Bir de ilkin iyi olan işini, kötü olan ötekisiyle karıştırıp (diğerlerine katıldığı halde Tebük’e katılmayan ve) günahını itiraf eden berikiler var. Allah’ın onların af taleplerini kabul etmesi beklenir; çünkü Allah tarifsiz bir bağışlayıcı, eşsiz bir merhamet kaynağıdır.[¹⁵²⁶]
[1526] Âyet sonlarında gelen el-esmâu’l-husnâ’nın iki tür kullanımı vardır: Birincisi ğafûrun rahîmun gibi belirsiz form, ikincisi el-ğafûru’r-rahîm gibi belirli form. Belirsiz formlar sıfattırlar. Fâilin zâtını değil vasfını ifade ederler. Yani zâta değil sıfata delâlet ederler. İşte bu yüzden belirsiz geldiği yerlerde bu sıfatlar özellikle o niteliklerin kullanıldığı âyet ya da âyetler grubunda anlatılan fiille doğrudan ilişkili olarak anlaşılmalıdırlar. Yani Îlâhî esmadan mücerret bir isim olarak değil, sonunda geldiği âyette anlatılan olayla bire bir ilişkili bir vasıf olarak. Fakat belirli geldiklerinde yukarıdakinin tersine sıfatlar isme dönüşür. Fâilin fiilini değil, zâtî özelliğini gösterirler. Sabittirler, zamana ve mekâna delâlet etmezler. Bunun delili huve zamirine isnat eden hiçbir ismin belirsiz gelmemesidir (Msl: Huve’l-ğafuru’r-rahîm). Zira huve mutlak Zât’a delâlet eder. Bu yüzden O’na isnat edilen sıfat, el takısı alarak isme yaklaşır. Bu farkın çeviriye şu ya da bu biçimde yansıması elbet gereklidir. Biz genellikle belirsiz formda kullanılan sıfatları, “tarifsiz bir bağışlayıcı eşsiz bir merhamet kaynağıdır” şeklinde, belirli kullanılan isimleri ise “mutlak bağış sahibidir, sonsuz merhamet kaynağıdır” şeklinde çevirmeye çalıştık (Bkz: 28:16, not 22; krş: 9:71, not 90).