Onların mallarından kendilerini temizleyeceğin ve yücelteceğin bir sadaka al¹ ve onlara duâ et.² Çünkü senin duân, onlara huzur verir. Şüphesiz Allah, (söylediklerinizi) hakkıyla işitendir, (her şeyi) tam bilendir.
1 Bu âyetten; ticaret mallarıyla, hayvan ve ziraat mallarından zekât alma yetkisinin, Müslümanların devlet başkanına ait olduğu ve mükellefin onu, kendi kendisine fakirlere vermesinin kâfi gelmeyeceği anlaşılmaktadır. Peygamberimizin ve örnek halîfelerinin uygulamaları böyledir. Ancak, evlerdeki ev eşyasının zekâtları, şahıslar tarafından verilebilir. Çünkü zekât memurlarının bunları tespiti, zordur. (Elmalılı)2 Bunlar, Tebük Savaşına katılmayan Ebû Lübabe ve arkadaşları idi. Savaşa katılmayanlar hakkındaki âyetleri duyunca, kendilerini mescidin direklerine bağlarlar. Peygamberimiz, bunları mescidde görür ve “bunlar kim?” diye sorar. “Bunlar, siz çözünceye kadar kendilerini çözmemeye yemin ettiler.” denilince Peygamberimiz: “ben de yemin ederim ki, onların hakkında emir gelinceye kadar çözmem.” buyurur. Sonra da bu âyet, nâzil olur. Bu kimseler direklerden çözüldükten sonra; “Ey Allah’ın Elçisi, işte bizi senden alıkoyan mallarımız. Bunları al, Allah yolunda harca ve bizi temizle.” derler. Peygamberimiz de: “Ben sizin malınızdan almakla emrolunmadım.” buyurur. Sonra da bu âyet, nâzil olur. (Kurtubî)