Cehennemlik oldukları, iyice belli olduktan sonra Peygambere de îman edenlere de akraba bile olsalar, müşrikler için (Allah’tan) af dilemek yoktur. ¹
1 Bu âyet, Ebû Tâlib hakkında indirilmiştir. Said b. Müseyyeb, Zührî, Amr b. Dinar ve Ma’mer’den gelen bir rivayete göre Ebû Tâlib son nefesini vermek üzere iken Peygamberimiz onu: “Allah’tan başka ilâh olmadığına” îman etmeye çağırdı. Orada Ebu Cehil ile Abdullah b. Ebi Ümeyye de vardı. Bunlar: “Ey Ebu Talib, Abdülmuttalib’in dininden vaz mı geçeceksin?” dediler. O da: “Ben Abdülmuttalib’in dini üzereyim” diyerek îman etmekten kaçındı. Bunun üzerine Peygamberimiz; “Allah’a yemin olsun ki, engellenmediğim sürece senin için af dileyeceğim” buyurdu. Bu olay üzerine bu âyet ve: “(Ey Muhammed!) Sen sevdiğin kimseyi hak yola ulaştıramazsın; ancak kimin hak yola ulaştırılacağını en iyi bilen Allah, dilediğini hak yola ulaştırır.” (Kasas: 56) âyeti nâzil oldu. (Müslim) Ayrıca bu konu ile ilgili olarak Bk. (Tevbe: 80, İbrahim: 4) Bu âyetlerin Peygamberimizin Mekke fethinden sonra, annesi Âmine’nin kabrini ziyaret edip ona istiğfar etmek istemesi üzerine indirildiği de rivâyet edilmektedir. Yani; Peygamberimizin annesi de amcası da Müslüman değildir ve cehennemdedir. Peygamberimizin buna benzer zelleleri için Bk. (En’am: 52, Kehf: 23, Tahrim: 1, Tevbe: 113, Abese: 1-4) Bu âyette; Peygamberlerin konumu net bir şekilde belirlenmektedir. Yani Peygamber bile olsa bir kimse; sevdiği bir kimseye, annesi de olsa amcası da olsa hidâyet veremez ve onu, cennete koyamaz. Bu iş tamamen Allah’a mahsustur. Bu âyet, ayrıca, “Cehennemlik oldukları iyice belli olduktan sonra, akraba dahi olsalar, müşrikler için af dilemek Peygambere de inananlara da yaraşmaz.” şeklinde de tercüme edilebilir.