraf etmeyi ve onların karşısında tecâvüze cesâret edemeyecekleri şekilde güçlü ve metîn olmayı emretmektedir.  
Edip Yüksel
swap_vert close
(Mekke'de kalan) İnananların, topluca (Medine'ye hicret eden peygamberi ziyaret için) yola çıkmaları doğru olmaz. Her gruptan sadece bir kaç kişi, dini anlayıp öğrenmek için harekete geçmeli. Nitekim böylece, halklarına geri döndüklerinde, halklarının uyanık bulunması için onları uyarabilsinler.
Elmalılı Hamdi Yazır
swap_vert close
Bununla beraber müminlerin hepsinin birden topyekün savaşa katılmaları uygun değildir. Her kabileden bir kısım insanlar da din ilimlerinde derinleşmeli ve kabileleri savaştan dönüp gelince onları uyarmalıdır ki, böylece Allah'ın azabından sakınırlar.
Elmalılı Meali (Orijinal)
swap_vert close
Bununla beraber mü'minlerin kâffesi birden toplanıp seferber olacak değillerdir, fakat her fırkadan bir taife toplansa da dinde fıkıh tahsıl etseler, ve döndükleri zaman kavmlerini inzar eyleseler, gerek ki sakınırlar
Emrah Demiryent
swap_vert close
Mü’minlerin (genel bir zorunluluk olmadıkça) hepsinin birden sefere (cihada) çıkmaları uygun değildir. Her kabileden bir grup (insan), din (i ilimler) hususunda sağlam bilgi sahibi olmak ve (cihada çıkanlar) geri döndüklerinde kötülüklerden sakınmaları ümidiyle, onları uyarmak için geride kalmalıdır.
Erhan Aktaş
swap_vert close
Mü'minlerin toptan sefere çıkmaları uygun değildir. Her gruptan birkaç kişi dinde bilgi sahibi olmaya çalışmalı ve kavimlerine döndüklerinde onları uyarmalıdırlar. Umulur ki onlar sakınırlar.¹
1- Bu ayete: “Dini iyi bilenler(âlimler), savaşa gitmesinler ki, savaşa gidenler, döndüklerinde onlara dini anlatsınlar.” şeklinde verilen anlamlar yanlıştır. Ayette, savaştan söz edilmemektedir. Nebiden ve Mü'minlerden dini öğrenmek için Mekke'den Medine'ye gidenlere: “Dininizi öğrenmek amacıyla hep birlikte gitmeyin, her gruptan birkaç kişi gitsin.” denmektedir. Zira yol boyunca düşmanın saldırı yapması riski vardır.  
Hasan Basri Çantay
swap_vert close
(Bununla beraber) mü'minlerin hepsinin (topyekûn) savaşa çıkmaları lâyık değildir. O halde (onların her sınıfından yalınız birer zümre savaşa gitmeli), kimi de — dîn ve şerîat ilimlerini iyice öğrenmeleri ve kavmleri (savaşdan) dönüp kendilerine geldikleri zaman onları Allah azâbıyle korkutmaları için — (gitmeyip kalmalıdırlar). Olur ki (bu suretle mü'minler aykırı hareketlerden) kaçınırlar.
Hayrat Neşriyat
swap_vert close
Bununla berâber, mü'minler hep berâber (cihâd için) seferber olacak değillerdir. Fakat onların her kabîlesinden bir tâifenin (sefere) çıkmaları, (diğerlerinin) dîni iyice öğrenmeleri ve (seferden) kendilerine döndükleri zaman, kavimlerini (Allah'ın tehdîd ettiği hususlarda, azâbı ile) korkutmaları gerekmez miydi? Tâ ki onlar (da günahlardan)sakınsınlar.
İhsan Aktaş
swap_vert close
Mü’minlerin hepsi birden (saldırganlara karşılık vermek üzere sefere) çıkacak değildir. Her topluluktan bir kısmı (sefere) çıkarken, içlerinden bir kısmı da dinleri (islam hukukuna uygun yaşam tarzları) hakkında iyice bilgi sahibi olmak için çalışmalıdır. Tâ ki kavimleri geri döndüğünde, kötülükten sakınmaları için onları uyarsınlar. *
(*) Burada görüldüğü gibi, dini iyi ve doğru öğrenmenin ve öğretmenin ne derece gerekli olduğu ortaya konulmaktadır. Çünkü dünya ve âhiret mutluluğu; yüce Allah’ın hidâyetinin, kurtarıcı prensip ve ölçülerinin; rûhu ve lafzı ile İslâm’ın doğru bilinmesine bağlıdır.  
İlyas Yorulmaz
swap_vert close
(Medine çevresindeki kabilelerden) İnananların hepsinin birden (Allah’ın elçisinden Allah’ın dinini öğrenmek için Medine’ye) gitmelerine gerek yoktur. (Müslüman olmuş kavimlerin) Her kavimden birkaç kişinin, Allah’ın dininde iyi ve doğru anlayış sahibi olmaları için (Allah’ın elçisinden eğitim almaya Medine’ye) gitmeleri ve kavimlerine döndüklerinde öğrendikleri ile kavimlerinin inananlarını uyarmaları yeterli değil midir? Umulur ki, uyarıları dikkate alırlar.
İsmayıl Hakkı Baltacıoğlu
swap_vert close
İnananların hepsinin birden savaşa çıkması doğru olmaz. İçlerinde her bölükten bir takımı çıkmamalıdır. Bunlar din işlerini iyice kavrasınlar ki ulusları savaştan kendilerine dönüp gelince onları uyarsınlar, böylelikle onlar günahtan kaçınmış olsunlar.
İsmail Hakkı İzmirli
swap_vert close
Mü/minlerin hep birden gazaya çıkmaları gerek değildir. İçlerinden her fıkradan [⁵] bir cemaat gazaya çıkmalı, bir kısmı da kalmalı ki din hususunda fıkıh öğrensinler [⁶], kavimleri gazadan kendilerine döndükleri vakit onları Allah azabıyle korkutsunlar ta ki onlar hazer etmiş olsunlar.
[5] Her kabileden, her memleketten.[6] Yani müminler ikiye ayrılacak biri hizmeti Resulde kalacak, vahyi görecek, şer'i zapt edecek, dinde fakih olacak, diğeri ise gazaya gidecek.  
İsmail Yakıt
swap_vert close
(Bununla birlikte), Mü’minlerin hepsinin birden sefere çıkmaları doğru değildir. Onlardan her birlikten [fırka] bir grubun [tâ’ife] din konusunda derin ve sağlam bilgi elde etmek için çaba göstermesi ve seferden dönen topluluğu [kavm] uyarmak için geride kalmaları yerinde olur. Belki böylece daha iyi korunurlar.
Kadri Çelik
swap_vert close
Müminlerin tümünün (cihad için) seferber olmaları gerekmez. O halde neden dinde (dinî ilimlerde) geniş bilgi elde etmek ve (vatanlarına) döndükleri zaman kavimlerini uyarmak için onların her kesiminden bir grup seferber olmuyor ki? Umulur ki (böylece günahlardan) sakınırlar.
Mahmut Kısa
swap_vert close
Genel seferberlik ilan edilmedikçe, Müslümanların hepsinin birden savaş için sefere çıkmaları uygun olmaz. Çünkü İslâm toplumunun, savaş dışında toplumsal, ekonomik ve siyasal hayatının yükünü çeken eğitimci, tebliğci, yönetici, esnaf ve sanatkârlara da ihtiyacı vardır. O hâlde, bir işbölümüne gidilmesi kaçınılmazdır. Bunun için, her bölge halkından bir kısmı savaşa giderken, geride kalan diğer bir grubun, savaşa çıkan arkadaşları dönüp geldiğinde onları uyarıp aydınlatmak ve böylece ilâhî direktiflere karşı daha dikkatli ve duyarlı olmalarını sağlamak amacıyla, dînî konularda derinlemesine bilgi sahibi olmak için bir araya gelip ilim tahsil etmeleri gerekmez mi? Aynı şekilde, savaşa katılanlar da o ortamda kazandıkları bilgi, tecrübe, ilim ve irfan ile geriye dönünce, savaşa gidemeyenleri, bu konularda aydınlatmaları, eğitmeleri gerekmez mi? Peki, öncelikle hangi düşmanla savaşmalı?
Mahmut Özdemir
swap_vert close
Müminler hep birlikte savaşa / sefere katılacak değildir. Onlardan her topluluktan bir gurup keşke sefere katılmasa ya! Onlara başvurdukları zaman, kavimlerini uyarsınlar ve Din’de fıkıh etsinler / inceden inceye düşünsünler! Umulur ki çekinirler.
Mehmet Çakır
swap_vert close
Müslümanların topyekûn savaşa katılmaları doğru olmaz. Her bölüğü temsilen bir tim, sefere katılmayıp geride kalmalı, bunlar, dinî eğitimi devam ettirmeli, seferden dönenlerin ruhsal tedavileri için huzurlu bir ortam hazırlamalıdırlar.
Mehmet Çoban
swap_vert close
Bundan böyle Müminler olarak toptan savaşa çıkmayın! İçinizden bir kesim yaşadığınız ülkeyi korumak, size gönderilen ayetler ve bildirilen yasalar hakkında köklü, derin bir bilgiye sahip olmak üzere kalsınlar. Ayetleri okuyarak kendilerini geliştirsinler. Siz savaşmak için çıktığınız seferden döndüğünüzde, size ayetler hakkında bilgi versinler. Yaptığınız yanlışlıklar varsa kanıtlarıyla uyarsınlar! Umulur ki Müminler bildirdiğimiz hükümleri anlar, Allah’a karşı gelmekten sakınırlar.
Mehmet Okuyan
swap_vert close
Müminlerin hepsinin toptan çıkmaları (çıkıp gelmeleri) doğru değildir. Her birinden (her toplumdan) bir grup dinde derin anlayış sahibi olmak ve sakınırlar ümidiyle kendilerine döndüklerinde toplumlarını uyarmak için nefer olmalıdır (yola çıkmalıdır). [*]
Bu ayet topluca savaşa gidip gitmemeyle ilgili değil de dini öğrenmek için çeşitli topluluklar içinden sadece belirli bir grubun gelmesi, sonra da kavimlerine dönüp gitmeleri ve onları kötülüklerden sakındırmalarıyla ilgili olarak okunmalıdır. Buna karşılık bu ayet şöyle de yorumlanmıştır: Burada konu müslümanların topluca savaşa gitmeleri ve Hz. Muhammed’i Medine’de yalnız bırakmamalarıyla ilişkili görülmüş ve hepsinin savaşa katılmasının gerekmediğine, o esnada indirilen ayetlerin de öğrenilmesi için belli bir grubun geride kalması gerektiğine dikkat çekilmiştir. Bu yorum bir sonraki ayetle ilişkilendirilerek yapılmaktadır (Semerkandî, [Bahru’l-‘Ulûm], II, 100; Taberî, [Câmi‘u’l-beyân], XI, 67-69).  
Mehmet Türk
swap_vert close
Bununla beraber mü’minlerin hepsinin, toptan savaşa katılmaları doğru değildir. Onların her kesiminden bir gurubun, dini öğrenmek ve toplumlarını geri döndüklerinde uyarmak ve böylece Allah’ın azabından sakınmalarını sağlamak üzere, geri kalmaları gerekir.¹
1 Bu âyetten din ilimlerinin öğrenilmesi ve öğretilmesinin farz-ı kifaye olduğu, cihad faslından sayıldığı ve din ilimleri için de bir seferberliğin yapılmasının gerektiği anlaşılmaktadır. Ayrıca bu âyette: cihaddan geri kalanlar hakkındaki âyetlere bakıp da Müslümanların tamamının fiili cihad için seferber olması neticesinde toplumun, “cihadın asıl kaynağı olan kimseleri yetiştirmek” gibi asli görevini unutmaması gerektiği de emredilmektedir.  
Muhammed Esed
swap_vert close
Bütün bunlarla birlikte, [savaş zamanı] müminlerin hepsinin toptan yola çıkması doğru olmaz; onların arasında her gruptan bazılarının seferden geri kalmaları, [bunun yerine] Din hakkında derin ve sağlam bir bilgi elde etmek yolunda çaba göstermeleri ve [böylece] seferden dönen kardeşlerini aydınlatmaya çalışmaları daha yerinde olacaktır; böylece belki, onlar [da] kötülüğe karşı kendilerini (daha iyi) korumuş olacaklardır. ¹⁶²
162 Lafzen, “kavimlerine geri döndüklerinde, onları uyarsalar, (böylece) olur ki, (daha iyi) sakınırlar”. Yukarıdaki talimat her ne kadar özellikle din alanındaki bilgilenmeden söz ediyor gibi ise de, aslında her türlü bilgilenme için olumlu bir yüklem taşımaktadır -Kur’an’ın hayatın manevî yanıyla dünyevî yanı arasına herhangi bir ayırıcı sınır çekmediği, fakat bu iki alanı tek ve aynı realitenin değişik iki yüzü olarak değerlendirdiği gözönünde bulundurulursa bu husus daha iyi anlaşılacaktır. Pek çok ayetiyle Kur’an inanan kişiyi tabiatı her yanıyla müşahede etmeye ve onun değişik fenomenlerinde, bağlı olduğu yasalarda Allah’ın yaratıcı etki ve kudretini fark edip kavramaya çağırmakta, insanı harekete geçiren saikler, davranışlarının altında yatan içsel dürtüler hakkında derin ve sağlıklı bir görüş kazanması için onu tarihin verdiği ders üzerinde tefekkür ve teemmüle sevk etmektedir; ve bunun içindir ki Kur’an, kendisini “düşünenlere” hitab eden bir vahiy olarak nitelendirmektedir. Kısacası, zihinsel (intellectual) etkinlik hem Allah’ın istek ve iradesini daha iyi anlamanın güvenilir bir yolu olarak, hem de -ahlakî bilinç ve duyarlıkla pekiştirildiği takdirde- Allah’a kulluk etmenin en sağlam ve güvenilir yolu olarak öngörülmektedir. Bu Kur’ânî ilke Hz. Peygamber’e izafe edilen pek çok sahih Hadisle de pekiştirilmiş, desteklenmiştir; örn: “İlim için çaba sarf etmek kendisini Allah’a teslim edip boyun eğmiş erkek ve kadın (müslim ve müslime) herkes için kutsal bir görev (farîza)dır” (İbni Mâce); “Bilgili/eğitim görmüş kişinin [yalnızca namaz, oruç vb. belirli] ibadetleri yapan (zâhid) kişiye üstünlüğü dolunayın öteki bütün yıldızlara üstünlüğü gibidir” (Tirmizî, Ebû Dâvûd, İbni Mâce, İbni Hanbel, Dârimî). Sonuç olarak, inananların “Din hakkında derin ve sağlam bilgi elde etmek için çaba göstermeleri”ne ilişkin yükümlülükleri (li-yetefekkahû fi’d-dîn) ve bu çabalarının ürününü inanan kardeşleriyle paylaşmaları bilgilenmenin, pratik uygulaması da dahil, her çeşidini içine almaktadır.  
Mustafa Çavdar
swap_vert close
Müminlerin topyekûn hep birlikte savaşa çıkmaları gerekmez, her kabileden bir grup, kendilerine döndüklerinde toplumlarını uyarmak ve eğitmek üzere dinde derin kavrayış sahibi olmak için savaşa katılmamaları daha doğrudur. Umulur ki sınırları çiğnemekten çekinirler.
Mustafa İslamoğlu
swap_vert close
Fakat, (Medine dışında yaşayan yeni) mü’minlerin (ilim öğrenmek için Medine’ye doğru) hep birlikte yola koyulmaları doğru olmaz. İşin doğrusu şu değil mi: Onlara mensup her cemiyetten bir gurup (Medine’ye doğru) yola çıkmalı, dinde derin bir anlayış ve ilim elde etmek için çaba harcamalı[¹⁵⁵³] ve kendi toplumları arasına geri döndükleri zaman da onları uyarmalı[¹⁵⁵⁴] ki, (uyardıkları) o kimseler (yapmamaları gereken şeyler konusunda) sakınabilsinler.
[1553] Bu âyet, savaşta ya da barışta, eğitim ve öğrenimin toplumsal bir vecibe olduğunu, bu vecibenin toplumun üzerinden bu sorumluluğu birilerinin yerine getirmesiyle kalkacağını beyan eder. Kur’an bu çağrıyı “veri, data ve malumat” sahibi olmak için değil, “dinde tefakkuh sahibi olmak için” yapmaktadır. İlki “fıkıh tahsil etmeye”, ikincisi “bilgiyi elde etme, üretme ve iletmenin amacına dair derin bir bilinç kazanmaya” tekabül eder. Kişi insanların kurallar için değil, kuralların insanlar için olduğunu ancak bu tefakkuh sayesinde öğrenir. Hz. İsa’nın dilinde bu hakikat “insan sebt günü için değil, sebt günü insan içindir” şeklinde ifadesini bulmuştu (Markos 2:27-28). Zira Yahudileşen İsrâiloğulları tefakkuhsuz bir fıkıh tahsil ettikleri için, Cumartesi günü biri kuyuya düşse onu çıkarmamayı dindarlık sayıyorlardı. Her ne kadar Yahudi ilâhîyatında Pikvah nefeş dohe Şabat (can tehlikesi Şabat’ı öteler) ilkesi varsa da, bu insan canını korumayı zorunlu kılan bir ilke olmaktan çok bir keyfî “izin” ve “ruhsat” mahiyeti taşıyordu. “Dinde tefakkuh sahibi olmanın” tam açılımı şudur: “azim ve gayretle tüm melekelerini kullanarak insanın Allah’a neden borçlu olduğunun bilincine varsınlar ve gereğini yapsınlar diye…” İnsan ancak bu bilinç sayesinde Allah’ın hakkını teslim etmek için Allah’a kayıtsız şartsız teslim olur. [1554] Veya söz konusu olanın Medine’ye gelenler değil de, Medine’den çıkanlar olduğu varsayımından hareketle: “mü’minlerin topyekûn (savaş için) sefere çıkmaları doğru olmaz; onlar arasından her guruptan birileri sefere çıkmayıp, dinde derin bir anlayış ve ilim elde etmek için (şehirde kalıp) çaba harcamalı ve gidenler döndükleri zaman da toplumlarını uyarmalı değil mi?” Bu alternatif mâna, âyeti sonrasındaki 123. âyete göre anlamanın bir sonucudur. Bu sonuç Âl-i İmran 104 ile de uyumludur. Fakat tercihimiz, bu âyeti öncesine nisbetle anlamaya dayanır. Bu durumda, buradaki “sefer” ile yeni Müslüman olan kabilelerin akın akın Medine’ye gelmelerinin kastedildiği sonucuna varırız. Nüzûl ortamı da, bu tercihimizi teyit eder. Zira bu âyetlerin indiği 9. yıl, Kur’anî davetin bölgede hızla kabul gördüğü, İslâm’ı seçen kabilelerin kitle halinde Medine’ye akın ettiği bir dönemdir. Bu teveccüh hem ev sahipleri hem misafirler açısından birtakım insani sıkıntılara yol açmaktaydı. Bu yüzden âyet Medine’ye akın edenlerden cumhur cemaat gelmemelerini istemekte, içlerinden cins kafaları (tefakkuh sahipleri) seçip dini öğrenmek için göndermelerinin daha şık olacağını ifade etmektedir. Bu âyetteki “tefakkuh” tekellüf babındandır. Tıpkı tezekkür, taakkul, tedebbür, tefekkür gibi, elde etmek için “külfete katlanmayı” gerektirir. Bu yüzden tefakkuh, “külfetine katlanarak dinde derin anlayış kazanmak” demeye gelir. Çok sonraları ortaya çıkmış bir terim olan fıkıh ile karıştırılmamalıdır. Kur’anın emrettiği tefakkuhun yerini taklide dayalı fıkıh alınca, “derin anlayış” da yerini uçsuz bucaksız bir “sığlığa” bırakmıştır.  
Orhan Kuntman
swap_vert close
(Bununla beraber) müminlerin hepsinin toptan sefere çıkmaları da doğru değildir Her kabileden bir topluluğun geride kalıp dini ilimlerde geniş bilgi elde etmeleri ve kavimleri savaştan döndüğünde onları irşâd edip uyarmaları da gerekir. (Böyle bir görev yüklenerek geride kalmak da, Allah yolunda cihad sayılır.)
Osman Fırat
swap_vert close
İnsanların hepsi toptan sefere çıkacak değillerdi. Ama her kabileden bir cemâatin geri kalıp dini iyice öğrenmeleri ve (sefere gidenler) dönüp kavimlerine geldiklerinde, onları sakınmaları umuduyla uyarmaları için sefere çıkmamaları gerekmez miydi?
Ömer Nasuhi Bilmen
swap_vert close
Ve maamafih bütün mü'minlerin birden toplanıp sefere çıkmaları doğru değildir. Onların her bir fırkasından bir zümre dinde fekâhat sahibi olmaya çalışmalı ve kavimlerine dönünce de onları inzar etmelidirler. Umulur ki, onlar sakınırlar.
Suat Yıldırım
swap_vert close
Bununla beraber müminlerin hepsinin top yekün sefere çıkmaları uygun değildir. Öyleyse her topluluktan büyük kısmı savaşa çıkarken, bir takım da din hususunda sağlam bilgi sahibi olmak, dinî hükümleri öğrenmek için çalışmalı ve savaşa çıkanlar geri döndüklerinde kötülüklerden sakınmaları ümidiyle, onları uyarmalıdır.
Bu âyet, dini iyi öğrenmenin ve öğretmenin ne derece gerekli olduğunu ortaya koymaktadır. Zira dünya ve âhiret mutluluğu; Allah’ın hidâyetinin, kurtarıcı prensip ve ölçülerinin; rûhu ve lafzı ile, İslâm’ın doğru bilinmesine bağlıdır. [9,41 - 121]  
Süleyman Ateş
swap_vert close
İnsanların hepsi toptan sefere çıkacak değillerdi. Ama her kabileden bir cemaatin dini iyice öğrenmeleri ve dönüp kavimlerine geldiklerinde, sakınmaları umuduyla onları uyarmaları için sefere çıkmaları gerekmez miydi?
Bu âyet, bir ulusun, savaş zamanında dahi bilimsel fa'âliyetlerini sürdürmesini ve ilimle uğraşacak bir zümrenin görevlendirilip, onların sadece bu işe tahsis edilmesini öngörmektedir. Çünkü savaş yıllarca sürebilir. Bir ulusun ayakta kalabilmesi için dîn ve bilim adamlarının bilgi, inanç ve teknik bakımdan savaşan kütleyi beslemeleri gerekir. Bazı kimseler, İslâmda dîn adamı olmadığını söylerler. Gerçi İslâmda dîni seven, kendini ona veren anlamında dîn adamı yoktur. Çünkü dîni sevmek ve dînin yanında yer almak her bireyin üstüne farzdır. Bu anlamda herkes dînin adamıdır. Allah ile kul arasında aracılık yapan kişi anlamında da dîn adamı yoktur. Ancak, dîn uzmanı vardır. Bu âyet, toplumda dîn ve bilim uzmanlarının yetiştirilmesini öngörmektedir. Millet içinde bir grupun, dîn bilimlerini öğrenmek üzere görevlendirilmesini bu âyet, kifâye olarak farz kılmaktadır. Şayet toplumda dîn görevlerini öğretecek ve yönetecek hiç kimse bulunmazsa bütün toplum günâhkâr olur.  
Süleyman Tevfik
swap_vert close
Mü'minlerin kâffesi birden gazâ ve cihâda çıkmak yokdur. Her fırkadan bir takımı da, harbe gidenlerin 'avdetlerinde, Allâh Te'âlâ'dan haber itmelerini te'mînen onları ta'lîm ve inzâr iylemek üzere dînde kesb-i kemâl ve tefakkuh içün kalsunlar. [²]
[2] Cenâb-ı Hak Tebük gazâsında münâfıkların 'ayıblarını bildirdikden sonra Rasûlullah gazâ içün emir virdikde bütün erkekler çıkarlar ve Rasûlullah'ı yalnız bırakmazlardı. Memleketde hayât durur, iş ve güç ta'tîl olurdı. Bunun üzerine bu âyet-i kerîme nâzil olarak gazâya halkın bir kısmı gitmek bir kısmı da memleketde kalub Kur'ân ve dînde kesb-i kemâl itmek emr olundı. "İbni 'Abbas"  
Süleymaniye Vakfı
swap_vert close
Müminlerin tamamının savaşa çıkması gerekmez. Her kesimden bir takımı (Allah’ın savaşa çıkma emrini uygulamanın kişiye kazandırdıklarını görüp) dini kavramak ve geri döndüklerinde toplumlarını uyarmak için savaşa çıksa iyi olmaz mı? Böylece yanlışlardan sakınabilirler.
Şaban Piriş
swap_vert close
Müminlerin toptan savaşa çıkmaları gerekmez. Her topluluktan bir grubun dinde derinleşmek ve kavimleri geri döndüklerinde onları uyarmak ve sakındırmak için savaşa gitmeleri gerekmez mi? Umulur ki sakınırlar.
Ümit Şimşek
swap_vert close
Mü'minlerin hepsi birden savaşa çıkacak değildir. Her topluluktan bir kısmı savaşa çıkarken, içlerinden bir kısmı da dinleri hakkında iyice bilgi sahibi olmak için çalışmalıdır—tâ ki kavimleri geri döndüğünde, kötülükten sakınmaları için onları uyarsınlar.
Yaşar Nuri Öztürk
swap_vert close
İnananların hepsinin birden savaşa çıkmaları doğru değildir. Onların her kesiminden bir grubun dinde derin bilgiler edinmek ve sefere çıkan topluluk geri döndüğünde, korunmaları ümidiyle onları uyarmak için arkada kalmaları gerekmez mi?
Eski Anadolu Türkçesi
swap_vert close
daħı olmadı mü’minler kim çıķalar hep. pes nįşe çıķmadı her bir bölükden unlardan [103b] bir bölük tā faķılı olalar dįn içinde daħı korķıdu ħaber vireler ķavumlarına ķaçan döneler anlara anuñ-içün kim anuñ-içün kim anlar śaķınalar.
Satıraltı Meal (1534)
swap_vert close
Yoḳdur mü’minlere barçası ġazālıḳa gitmek, niçün her cemā‘atden gitmedibir bölük anlardan, ‘ālimler olmaġ‐ıçun dīn ‘ilminde, daḫı ḳorḳutmaġ‐ıçun ḳavmlerini anlara döndüklerinde. Ola kim ṣaḳınalar.
Bunyadov-Memmedeliyev
swap_vert close
(Ehtiyac olmadıqda) mö’minlərin hamısı birdən (cihada, döyüşə) çıxmamalıdır. Barı, hər tayfadan bir dəstə (elm öyrənmək, sonra da onuu dindaşlarına öyrətmək üçün) qalsın ki, camaatı (döyüşdən) qayıtdığı zaman onları (Allahın əzabı ilə) qorxutsun. Bəlkə, onlar (əldə etdikləri biliklər sayəsində yaramaz işlərdən, nalayiq hərəkətlərdən) çəkinsinlər!
M. Pickthall (English)
swap_vert close
And the believers should not all go out to fight. Of every troop of them, a party only should go forth, that they (who are left behind) may gain sound knowledge in religion, and that they may warn their folk when they return to them, so that they may beware.
Yusuf Ali (English)
swap_vert close
Nor should the Believers all go forth together: if a contingent from every expedition remained behind, they could devote themselves to studies in religion, and admonish the people when they return to them,- that thus they (may learn)(1373) to guard themselves (against evil).
1373 Fighting may be inevitable, and where a call is made by the (Amir al Mu'minin), ruler of an Islamic State, it should be obeyed. But fighting is not to be glorified to the exclusion of all else. Even among those who are able to go forth, a party should remain behind—one in each township or circle—for purposes of study; so that when the fighters return home, their minds may be attuned again to the more normal interests of religious life, under properly instructed teachers. The students and teachers are soldiers of the Jihad in their spirit of obedience and discipline. (R).  
Muhammed Hüseyin (R.A.)
play_arrow bookmark save_alt more_vert
  • content_copyÂyeti Kopyala
  • linkLinki Kopyala
  • photo_cameraGörüntü Oluştur
  • videocamVideo Oluştur
وَمَا كَانَ
ve (doğru) olmadı
الْمُؤْمِنُونَ
mü'minler
لِيَنْفِرُوا
sefere çıkmaları
كَٓافَّةًۜ
topyekûn
فَلَوْلَا نَفَرَ
fakat sefere çıkmalı değil miydi
مِنْ كُلِّ
herbirinden
فِرْقَةٍ
kabilenin
مِنْهُمْ
onlardan
طَٓائِفَةٌ
bir taife
لِيَتَفَقَّهُوا
iyice anlama- ları için
فِي الدّ۪ينِ
dini
وَلِيُنْذِرُوا
ve uyarmaları için
قَوْمَهُمْ
kavimlerini
اِذَا
o za- man ki
رَجَعُٓوا
döndüler
اِلَيْهِمْ
kendile- rine
لَعَلَّهُمْ
ta ki onlar
يَحْذَرُونَ۟
sakınırlar
Bununla beraber mü'minlerin topyekûn sefere çıkmaları doğru değildir. Fakat onlardan, her bir kabileden bir taifenin sefere çıkmaları, (diğerlerinin de) dini iyice anlamaları ve (seferden) kendilerine döndükleri zaman kavimlerini (Allah'ın âyetleriyle) uyarmaları gerekmez miydi? Ta ki onlar (Allah'a karşı gelmekten) sakınsınlar.
مَا
Zamir
مَا
Ne, şey, geçmiş zamanın olumsuzluk eki
كَانَ
Fiil-I
ك و ن
İdi, oldu
مُؤْمِن
Etken fiil-IV
ا م ن
İman eden, mü'min, inanan
نَفَرَ
Fiil-I
ن ف ر
Savaşa çıktı, sefere çıktı
كَٓافَّة
İsim
ك ف ف
Hep birden, topyekûn, hepsi
لَوْلَا
Tahdid edatı + Şart edatı
لَوْلَا
olmamış olsa, olmasa, keşke, eğer olmasaydı
نَفَرَ
Fiil-I
ن ف ر
Savaşa çıktı, sefere çıktı
مِن
Harf-i cer
مِن
-den, -dan
كُلّ
İsim
ك ل ل
Hep, hepsi, bütün
فِرْقَة
İsim
ف ر ق
Kabile, bölük, fırka
مِن
Harf-i cer
مِن
-den, -dan
طَٓائِفَة
İsim
ط و ف
Grup, bölük, kısım, taife, topluluk, zümre
تَفَقَّهَ
Fiil-V
ف ق ه
İyice anladı
فِى
Bulunma hâl eki
فِى
İçinde, -de, -da
دِين
İsim
د ي ن
Din, kanun, ceza
اَنْذَرَ
Fiil-IV
ن ذ ر
Uyardı
قَوْم
İsim
ق و م
Kavim, topluluk, toplum
اِذَا
İsim
اِذَا
O zaman ki, ne zaman ki, o takdirde
رَجَعَ
Fiil-I
ر ج ع
Döndü
اِلٰى
Edat
اِلٰى
-e kadar, -a kadar, -e, -a
لَعَلّ
Zamir
لَعَلّ
Belki, umulur ki
حَذِرَ
Fiil-I
ح ذ ر
Sakındı, çekindi, hazırlandı, korundu