Ve Allah bir topluluğu -onlara doğru yolu gösterdikten sonra (bile)- sakınıp gözetecekleri şeyler konusunda kendilerini [bütünüyle] aydınlatmadan asla sapıklıkla suçlamaz. ¹⁵⁰ Gerçek şu ki, Allah her şeyi aslıyla ve bütünüyle bilir. ¹⁵¹
150 Lafzen, “... suçlamak Allah’a yakışmaz/yaraşmaz” -yani, “bir toplumu doğru yola ulaştırdıktan sonra onları sapıklığa düşürmek”, Allah’ın mutlak ve sınırsız ilmiyle, yüceliğiyle kâbil-i telif olmaz. Yukarıda asıl metinde “onları sapıklığa düşürmez” şeklinde olan ifadeyi “sapıklıkla suçlamaz” şeklinde aktarırken, büyük klasik müfessirlerden bazılarının bu konudaki tefsirlerine dayandığımızı belirtelim (örn. Taberî, Râzî). “Onlara doğru yolu gösterdikten sonra” şeklindeki ifadeye gelince, Râzî bunu, “onları doğru yola (ruşd) davet ettikten sonra” şeklinde yorumluyor.151 Çoğu müfessirler, bu ayetle uyarılan kimselerin, 113. ayet indirilmeden önce, şirk (yani, Allah’tan başkasına tanrılık yakıştırma) tutum ve davranışı içinde ölen akraba ve dostlarının bağışlanması yolunda dua eden müminler olduğunu söylemişler ve bu ayetle, 113. ayette yer alan yasaklama vahyedilmeden önceki günlerde (yani, “onları sakınıp gözetecekleri şeyler hakkında iyice aydınlatmadan önce”) bu yolda yaptıkları girişimlerden, ettikleri dualardan ötürü müminlerin sorumlu tutulmayacağının ifade edilmek istendiğini ileri sürmüşlerdir. Öte yandan Râzî, alternatif bir başka yorum getirerek diyor ki: bu ayet, “Allah kendilerini sakınıp gözetecekleri şeyler hakkında bütünüyle aydınlattıktan sonra” bile hâlâ sapıklıklarına devam eden kafirlere ve münafıklara yöneltilen ve bütün sure boyunca vurgulanan kınama ya da suçlamanın ciddiyetini açıklamak maksadına matuftur. (Bu konuda bkz. 6:131-132 ve ilgili notlar). Bu yorum bizce, özellikle müteakip 116. ayet de gözönünde bulundurulduğunda diğer yorumdan daha kabule şayan görünüyor.