Zulüm ve kötülüğün egemen olduğu diyardan göç edenler ile Din’e sahip çıkan ve koruyanların ¹³² ilklerine, önde gelenlerine ve bir de iyilik/doğruluk [yolun]da onları izleyenlere gelince, Allah onlardan hoşnuttur; onlar da Allah’tan. Ve O, onlar için içlerinde yerleşip sonsuza kadar yaşayacakları, derelerin, ırmakların çağıldadığı hasbahçeler hazırlamıştır: İşte en büyük bahtiyarlık budur!
132 Yukarıdaki anlam örgüsü içinde bizim “zulüm ve kötülüğün egemen olduğu diyardan göç edenler” ifadesiyle aktardığımız muhâcirûn (bkz. 2. sure, 203. not ve 4. sure, 124. not) terimi öncelikle, Mekke’nin henüz İslam düşmanlarının elinde olduğu dönemlerde, oradan, o günlerde hâlâ Yesrib diye bilinen Medine’ye göç eden (hâcerû) Hz. Peygamber’in Mekkeli arkadaşlarına matuftur; “onların ilkleri, önde gelenleri” ifadesi, bu göçmenlerin ilk kafilelerine, yani Miladî takvime göre 622 yılı içinde (ki bu tarih İslamî Hicrî takvimin de başlangıcıdır) yahut bu tarihten önceki ve sonraki birkaç yıl içinde Medine’deki Müslüman cemaatinin henüz güçlü Mekkeli müşriklerin tehdidi altında bulundukları dönemde Mekke’yi terk eden müminlere işaret etmektedir. Benzer şekilde ensâr (lafzen, “yardımcılar”) terimi de, bu anlam örgüsü içinde, din kardeşlerine kucak açıp onları barındıran, onlara yardım ve destek veren (nasarû) Medine halkından ilk mühtedîlere matuftur. Onların “ilklerinden, önde gelenleri”nden kasıt da, Hz. Peygamber ve Arkadaşlarının Medine’ye hicretinden önce ve bu tarihten az sonra İslam’ı benimseyenler ve özellikle de, Hz. Peygamber’le Yesribli Evs ve Hazrec kabilelerine mensup temsilciler arasında Mekke yakınlarında bulunan Akabe vadisinde, ilki yaklaşık Hicret’ten bir yıl önce, ikincisi birkaç ay önce yapılan ve Akabe Biatleri olarak bilinen iki görüşmede hazır bulunan kimselerdir. Bütün bunlarla beraber, muhâcirûn ve ensâr terimleri, bu tarihsel çağrışımlarını aşarak Kur’an’da daha genel ve kuşatıcı bir anlam yüklenmişler ve çok defa “zulüm ve kötülüğün egemen olduğu ortamdan” kendini ahlaken uzak tutan ve “Dîn’e sahip çıkan ve koruyan” kimseleri ifade eder olmuşlardır (bkz. 8. sure 78. not).