close
close
Kelimenin Kök Hâli ve Türevleri
close

Tâhâ Sûresi 96. Ayet Meali

Türkçe Transcript
swap_vert close
Kâle basurtu bimâ lem yebsurû bihi fekabedtu kabdaten min eśeri-rrasûli fenebeżtuhâ vekeżâlike sevvelet lî nefsî
Abdulbaki Gölpınarlı
swap_vert close
Samiri, onların görmediklerini gördüm ben, sana gelen elçi meleğin izinden bir avuç toprak aldım, eriyen külçeye attım onu ve nefsim, bu işi bana böylece hoş gösterdi dedi.
Abdullah-Ahmet Akgül
swap_vert close
(Samiri) Dedi ki: "Ben onların görmediklerini (manevi ve nurani görevlileri veya Dinin temel dengelerini) gördüm, böylece elçinin (vahiy getiren meleğin veya Musa Nebi’nin) izinden (öğretilerinden) bir avuç (bir miktar) alıp (içine) atıverince (veya; Elçinin tebliğ ettiği Dinin bir kısmını gereksiz görüp atıl hale getirince, Din özelliğini yitirmeye ve buzağı böğürüp ses vermeye başladı); böylelikle nefsim bana bunu hoşa giden (bir şey) gösterip (yaptırdı)."
Abdullah Parlıyan
swap_vert close
Sâmirî cevaben: “Onların göremediği bir şeyi gördüm, böylece elçinin izinden bir avuç alıp onu atıverdim, veya elçi olan Musa'nın öğretilerinden bir kısmını fırlatıp attım, böylelikle bana bu işi nefsim hoşa giden bir şey olarak gösterdi.”
Ahmet Tekin
swap_vert close
“Sana gelen vahy ve tebliğ ettiğin din konusunda, onların, İsrâiloğulları'nın göremedikleri, anlayamadıkları hususlara ben vâkıf oldum. Bu anlayışıma dayanarak elçinin, Cibril'in getirdiği vahyin epeyce bir kısmını ayıklayıp attım. İşte şu gördüğün, duyduğun nefsimin beni aldatarak sürüklediği oyun böylece ortaya çıktı.” dedi.
bk. et-Tefsîru’l-Kebir, 22/109-113.  
Ahmet Varol
swap_vert close
Dedi ki: "Ben onların görmediklerini gördüm ve elçinin (Cebrail'in) izinden bir avuç (toprak) aldım ve onu (buzağı heykelinin içine) [5] attım. Nefsim de böyle yapmayı bana hoş gösterdi."
5.Yahut süs eşyalarının eritildiği potanın içine.  
Ali Bulaç
swap_vert close
Dedi ki: 'Ben onların görmediklerini gördüm, böylece elçinin izinden bir avuç alıp atıverdim; böylelikle bana bunu nefsim hoşa giden (bir şey) gösterdi.'
Ali Fikri Yavuz
swap_vert close
Sâmirî şöyle dedi: “- Ben İsrail oğullarının görmedikleri Cibrîl'i gördüm de, O Rasûlün izinden bir avuç toprak aldım ve onu (erimiş mücevheratın içine) attım. Böylece bunu, bana, nefsim hoş gösterdi.”
Bahaeddin Sağlam
swap_vert close
Samiri: Onların bilmediğini ben bildim. Elçinin eserinden (kitabından) bir tutam bilgi aldım (o mücevheratın içine) atarak kullandım. İşte nefsim, bana böyle yapmamı hoş gösterdi, dedi.
Bayraktar Bayraklı
swap_vert close
Sâmirî, “Onların görmedikleri bir şey gördüm ve o elçinin bastığı yerden bir avuç avuçladım. Bunu ziynet eşyalarının eritildiği potaya attım. Bunu böyle nefsim bana hoş gösterdi” dedi.
Besim Atalay
swap_vert close
Sâmiri dedi ki: «Ben gördüm onların görmediğini, peygamberin izinden, bir avuç avuçladım, attım onun içine; böylecene nefsim beni aldattı!»
Cemal Külünkoğlu
swap_vert close
(Samiri) dedi ki: “Ben onların görmediklerini gördüm. Bana gelen ilahi elçinin (Cebrail'in) ayak izlerinden avucumu doldurarak onu erimiş altın külçesinin bulunduğu potaya attım. Böyle yapmamın iyi olacağı içime doğdu.”
Cemil Said
swap_vert close
Sâmirî: "Ben ânların görmediklerini gördüm. (Cibril ’aleyhisselâmın) ayağının altından bir avuç toprak aldım, erimiş zînetlerin içine atdım. Benim ’aklım böyle hükm itdi" cevâbını virdi.
Diyanet İşleri (Eski)
swap_vert close
Samiri: "Onların görmedikleri bir şey gördüm ve o sana gelen elçinin bastığı yerden bir avuç avuçladım. Bunu ziynet eşyasının eritildiği potaya attım. Nefsim böyle yaptırdı" dedi.
Diyanet İşleri (Yeni)
swap_vert close
Sâmirî, şöyle dedi: “Ben onların görmediği şeyi gördüm. Elçinin izinden bir avuç avuçladım da onu attım. Böyle yapmayı bana nefsim güzel gösterdi.”
Kur'an Yolu (Diyanet İşleri)
swap_vert close
“Ben onların görmediklerini gördüm, bu yüzden elçinin izinden bir avuç avuçladım ve onu attım. Nefsim beni böyle yapmaya itti” diye cevap verdi.
Diyanet Vakfı
swap_vert close
O da: Ben, onların görmediklerini gördüm. Zira, o elçinin izinden bir avuç (toprak) alıp onu (erimiş mücevheratın içine) attım. Bunu böyle nefsim bana hoş gösterdi, dedi.  
 Müfessirlere göre Sâmirî’nin, İsrailoğullarının görmeyip de kendisinin gördüğünü ve izinden bir avuç toprak aldığını iddia ettiği elçi, Hz. Musa’nın huzuruna gelen Cebrail idi. Sâmirî, onun atının bastığı yerlerin yeşerdiğini görmüş, izinin toprağından bir avuç alıp ateşe atmıştı. Âyeti, mecazî manada «Allah’ın ilham ettiği ilmi böyle kullandım» şeklinde anlamak da mümkündür.  
Edip Yüksel
swap_vert close
Dedi ki, "Onların görmediğini gördüm, elçinin öğretisinden bir kısmını alıp attım. Böyle uygun gördüm."
Elmalılı Hamdi Yazır
swap_vert close
Sâmirî: "Onların görmedikleri bir şey gördüm: (Sana gelen) ilâhî elçinin (Cebrail'in) izinden bir avuç (toprak) aldım ve onu (erimiş mücevheratın içine) attım. Bunu, bana böylece nefsim hoş gösterdi" dedi.
Elmalılı Meali (Orijinal)
swap_vert close
ben dedi, onların görmediklerini gördüm de Resulün izinden bir avuç avuçladım da onu attım, ve bana nefsim böyle hoş gösterdi
Emrah Demiryent
swap_vert close
(Sâmirî,) “Ben, onların görmediklerini gördüm. Elçinin izinden bir avuç alıp, onu attım. Böyle bir şey yapmamı bana, nefsim hoş gösterdi” dedi.
Erhan Aktaş
swap_vert close
Samiri: “Ben, onların anlamadıkları şeyi anladım¹. Resûlün öğretisinden az bir şey almıştım işte onu bıraktım. Bunu, bana nefsim hoş gösterdi.” dedi.
1- Halkın göremediğini, yani Mûsâ Nebi'nin sihir yaptığını anladım.  
Hasan Basri Çantay
swap_vert close
O da (şöyle) dedi: — «Ben onların görmediklerini gördüm. Binâen'aleyh o peygamberin izinden bir avuç (toprak) alıb onu (erimiş hulliyyâtın içine) atdım. Bunu bana nefsim hoş gösterdi böyle».
Hayrat Neşriyat
swap_vert close
(Sâmirî:) “(Ben, onların) görmedikleri şeyi gördüm ve (sana gelen) o elçinin(Cebrâîl'in atının) izinden bir avuç (toprak) avuçlayıverdim de onu (eritilmiş ziynet eşyâlarının içine) attım; böylece bunu nefsim bana hoş gösterdi” dedi.
İhsan Aktaş
swap_vert close
(Sâmiri) dedi ki: “Ben (kendi aklımca halkın inançlarında) onların görmediklerini (bir takım eksiklikler) gördüm de böylece elçinin eserinden (elçi sıfatıyla senin öğrettiğin dinden ve inanç sisteminden) bir avuç alıp (belli bir yere kadar yolunu takip ettim, ama sonra senin yanlış yolda olduğunu anlayınca) onu atıverdim ve bana nefsim böyle (bir şey yapmayı) hoş gösterdi.”(*)
(*) Eser kelimesi genellikle iz anlamıyla ele alınmış ve bunun “ayak izi” olduğu yönünde yorumlar yapılmıştır. Hâlbuki yukarıda 84. âyette yer alan Musa peygamberin konuşmasına dikkat edilirse, bu kelimenin “öğreti, risâlet, onlara tebliğ edilenler” anlamında olduğu görülür. Söylem, Hz. Mûsa’nın izinden gittiği, elçinin de bu puta inandığı söylemidir. 88. âyette Sâmirî bunu şöyle kullanır: “Bu, sizin ilâhınız ve Mûsa’nın da ilâhı, fakat o unuttu.” Burada yer alan “basartu” fiili, hem bir şeyi gözle görmeyi hem de onu zihnen kavrayıp iyice anlamayı ifade eder. Bu durumda Sâmirî, Hz. Mûsa’ya “Ben senin söylediklerinin bazılarının yanlış olduğunu anladım, halkın geri kalan kısmının da onları anlamadığının farkına vardım.” demek istemiştir. Zira Sâmirî, aşkın ve görünmeyen bir Allah fikrine karşı çıkıyor, halkın görünen ve elle dokunabilen somut bir tanrıya inanması gerektiğini düşünüyordu. Sâmirî’nin cevabında sözü edilen elçi Mûsa peygamberdir. Nitekim aşağıda da geçtiği gibi Müfessir Ebu Müslim el İsfahani’in de tefsiri bu şekildedir. Ve bu tefsiri hem Zemahşerî, hem Er Razi tercih etmiştir. Ayrıca ( تفسيرالتحرير والتنوير) ‘’et -Tahrir vet -Tenvir’’adlı eserin sahibi müfessir İbni Aşür de bu tefsirin Kur’an’ın zahir anlamına en yakın olduğunu söyleyerek tercihini bu şekilde belirtmiştir.. قال أبو مسلم الأصفهاني : ليس في القرآن تصريح بهذا الذي ذكره المفسرون فههنا وجه آخر وهو أن يكون المراد بالرسول موسى عليه السلا م وسنته ورسمه الذي أمر به ، فقد يقول الرجل : فلان يقفو أثر فلان ويقبض أثره إذا كان يمتثل رسمه -- المراد بأثره : دينه وسنته وعلمه - ويكون المعنى الإجمالى للآية : أن السامرى قال لموسى - كنت قد أخذت جانبا من دينك وعلمك ، ثم تبين لى أنك على ضلال فنبذت ما أخذته عنك وسولت لى نفسى أن أصنع للناس عجلا لكى يعبدوه لأن عبادته أراها هى الحق- ويبدو لنا أن ما ذهب إليه أبو مسلم ، أقرب إلى ما يفيده ظاهر القرآن الكريم ، إذا ما استبعدنا تلك الروايات التى ذكرها المفسرون فى شأن السامرى وفى شأن رؤيته لجبريل – وقد رجح هذا أيضا الرازي ورجحه الزمخشري بتقديمه في الذكر على تفسير الجمهور وبذلك يصح أن يحمل لفظ الرسول على المعنى الشائع المتعارف ، وهو من أوحي إليه بشرع من الله وأمر بتبليغ (التحرير والتنوير  
İlyas Yorulmaz
swap_vert close
Sâmiri Musa’ya “Onların göremedikleri bir şeyi gördüm. Elçinin insanlara öğrettiklerinden bir kısmını (tevhid inancını) alıp, attım. Nefsim bana böyle yapmamı hoş gösterdi” dedi.”
İsmayıl Hakkı Baltacıoğlu
swap_vert close
Samiri dedi: "Ben onların görmediklerini gördüm. Onun için elçini bastığı yerden bir avuç toprak alıp onu erimiş bezeneklerin içine attım. Gönlüm bunu böyle istedi."
İsmail Hakkı İzmirli
swap_vert close
Samiri dedi: Ben onların görmediklerini gördüm [²], Resûl/ün izinden bir avuç aldım [³] da attım. Böylece nefsim bana onu hoş gösterdi [⁴].
[2] Bilmediklerini bildim.[3] Ey Resul! Sizi haksız gördüm de senin dininden, sünnetinden bir şey fırlattım.[4] Nefsime uydum.  
İsmail Yakıt
swap_vert close
O da, “Ben onların görmediği bir şeyi gördüm. Elçinin öğretisinden [eser] önemli bir tutamı avuçladım ve onu/ tevhidi (fırlatıp) attım; böyle yapmayı nefsim bana hoş gösterdi” dedi.²³
23 Düşünce, idrak ve muhakemesi zayıf toplumlarda soyut düşünceler ve inançlar, somut formlara dönüşmeye başlar. Çünkü beyin soyut düşünemez hâle gelir. Böylece soyut bir tanrı inancı bu gibi toplumlarda somutlaşır ve tevhitten putperestliğe geçilir. Sâmirî olayı buna bir örnek teşkil eder. Hz. Musa’nın öğretisinden “tevhid”i çıkarıp atmıştır. Kendi gibi olup aldattığı kimselere de yaptığı buzağıyı tanrı olarak sunmuştur.  
Kadri Çelik
swap_vert close
Dedi ki: “Ben (kendi aklımca halkın inançlarında) onların görmediklerini (bir takım eksiklikler) gördüm de böylece elçinin izinden bir avuç alıp onu atıverdim (belli bir yere kadar yolunu takip edip sonra terk ettim) ve bana nefsim böyle hoş gösterdi.”
(Müfessirlerin genel görüşüne göre ise Samiri, Hz. Cebrail’i yere indiği şekli ile görmüş, onun ayağının altından veya atının ayak bastığı yerden bir avuç toprak almış ve bunu altın buzağının üzerine atmıştır. O da bundan ötürü böğürebilecek olmuştur. Veyahut bu bir avuç toprak o altın külçesini böğürebilecek bir buzağıya dönüştürmüştür. )  
Mahmut Kısa
swap_vert close
Sâmirî, hem durumunu mazur göstermek, hem de Mûsâ’yı övüp yücelterek muhtemel bir cezadan kurtulmak amacıyla, derhal bir yalan uydurarak: “Ben onların göremediği bir şeyi, yani melek Cebrail’in sana geldiğini gördüm. Sonra o Elçinin kutsal ayak izinden bir avuç toprak aldım ve onu, buzağı yapmak üzere erittiğim potanın içine attım. Böylece buzağı heykeli canlıymış gibi böğürmeye başladı. Biz de bunu Rabb’imizin bir mûcizesi sanıp secdeye kapandık. İçimdeki duygular, işte böylece beni bu işi yapmaya sürükledi. Ayrıca ben, Tanrıyı gözle görülemez, elle tutulamaz soyut bir varlık olarak tanımlayan bu inanç sisteminin, diğer müminlerin göremedikleri birtakım eksiklikler, yanlışlıklar içerdiğini gördüm. Bu yüzden, Peygamberin izinden, yani onun bıraktığı ilkelerden bir kısmını alıp dinin muhtevasından çıkardım. Bunu kötü niyetle yapmadım; böyle yapmamın iyi olacağı içime doğdu.” dedi.
Mahmut Özdemir
swap_vert close
-“Görmedikleri şeyi gördüm; Rasûl’ün izinden bir avuç aldım, hemen onu attım. Nefsim beni böyle kandırdı” dedi.
Mehmet Çakır
swap_vert close
Samirî: " Ben de halkın görmediğini gördüm. Resulün bastığı yerden bir avuç toz alıp potaya savurdum. İçimden böyle yapmak geldi. "
Mehmet Çoban
swap_vert close
Samiri; "Ben onların görmediklerini gördüm. Elçinin yere bıraktığı izden bir avuç aldım. Onu eritilmiş mücevheratın içine attım. Nefsim bana böyle yapmayı hoş gösterdi."
Mehmet Okuyan
swap_vert close
O da “Ben onların göremediği (bir gerçeği) gördüm. Elçinin mesajından bir kısmını aldım ve onu attım. İşte böyle, bunu [nefs]im bana hoş gösterdi.” demişti.
Mehmet Türk
swap_vert close
(Samiri): “Ben, (senin dininde) o (İsrail oğullarının) görmedikleri bir takım şeyler gördüm ve elçi (Cebrâil)’in öğretilerinden bir kısmını aldım (dininden) çıkartıp attım. Bunu bana nefsim hoş gösterdi.” ¹ dedi.²
1 Yani, Samiri: “Mûsa’nın dininde işime gelmeyen hükümler gördüm. Bunları beğenmediğim için onun dinini kendi düşüncelerime göre yorumlayıp bazı eklemeler ve eksiltmeler yaptım. Doğrudan doğruya inkâr etseydim belki buna muvaffak olamazdım.” diyerek, ta o günden bugünkü toplum ve sistem mühendislerine sahtekârca bir yöntem öğretmiştir. Bu yöntemin ana ilkesi: “inkâr etme, gönlüne göre düzenle” mantığıdır.2 Bu âyet: “Ben onların görmedikleri bir şey gördüm: (Sana gelen) elçinin (Cebrâil’in) izinden bir avuç (toprak) aldım ve onu (erimiş madenin içine) attım. Bunu, bana nefsim hoş gösterdi. dedi.” şeklinde de tercüme edilebilir. Ancak bu tercüme; Samiri gibi birisinin Cebrâil’i görmesinin mümkün olamayacağından dolayı, tercih edilmemiştir.  
Muhammed Esed
swap_vert close
“Ben onların göremediği bir şeyi gördüm; ⁸¹ ve bu yüzden, Elçi’nin öğretilerinden bir tutam aldım ve onu fırlatıp attım; içimde bir şey böyle [yapmaya] itti beni.” ⁸²
81 Belirtmek gerekir ki, besura (lafzen, “gördü” yahut “gören/görür oldu”) fiili “[bir şeyi] zihnen kavradı”, “vukuf kazandı” yahut “anladı” gibi deyimsel anlamlarla yüklüdür. Bunun içindir ki, Ebû Müslim İsfehânî (ki bu zatın yukarıdaki ayetin tamamıyla ilgili tefsirini Râzî analiz etmiş ve son derece makul bulduğunu ifade etmiştir) bu cümleye şu anlamı vermektedir: “Ben onların (yani, halkın geri kalan kısmının) anlamadığını anladım; yani, senin söylediklerinin, Ey Musa, bazılarının yanlış olduğunu fark ettim”. Öyle görünüyor ki, Sâmirî, müte‘âl ve görünmeyen Tanrı ya da Allah fikrine karşı çıkıyor ve halkın “görünen, elle dokunulabilen somut” bir tanrıya inanması gerektiğini düşünüyordu. (Ayrıca bkz. bundan sonraki not.)82 Başka bazı müfessirlerce ortaya konan birtakım hayal mahsulü açıklamaların tersine, Ebû Müslim (Râzî’nin kaydettiğine göre) eser (lafzen, “eser/kalıntı” yahut “iz”) terimini bir kişinin ve özellikle bir peygamberin “tebliğ ve uygulaması” yahut -daha toparlayıcı bir deyişle- “öğretisi” anlamındaki mecazî yüklemiyle açıklamaktadır; ve buna bağlı olarak, kabedtu kabdaten min eseri’r-rasûl fe-nebeztuhâ ibaresinin “Rasûl’ün öğretisinden bir tutam [yani, “onun bir kısmını”] aldım ve onu (öğretinin muhtevasından) çıkarıp attım” anlamına geldiğini ortaya koymuştur; bu yoruma göre, Sâmirî’nin “Rasûl” derken üçüncü tekil şahıs olarak kasdettiği kimsenin Hz. Musa’nın kendisi olduğu anlaşılmaktadır (önceki notta temas edildiği gibi, Ebû Müslim’in bu pasajla ilgili yorumunu Râzî olduğu gibi benimsemektedir). Kanaatimizce, Sâmirî’nin Hz. Musa’nın öğretisinden bir kısmını reddetmesi, onun putperestliğe ve Allah’tan başka nesnelere ya da varlıklara tanrısal nitelikler yakıştırmaya ilişkin bilinçaltı eğilimlerini açığa vurmaktadır: Tanrısal varlığın yahut en azından onun “tecellisi” olarak tasarlanabilen şeyin somut bir imajını ortaya koyarak kavranamaz, tasarlanamaz olanı insanın sınırlı algı ve duyu alanına yaklaştırmayı amaçlayan boş ve aldatıcı bir hayalcilikten ibarettir, bu yoldaki tüm çabalar insanın Allah’a ilişkin kavrayışını aydınlatacağına daha da bulanık bir hale soktuğundan, bu yönde atılan her adım en başta kendi amacını baltalamakta ve böylece çıkmaz bir yola sokulmuş olan dindar eğilimli kişinin manevî potansiyeli büsbütün ziyan edilmektedir: Kur’an’daki veriliş tarzı itibariyle, altın buzağı kıssasıyla anlatılmak istenen gerçek de, şüphesiz budur.  
Mustafa Çavdar
swap_vert close
O da: – Ben onların görmediği bazı şeyleri gördüm ve elçinin inanç sisteminden bir parçayı alıp attım, içimden böyle yapmak geldi, dedi. 7/104...156, 19/51...53, 23/45...49, 25/35, 26/10...48, 28/30...35, 37/116...122
Mustafa İslamoğlu
swap_vert close
O dedi ki: “Ben (bu) işe onların bakmadıkları bir gözle baktım;[²⁶¹⁹] bu nedenle de Elçi’nin (İnanç sisteminden) etkili bir parçayı çekip aldım ve kaldırıp attım:[²⁶²⁰] zira güdülerim beni böyle yapmaya sevk etti.”[²⁶²¹]
[2619] Bazı ilk tefsirlerde yer alan ve vahiy temeline dayanmayan rivayetler paralelinde bir okumaya alternatif olarak, müfessir Ebu Müslim’in bu alternatif okuma biçimini Râzî, hem kabul ederek hem de doğruluğunu dört maddelik bir açıklamayla destekleyerek nakleder (Karşıt görüş ve destek için bkz: Âlûsi ve İbn Âşûr). Ebsartu fiilinin raeytu anlamına geldiği hatırlanacak olursa, fiil somut bir şey görmekten de öte “bir görüşe varmak ve bir kanaate ulaşmak” vurgusunu da içerir (aynı kökten gelen besâir ile ilgili bir açıklama için bkz: 17:102, not 120). [2620] Veya Sâmirî’nin uydurduğu bir yalan olarak “Elçi meleğin bastığı yerden bir miktar toprağı içine attım”. “İz, belirti, bilgi, belge, delil” anlamlarına gelen eser, kökeni dolayısıyla “etkili” ve “kalıcı” yan anlamlarını bünyesinde barındırır. Klasik tefsir, er-Rasul’ün “vahiy meleği” olduğunu söylemişse de, Kur’an’ın hiçbir yerinde -belirlilik takısıyla- bu kelime Cebrail için kullanılmaz. Kaldı ki “Sâmirî’nin ayrıcalığı neydi ki Cebrail’i görebildi?” sorusuna getirilen cevapların hiçbir mesnedi yoktur (Bkz: Kurtubî). Müfessir Râzî’nin de katıldığı Ebu Müslim’in yaklaşımına göre, buradaki “Elçi” Hz. Musa’dır. “Çekilip alınan” ve “kaldırılıp atılan” da onun tebliğ ettiği mesajın “en etkili parçası” (eser) olan “tevhid”dir. Samirî, aşkın ve mutlak Allah inancının yerine, putperestçe düşüncelerinin ürünü olan somut, elle tutulup gözle görülür ‘tanrıları’ ikame ediyordu. Çoktanrıcı Apis kültü içinde bir alt totem olan İnek Tanrısı’nı hatırlatan inek yavrusu heykelini, işte bu nedenle yapmıştı. Sâmirî’nin Hz. Musa’ya “Elçi” demesi, müşriklerin Allah Rasûlü’ne “ey kendisine vahiy indirilen” (15:6) demesiyle aynı edebi üslubun eseridir (Krş: Meraği). [2621] Âyetin bu son cümlesi, Sâmirî’deki sapmanın kaynağına işaret etmektedir ki, o da içgüdülerinin etkisindeki bozuk tasavvurudur.  
Orhan Kuntman
swap_vert close
O zaman Sâmiri: "Ben onların göremedikleri bir şey gördüm. (Firavun'u helâk etmek üzere geldiğinde Cibril'i gördüm) ve o elçinin bastığı yerden bir avuç (toprak) avuçladım da onu (buzağı yapılırken) zinet eşyasının eritildiği potaya attım. Nefsim bana bu kötü işi hoş gösterdi" dedi. (Özür dilemeye kalkıştı.)
Osman Fırat
swap_vert close
(Sâmirî) dedi ki : "Ben onların görmediği şeyi gördüm. Elçinin izinden bir avuç avuçladım da onu attım. Ve böyle yapmayı bana nefsim güzel gösterdi. "
Ömer Nasuhi Bilmen
swap_vert close
(Sâmirî de) Dedi ki: «Onların görmediklerini ben gördüm. Artık Resûlün izinden bir avuç (toprak) aldım da onu attım ve nefsim bana öylece hoş göstermiş oldu.»
Suat Yıldırım
swap_vert close
“Ben, ” dedi, onların görmedikleri bir şeyi gördüm. O resul'ün izinden bir avuç toprak alıp onu potanın içine attım. İşte böylece nefsim böyle yapmayı bana hoş gösterdi. ”
Samirî bu sözü ile şunu demek istemişti: “Ben onların göremediklerini, yani Hayat bineği üzerinde sana gelen Cebrail (a.s.)’ı, gördüm. Kalbime bu duygu geldi, onun izlerinden bir avuç toprak aldım, onun bereketinden yararlanmak istedim.”  
Süleyman Ateş
swap_vert close
(Samiri): "Ben dedi, onların görmediklerini gördüm. Elçinin eserinden bir avuç aldım da attım; nefsim bana böyle (yapmayı) hoş gösterdi."
Süleyman Tevfik
swap_vert close
Sâmirî de: "Benî İsrâil'in görmediklerini ben gördüm. Meleğin ayağı basdığı yerden bir avuç toprak aldım. Onı altun ve gümüşün içine koydum. Buna, beni nefsim sevk itdi ve aldatdı" didi.
Süleymaniye Vakfı
swap_vert close
Samiri dedi ki “Ben onların göremediklerini görmüş, senin[*] yoluna sıkı sıkıya bağlanmıştım. Ama onu daha sonra hayatımdan çıkardım; hepsi bu. Canım böyle istedi.”
[*] İltifat  
Şaban Piriş
swap_vert close
O da:-Onların görmedikleri bir şey gördüm ve elçinin izinden bir avuç avuçladım ve onu attım. İşte nefsim bunu bana hoş gösterdi. dedi.
Ümit Şimşek
swap_vert close
Sâmirî dedi ki: “Ben onların görmediğini gördüm. Elçinin(7) izinden bir tutam alıp attım. Nefsim bana bunu hoş gösterdi.”
(7) Cebrail’in.  
Yaşar Nuri Öztürk
swap_vert close
Sâmirî dedi: "Onların görmediklerini gördüm. Resulün izinden bir avuç avuçladım da onu attım. Nefsim bana böylesini hoş gösterdi."
Eski Anadolu Türkçesi
swap_vert close
eyitti sāmirį “bildüm ol nesneyi kim bilmediler anı. pes al dura bir avuç yalavaç izinden pes bıraķdum anı. ancılayın kim itdüm bezedi baña nefsüm.'''
Satıraltı Meal (1534)
swap_vert close
Eyitdi: Ben görmedügi nesneyi bir avuç ṭopraḳ aldum Cebrā‘īl özinden, buzaġu üstine saçdum anı, anuñ gibi bu işi baña yaḫşı gösterdi nefsüm, didi.
Bunyadov-Memmedeliyev
swap_vert close
(Samiri) belə cavab verdi: “Mən (İsrail oğularının) görmədiklərini (Cəbraili) gördüm (yaxud bilmədiklərini bildim). Mən o Rəsulun (Allah elçisinin) ləpirindən (Cəbrailin atının ayağı dəydiyi yerdən) bir ovuc torpaq götürdüm və onu (çaladakı od içində əriyən bəzək şeylərinə) atdım (o da dönüb böyürən bir buzov oldu). Beləcə, öz nəfsim məni bu işə sövq etdi”. (Nəfsim bu işi mənə xoş göstərdi, mən də ona uydun).
M. Pickthall (English)
swap_vert close
He said: I perceived what they perceive not, so I seized a handful from the footsteps of the messenger, and then threw it in. Thus my soul commended to me.
Yusuf Ali (English)
swap_vert close
He replied: "I saw what they saw not: so I took a handful (of dust) from the footprint of the Messenger, and threw it (into the calf): thus did my soul suggest to me."(2621)
2621 This answer of the Samiri is a fine example of unblushing effrontery, careful evasion of issues, and invented falsehoods. He takes upon himself to pretend that he had far more insight than anybody else: he saw what the vulgar crowd did not see. He saw something supernatural. "The Messenger" is construed by many Commentators to mean the angel Gabriel. Rasul (plural, rusul) is used in several places for "angels" e.g., in 11:69, 77; 19:19; and 35:1. But if we take it to mean the Messenger Moses, it means that the Samiri saw something sacred or supernatural in his footprints: perhaps he thinks a little flattery would make Moses forgive him. The dust became sacred, and his throwing it into the calf s image made the calf utter a lowing sound! As if that was the point at issue! He does not answer the charge of making an image for worship. But finally, with arrogant effrontery, he says, "Well, that is what my soul suggested to me, and that should be enough!"  
Muhammed Hüseyin (R.A.)
play_arrow bookmark save_alt more_vert
  • content_copyÂyeti Kopyala
  • linkLinki Kopyala
  • photo_cameraGörüntü Oluştur
  • videocamVideo Oluştur
قَالَ
dedi
بَصُرْتُ
gördüm
بِمَا
o şe-yi ki
لَمْ يَبْصُرُوا
görmediler
بِه۪
onu
فَقَبَضْتُ
ve avuçladım
قَبْضَةً
bir avuç
مِنْ اَثَرِ
izinden
الرَّسُولِ
resulün
فَنَبَذْتُهَا
onu attım
وَكَذٰلِكَ
ve işte böyle
سَوَّلَتْ
hoş gösterdi
ل۪ي
bana
نَفْس۪ي
nefsim
(Sâmiri) "Ben onların görmedikleri bir şey (olan vahiy meleği Cebrail'i) gördüm ve (gördüğüm o) resulün (ayak) izinden bir avuç (toprak) avuçladım da onu (erimiş mücevheratın içine) attım. İşte böyle (yapmayı) nefsim bana hoş gösterdi" dedi.
قَالَ
Fiil-I
ق و ل
Dedi, buyurdu, söyledi
بَصُرَ
Fiil-I
ب ص ر
Gördü, gözetledi
مَا
Zamir
مَا
Ne, şey, geçmiş zamanın olumsuzluk eki
لَم
Olumsuzluk eki
لَم
-Me, -ma (olumsuzluk eki)
بَصُرَ
Fiil-I
ب ص ر
Gördü, gözetledi
بِه
Zamir
بِه
Onunla, kendisiyle
قَبَضَ
Fiil-I
ق ب ض
Daralttı, sıkı tuttu, avuçladı, çekti, kapattı
قَبْضَة
İsim
ق ب ض
Avuç, kabza
مِن
Harf-i cer
مِن
-den, -dan
اَثَر
İsim
ا ث ر
İz, eser
رَسُول
İsim
ر س ل
Resul, elçi
نَبَذَ
Fiil-I
ن ب ذ
Attı
ذٰلِك
İşaret zamiri
ذٰلِك
İşte bu, bunun için, bunda böyle
سَوَّلَ
Fiil-II
س و ل
Sürükledi, hoş gösterdi
ل۪ي
Zamir
ل۪ي
Bana, beni, benim, benim için
نَفْس
İsim
ن ف س
Kendi, kendisi, nefis, can