(Münafıkların arasında) bir de Müslümanlara zarar vermek, kâfirlik etmek, Müslümanların arasına ayrılık sokmak ve daha önce Allah ve Rasûlü’ne karşı savaş açmış olan kimseye¹ yataklık etmek için mescid² yapanlar ve “(bununla) iyilikten başka bir şey istemedik” diye yemin edecek olanlar da vardır. Fakat bunların, kesinlikle yalancı olduklarına Allah şâhittir.
1 Bu şahıs Uhud’da şehit düşen Hanzala (r.a)’ın babası olan, cahiliye döneminde Hıristiyan olup, Uhud savaşı esnasında Peygamberimize düşmanlık yapan, Huneyn savaşından sonra da Şam’a kaçan ve Bizans’ı, Müslümanlar aleyhine kışkırtan ve Peygamberimizin “El-fasık” dediği rahip, Ebû Âmir idi.2 Mescid-i Dırar: Medîne’deki münâfıkların bir bölümü, İslâm’a karşı yıkıcı çalışmalarını örgütleyebilmek için, din maskesi altında görünmeye karar verdiler. Arkalarına rahip Ebû Âmir’i ve dolayısıyla da Bizans’ı almak, Ebû Âmir’in ajanlarının yolcu ve dilenci gibi gözükerek, hiç şüphe uyandırmadan kalabilecekleri bir karargâh olarak da kullanmak amacıyla bir mescid yaptırdılar. Sonra Hz. Peygamber’e gelerek; açılış merasimi olarak namaz kıldırmasını istediler. Fakat Rasûlullah, konuyu Tebük seferi dönüşünde düşüneceğini belirterek, bu teklifi erteledi. Daha sonra seferden dönüş esnasında, Medîne yakınındaki Zi-Evan denilen yerde bu âyetin inmesiyle Hz. Peygamber, şehre girmeden bu mescidin yıkılmasını ve yerinin de çöplük yapılmasını emretti. (Bu mescidin yeri halen çöplük olarak durmaktadır.) İslâm Devleti içerisinde, Müslümanların devlet Başkanının izni olmadan İslâm’a alternatif politikalar üretmek için yapılan veya İslâm’ı ve Müslümanları kontrol altında tutmak, İslâm’ı kendi sistemlerine uydurmak ve zararsız hale getirmek için kurulan her mescid “mescid-i dırar” konumundadır. Bu tür mescidlere Müslümanların itibar etmemeleri, mümkünse yıkmaları, bu âyetlerle emredilmektedir.